<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss'><id>tag:blogger.com,1999:blog-3491078016698213419</id><updated>2009-10-13T12:12:11.174-07:00</updated><title type='text'>VAKIFLAR    İLE    İLGİLİ    MAKALELER</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default?start-index=26&amp;max-results=25'/><author><name>Vakıflar Portalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10348583191573484327</uri><email>noreply@blogger.com</email></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>45</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3491078016698213419.post-7110223434789130879</id><published>2009-09-28T12:58:00.000-07:00</published><updated>2009-09-28T13:01:44.842-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beyazıt Sansı'/><title type='text'>VAKIFLAR MARŞI</title><content type='html'>VAKIF ESERLERİMİZ CEDDİMİZİN MİRASI&lt;br /&gt;HER BİRİ YÜZYILLARDAN OSMANLI HATIRASI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CAMİLER MEDRESELER, İMARETLER SEBİLLER&lt;br /&gt;HERBİRİ CEDDİMİZDEN NELER SÖYLÜYOR NELER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;VAKIFLARIN DUASI HEM VARDIR BEDDUASI&lt;br /&gt;VAKIFLARLA SARILDI YOKSULLARIN YARASI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;VAKIF ESERLERİMİZ YURDUMUZUN ZİYNETİ&lt;br /&gt;ONLARIN VARLIĞIDIR YÜCELTEN BU MİLLETİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YOKSULUN GÜÇSÜZLERİN YURDU VAKIFLARIMIZ&lt;br /&gt;EN GÜZEL VAKIFLARI KURDU ATALARIMIZ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;VAKIFLAR İDARESİ ÜLKEMİN HAZİNESİ&lt;br /&gt;VAKIFLARLA YÜKSELDİ UYGARLIĞIMIN SESİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdaki dizeler, bestesine dün son noktayı koyduğum Vakıflar Marşı’nın sözleridir.Üç ay önce Vakıflar Bölge Müdürü Hüseyin Özer ile konuşurken, sayın Bölge Müdürü;“Beyazıt bey siz güzel marşlar yazıyorsunuz. Vakıfların bir resmi marşı yok. bir şeyler yazsanız…” teklifinde bulundu.Sayın bölge müdürünün teklifi kafama yatmıştı.Başladık çalışmaya…Önce şiirini yazdık, sonrada özgün melodi arayışına giriştik.Zor ve hassas bir işti yapacağımız.Vakıfların Marşı, o tertemiz, asaletli, yapıcı, yaratıcı ve inançlı “vakıf ruhu”nu en güzel bir şekilde yansıtmalıydı.Üç ay gibi bir süreç içinde, nihavent makamında güzel bir marş çıktı ortaya.Tabii işin bir diğer zor kısmı henüz yeni başlayacaktır.Çünkü eseri ses ve saz sanatçılarına geçmemiz, prova etmemiz gerekiyor.İyi bir stüdyoda seslendirip CD haline getirmemiz gerekiyor.CD oluştuktan sonra da Vakıflar genel Müdürü adaşım Sayın Yusuf Beyazıt’a takdim etmemiz gerekiyor.Vakıflar Marşı eserimizin seslendirilmesi ve kayıt edilmesi konusunda Valimiz Mustafa Büyük’ten yardım talebimize, Sayın Valimiz sıcak baktığı intibaını verdi.Bayram sonrasında Edirne Devlet Korosu’nun sezonu açmasıyla birlikte Vakıflar Marşı’nın da kayıt süreci başlamış olacaktır.Bu cümlemizden anlaşılacağı gibi, Vakıflar Marşı’nın seslendirilmesi Edirne Devlet Koromuz tarafından yapılacaktır.Edirnemiz, vakıf eserlerinin en yoğun olduğu bir Osmanlı eski başkentidir. Vakıflar Marşı’nı yazmamızın bir gerekçesi bu olmakla birlikte, Vakıflar Genel Müdürü çalışkan, dürüst, cesur ve inançlı Sayın Yusuf Beyazıt’ın değerli şahsiyeti de bizi bu marşı yazmaya sevk etmiştir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3491078016698213419-7110223434789130879?l=vakiflarportali10.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/feeds/7110223434789130879/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=3491078016698213419&amp;postID=7110223434789130879' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/7110223434789130879'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/7110223434789130879'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/2009/09/vakiflar-marsi.html' title='VAKIFLAR MARŞI'/><author><name>Vakıflar Portalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10348583191573484327</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13468211044687257475'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3491078016698213419.post-1742181561641338345</id><published>2009-09-17T06:51:00.000-07:00</published><updated>2009-09-17T06:57:11.289-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mehmet Ergün'/><title type='text'>VAKIF MALINA YAN BAKAN KEDİNİN GÖZÜ KÖR OLUR</title><content type='html'>Vakıf* bir kişinin maliki ve sahibi bulunduğu servetin bir kısmını Allah rızası için hayırlı, faydalı ve yüksek bir gaye uğrunda harcanmak üzere kendi mülkiyetinden çıkarıp, Allah’ın mülkü sayması, durdurması ve hapsetmesi demektir. Yani vakıf malı dünya var oldukça Allah’ın mülkü hükmünde yaratıkların hizmetine adanmıştır. İlk vakıf Hz. İbrahim tarafından Kâbe’nin ve zemzem kuyusudur.&lt;br /&gt;           &lt;br /&gt;“Hayır işlerinde yarışın.” (1) “Hayır adına ne yaparsanız Allah onu bilir.” (2) “Kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile onları kendilerine tercih ederler.”(3) “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz.” (4) “Herkesin yaptığı iyiliği ve yaptığı kötülüğü hazır bulacağı günde kişi, kötülükleri ile kendi arasında uzak bir mesafe bulunmasını ister.” (5) “İman edip salih ameller işleyenler ise cennetliktir. Onlar orada ebedi kalacaklardır.” (6) “Zerre kadar iyilik yapan karşılığını görecektir.” (7) “İnsanoğlu ölünce amel defteri üç şey dışında kapanır: Kendisinden sonra iyi evlat bırakmışsa, istifade edilen bir ilim veya öğrenci yetiştirmişse veya hayri bir eser bırakmışsa, bu müstesna.” (8) “İnsanların en hayırlısı insanlara en çok yararı dokunandır.” (9)  “Kim mümin bir kardeşinin ihtiyacını giderirse Allah da onun ihtiyacını giderecektir.” (10) “Veren el alan elden daha üstündür.” (11) “Birbirlerine merhamet etmede, birbirlerini sevmede ve dayanışmada müminleri bir beden gibi görürsün. O bedenin uzuvlarından biri rahatsızlandığında diğer organları da aynı rahatsızlığı hisseder.” (12)&lt;br /&gt;            &lt;br /&gt;“İnsanlar ölür, diğerleri telef olur.” (13) “Ölen insan mıdır, ondan kalacak şey eseri, bir eşek göçtü mü, ondan da nihayet semeri ” (14) gereğince İslam medeniyeti yaratıklara hizmet olsun diye öz malını Allah’ın mülkü sayarak batı medeniyetinin aksine (15)  “insan insanın dostudur”, “yaratılanı sevdik yaratandan ötürü” (16) tezini pratik hayata geçirmiştir.&lt;br /&gt;           &lt;br /&gt;İslam tarihinde ilk vakıf örneklerini Hz. Peygamber’in uygulamalarında görüyoruz. Mekke’den Medine’ye gelir gelmez, Neccaroğulları’ndan bir arsa satın alarak üzerine mescit yapılmasını sağlamıştır. Hz. Peygamber’in Fedek, Hayber ve Kurayza hurmalıklarının gelirlerinin bir kısmı eşlerinin nafakası ve işçilerinin ücreti için ayrılırken, geriye kalanı da fakirlere, ihtiyaç sahiplerine ve yoksullara dağıtılması için vakfetmişti. Ayrıca, Hicret’in üçüncü yılında kendisine ait yedi parça hurma bahçesini vakfedip, gelirini İslami faaliyetlere tahsis etmiştir. Fedek’teki hurmalığını erzak ve parası tükenen yolculara, Hayber’deki hurma bahçesini de üçe taksim ederek ikisini Ehl-i İslam’a, bir kısmını Ehl-i Beyt’ine, bundan bir şey artarsa onu da fakir muhacirlere bırakmıştır. (17)&lt;br /&gt;           &lt;br /&gt;Hz. Ömer’in çok sevdiği Medine’deki Semg hurmalığını, Hz. Osman’ın da Rume kuyusunu satın alarak vakfettiği bilinmektedir. Hz. Ebu Talha da Asır Suresi (18)  inince Mescid-i Nebevi’nin karşısındaki Beyrehâ denilen çok değerli hurmalığını muhtaçlara bağışlamıştır. (19) Ebu’d Dahdah isimli sahabe de tek olan yedi yüz hurma ağaçlı bahçesini sadaka olarak bağışladığına Hz. Peygamberi şahit kılar. Hanımı çocuklarıyla birlikte bahçeyi terk ederken “alışverişin kazanç getirdi ya Ebu’d Dahdah!” (20) diyordu.&lt;br /&gt;           &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Örnek Bir Vakfiye:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;            &lt;br /&gt;“Ben ki İstanbul Fatihi abd-i aciz Fatih Sultan Mehmet, bizatihi alun terimle kazanmış olduğum akçelerimle satun alduğum, İstanbul’un taşlık mevkiinde kâin ve malûmu’l-hudut olan 136 bap dükkânımı aşağıdaki şartlar muvacehesinde vakfı sahih eylerim. Şöyle ki;           &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gayrı menkulâtımdan elde olunacak nemalarla İstanbul’un her sokağına ikişer kişi tayin eyledim. Bunlar ki, ellerindeki bir kap içerisinde kireç tozu ve kömür külü olduğu halde günün belirli saatlerinde bu sokakları gezeler. Bu sokaklara tükürenlerin, tükrükleri üzerine bu tozu dökeler ki, yevmiye 20’şer akçe alsunlar; ayrıca 10 cerrah, 10 tabip ve 3 de yara sarıcı tayin ve nasb eyledim.           &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar ki, ayın belli günlerinde İstanbul’a çıkarlar bilâistisna her kapuyu vuralar ve o evde hasta olup olmadığını soralar; var ise şifası ya da mümkün ise şifayab olalar. Değilse kendilerinde hiçbir karşılık beklemeksizin Darülacezeye kaldırılacak orada salâh bulduralar.           &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maazallah herhangi bir gıda maddesi buhranı da vaki olabilir. Böyle bir hal karşısında bırakmış olduğum 100 silah, ehli erbaba verile. Bunlar ki hayvanat-ı vahşiyenin yumurtada veya yavruda olmadığı sıralarda balkanlara çıkıp avlanalar ki zinhar hastalarımızı gıdasız bırakmayalar.           &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca külliyemde bina ve inşa eylediğim imarethanede şehit ve şühedanın harimleri ve Medine-i İstanbul fukarası yemek yiyeler. Ancak yemek yemeye veya almaya bizatihi kendûleri gelmeyûb güneşin loş bir karanlığında ve kimse görmeden kapalı kaplar içerisinde evlerine götürüle.” (21)&lt;br /&gt;           &lt;br /&gt;Ecdadımız vakfa ve vakıf malına çok saygılı davranarak  “vakfa yan bakan kedinin gözü kör olur” prensibine hep sadık kalmıştır. Servetine vakıf malı karışan insanın, malının bereketinin kaçacağına inanmıştır. Vakıf tarlasından geçtikten sonra, oradan ayakkabısına yapışacak toprağın kendi tarlasına intikalini önlemek için, ayakkabılarını çıkartıp silkelemişlerdir. Bu düşünceleri daha ileriye götüren vakıf, zeytinliğin kenarında bahçesi bulunan nice insan, vakıf zeytin ağaçlarına konan kuşların ayaklarıyla, kendi bahçelerine zeytin tanesi taşıyabileceği endişesiyle, sırf bu iş için bekçiler tutmuşlardır.           &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakıf kurucuları, insanı iliklerine kadar titreten beddualar yapmaktadırlar. İşte bu vakfiyelerden alınan birkaç örnek: “Bir nice zaman sonra, her kim ki, bir gün vakfı tahrif, tebdil, tağyir ve taklil cihetine meyl ve sülük eder ise, yerleri; gökleri ve bizleri yoktan var eden ve bunca nimetleri ihsan buyuran Allah'ın kahr ve gazabına uğrasın. Dünya ve ahirette rahat yüzü görmesin. Dünya ve ahirette rezaletten kurtulmasın.”           &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakfı değiştiren ve talan eden kimselere bir başka vakfiyede de şöyle denilmektedir:&lt;br /&gt;“Her kim ki vakıflara bizzat zarar vermeye niyet eder veya zarar kasteden bir kimseye yardım eder veya destek olursa; muhakkak ki, ahirette Allah’ın gazabına uğrar. Dünyada za&amp;shy;limlerden sayılır. Ahirette varacağı yer, cehennemdir.”          &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Allah’a inanan, kıyamet gününde sual, cevap, sırat, mizan, haşir ve hesaba iman eden kimse, vakfın usul ve şartlarını değiştirmesin. Kim ki, bunun aksine davranırsa Allah’ın gazabına uğrasın, dünya hayatında amelleri hüsrana uğrayanlardan olsun. Allah’ın rahmeti ve mağfiretinden kovulsun. Kuşkusuz Allah işiten ve bilendir. Allah’ın meleklerin ve bütün insanların lanetleri onu değiştirenin üzerine olsun.” (22)&lt;br /&gt;           &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Allah’a ve ahiret gününe inanan, güzel ve temiz olan Hazreti Peygamberi tasdik eden, Sultan, Emir, Bakan, küçük veya büyük herhangi bir kimseye, bu vakfı değiştirmek, bozmak, nakletmek, eksiltmek, başka bir hale getirmek, iptal etmek, işlemez hale getirmek, ihmal etmek ve tebdil etmek helal olmaz. Kim onun şartlarından herhangi bir şeyi veya kaidelerinden herhangi bir kaideyi bozuk bir yorum ve geçersiz bir yöntemle değiştirir, iptal eder ve değiştirilmesi için uğraşır, fesih edilmesine veya başka bir hale dönüştürülmesine kastederse, haramı üstlenmiş, günaha girmiş ve masiyetleri irtikâp etmiş olur. Böylece günahkârlar alınlarından tutularak cezalandırıldıkları gün Allah onların hesabını görsün. Malik onların isteklisi, zebaniler denetçisi ve cehennem nasibi olsun. Zira Allah’ın (c.c) hesabı hızlıdır. Kim bunu işittikten sonra, onu değiştirirse onun günahı, değiştirenler üzerindedir. Kuşkusuz O, iyilik edenlerin ecrini zayi etmez.”(Sultan II. Beyazıt’ın 1 Şubat 1495 tarihli vakfiyesinden) (23)&lt;br /&gt;           &lt;br /&gt;“Her kimse ki; vakıflarımın bekasına özen ve gelirlerinin arttırılmasına itina gösterirse; bağışlayıcı olan Allah-u Teâla’nın huzurunda ameli güzel ve makbul olup, mükâfatı sayılamayacak kadar çok olsun, dünya üzüntülerinden korunsun ve muhafaza edilsin.”(950 /1543 tarihli Kanuni Sultan Süleyman vakfiyesinden) (24)&lt;br /&gt;           &lt;br /&gt;Rakabesi-kuru mülkiyet- Allah’a, menfaati Allah’ın kullarına hasredildiğinden, bir de geniş yelpazeli bir hamiyet açılımı oluşundan en önemlisi de kul hakkı olduğundan vakıf malın hukukuna çok değer verilmiştir. “Vakıf malına bir çivi çakan abad olsun! “Vakıf malından bir çivi koparan berbat olsun” dua ve bedduaları dillere destan olurken ,“velayet”,  “vasiyet” ve “vakfı” kastederek; “itteku’l-voveyn”  “şu üç vav’dan sakınınız”(25) ikazı da meşhurdur. &lt;br /&gt;           &lt;br /&gt;Bütün bu ikaz, irşat ve tahzirlerden nasiplenmeyip vakıf malına uzanan kötü niyetlileri tedip için hususi mahkemeler de kurulmuştur. El-Maverdi (450/1058) Ahkamul Sultaniye adlı esrinde vakıf mallarını korumakla görevli olan “mezalim mahkemeleri”(26)’ nden söz eder.&lt;br /&gt;            &lt;br /&gt;Nurettin Topçu (1909–1975) “ahiret sermayesi ile dünyalık elde temek her baba yiğidin karı değildir. Cenab-ı Hak bu topluluğu, bu topluluğun çocuklarını böyle bir musibetten muhafaza etsin diye dua etmek düşer bize.” (27) Sözleriyle nazik ve beliğ bir üslupla ikaz ve irşat ediyor bizleri!&lt;br /&gt;           &lt;br /&gt;KAYNAKLAR&lt;br /&gt;*-Vakıf  “kanadı kırık kuşların tedavisi” ni dahi içine alan geniş bir “hamiyetler açılımı”dır. (“Vakıf Ruhu Üzerine”, Mehmet Nuri Yılmaz, Hürriyet, 11 Mayıs 2007)&lt;br /&gt;Geniş yelpazeli bir hamiyet açılımı olan vakıflar için , “öyleyse vakıf malına yan bakan kedinin gözü kör olsun” diyesi geliyor insanın. Çünkü din, dil ve ırk ayrımı yapmadan vakıfların kanat germedikleri varlık kalmamış nerdeyse. Kedi zalimlik yapmayıversin. Hakkına razı olsun!  - Hizmetçi ve çocukların ana -baba ve efendilerinden azar işitmelerinin önüne geçmek için kırdıkları çanak, bardak ve testilerin yerine yenisini almak için kurulan vakıflardır. (İslam Medeniyetinden Altın Tablolar, Prof. Dr. Mustafa Sibai (Ter: Nezir Demircan, M. Sait Şimşek), Uysal Kitabevi, Sebat Matbaası, Konya, 1979, s.135)  Basından alınan bu haberin sözü edilen vakıfların ne denli bir fonksiyona sahip olduklarının daha iyi anlaşılması için kısaltmadan, ilave etmeden:&lt;br /&gt;“Yumurta şikâyeti ölüm getirdi”&lt;br /&gt;“İzmir’de market sahibi, yumurtaları kıran çocuğu şikâyet için evine gitti. Bunun üzerine korkup çatıya çıkan çocuk, 5’inci kattan aşağıya düştü. İzmir’in Menemen ilçesinde, yumurtalarını kırdığı market sahibinin, ailesinden parasını istemeye gelmesi üzerine korkarak oturdukları 5 katlı apartmanın çatısına çıktığı öne sürülen Hamdullah Bora, bitişikteki binaya geçmek isterken düşerek hayatını kaybetti.Esatpaşa Mahallesi Tekin Sokak’taki Altıntaş Apartmanı’nda önceki gece yaşanan olayda, market sahibi Mustafa Yılmaz, Şehit Kemal İlköğretim Okulu 2’nci sınıf öğrencisi Hamdullah Bora’nın bir arkadaşıyla birlikte dükkânın önündeki yumurtaları bilerek kırdığını ileri sürerek, ailesine şikâyete gitti. Fiziksel engelli olan baba Mehmet Zeki Bora, oğlunun kırdığı yumurtaların parası olan 2.5 YTL’ yi market sahibi Yılmaz’a ödedi. Bu sırada korkan Hamdullah Bora, oturdukları 5 katlı apartmanın çatısına çıktı. Buradan bitişikteki binanın çatısına geçmeye çalışan Hamdullah Bora, ayağı kayarak beton zemine düştü.&lt;br /&gt;Hastanede öldü&lt;br /&gt;Ağır yaralı olarak Devlet Hastanesi’ne kaldırılan Bora, kurtarılamadı. Acılı baba, oğlunun koşarken marketin önündeki yumurtalara çarparak kırdığını belirterek, “Market sahibine parasını ödedim. Bu arada oğlum ortadan kayboldu. Sonra, çatıdan düşerek öldüğünü öğrendik” dedi.(Milliyet,1 Mayıs 2007.)&lt;br /&gt;-Sokağa atılmış, sahipsiz kedilere ciğer temin edilmesi için kurulan vakıflar&lt;br /&gt;-Zayıf hayvanların otlayıp beslenmesi için mera temin etmek için kurulan vakıflar&lt;br /&gt;-Sıvasta kışın kardan ve buzdan dolayı yiyecek bulamayan kuşlara yem temin etmek için kurulan vakıflar&lt;br /&gt;-Garip leyleklerin bakılması ve göç edemeyen kuşlar için yem almak için kurulan vakıflar&lt;br /&gt;-Kuşları daimi bir yapıya kavuşturmak için kurulan vakıflar. Onları yağmur, rüzgâr ve soğuktan korumak amacıyla yapılmış olup kuş evleri, binaların en çok güneş alan ve soğuktan en çok korunan cephesine ve saçak altına yapılmışlardır. Kuş evi kuş sarayı kuş köşkü gibi adlarla anılan daimi yuvalar Türk İslam geleneğine özgüdür.&lt;br /&gt;-Yollara tükürülen balgamların üstüne kül dökmek için kurulan vakıflar&lt;br /&gt;-Kütüphane araştırması yapanlara kalem ve kâğıt temin eden vakıflar&lt;br /&gt;-Öksüz, evlenemeyecek derecede fakir olanlara çeyiz temin eden vakıflar&lt;br /&gt;-Yaz aylarında sıcaktan bunalanlar için gölgelikler yapılması için kurulan vakıflar&lt;br /&gt;-Gerekli yerlere su kaplarının konulması için tesis edilen vakıflar&lt;br /&gt;-Yüksek dağ geçitlerinde kar ve tipiden korunmak için sığınak yapılması için kurulan vakıflar -Hac yolunda parasız kalanlara para dağıtılması için kurulan vakıflar&lt;br /&gt;-Hamalların sırtlarındaki yüklerini sırtlanabilmeleri için mola taşları dikilmesi amacına ilişkin kurulan vakıflar&lt;br /&gt;-Ramazan aylarında camilerde hurma, zeytin gibi iftariyeliklerin dağıtılması için vakıflar.&lt;br /&gt;-Cami ,türbe ve hayır kurumlarının duvarlarındaki ot ve yosunların temizlenmesi için kurulan vakıflar.&lt;br /&gt;-Camiler,medreseler,mektepler,hamamlar,daruşşifalar,hastaneler,kabristanlar&lt;br /&gt;-Camilerde mum yakılması ve mevlit okutulması için kurulan vakıflar&lt;br /&gt;-Ramazan ve mübarek günlerde fakirlere iftariye, yiyecek ve içecek dağıtılması için kurulan vakıflar&lt;br /&gt;-Kitap yazdırma, satın alma ve ciltlenmesi için kurulan vakıflar&lt;br /&gt;-Her medresenin yanında bir imaret kurulması için tesis edilen vakıflar&lt;br /&gt;-Yolcuların konaklaması ve dinlenmeleri, din ve kültür birliğinin kurulmasını kolaylaştırmak için ve açlıktan ölmek tehdit ve tehlikesi olanları sığındırmak için kurulan imarethaneler&lt;br /&gt;-Ticaret yolları üzerinde kervansaraylar kurulması için kurulan vakıflar&lt;br /&gt;-Sokakların aydınlatılması, temizlenmesi ve bazı şehirlerin muhtelif yerlerinde bahçeler açılması için kurulan vakıflar&lt;br /&gt;-Çeşitli köy ve şehirlerin gelişmesinde öncülük yapan vakıflar&lt;br /&gt;-Fethedilen yerlerde çeşitli müesseseleri tesis etmek için kurulan vakıflar&lt;br /&gt;-Derviş ve ahi ocakları tesis etmek kurulan vakıflar&lt;br /&gt;-Medrese duvarlarını çizen yaramaz çocukların çizgilerini silmek için –Mâhin Nukûş-kurulan vakıflar&lt;br /&gt;-Bayramlarda, baharda çocukların gezdirilmesi, okul çocuklarına gıda ve yiyecek yardımı yapılması için kurulan vakıflar&lt;br /&gt;-Sağlık tesisi, su ve yol tesisi için kurulan vakıflar&lt;br /&gt;-Kale, istihkam ve donanmaya yardım için tesis için kurulan vakıflar (Bkz: Türkiye Gazetesi Rehber Ansiklopedisi İstanbul,1984, cilt 17, s. 325 vd.)                                                                                                              &lt;br /&gt;-Selahaddin Eyyubi (1138 – 1193) malının tamamını hayır alanlarında harcamış olup, Şam ve Mısırı hayır kurumlarıyla donatıp bunların hiçbirinin üzerine kendi ismini yazdırmamıştı. Hayır işlerken nefsin payını yok etmek hususunda davranışların en güzelini sergileyerek vezirlerinin, komutan ve yardımcılarının adını kaydetmişti.(Sibai, a.g.e,s.128.)&lt;br /&gt;-Selahaddini Eyyubi Şamda biri süt diğeri de şekerli su –şerbet- musluğu yaptırmıştı. Böylece sütanneleri, haftada iki defa buraya gelir ve çocukları için süt ve şerbet ihtiyaçlarını temin ederlerdi.(Sibai, a.g.e,s.135.)&lt;br /&gt;-Gül fidanını diken evlad-ı fatihan şöyle bir vakfiye yazmış: “İş bu eşcar-ı gayr-i müsmirede bir zair mürurunda libası takıldıkta eşcar katledilmeye. Libasın bedeli ödene.” Vakfiyyenin bugünkü ifadesi:“Benim bu gülfidanlarımın önünden biri geçerken eteği takılırsa, aman gülün fidanını kesmeyin. Elbisenin parası ne kadarsa onu verin” diyor. Evlad-ı fatihan bunu yerine getirmek için de bir hamam ve altı dükkânın gelirini de vakfeder. (Nurs Yolu, Necmeddin Şahiner, Yeni Asya Yayınları, Osmanlı Matbaası, İstanbul, 1977, s.38.)&lt;br /&gt;-Alışveriş yapanların aldanmamaları için Pazaryerlerine ölçek, terazi ve kantar koymak için kurulan vakıflar (İslam’da İrşat, Dr. Süleyman Uludağ, Marifet Yayınları, Er-Tu Matbaası, İstanbul, 1984, s.108–109.)&lt;br /&gt;1-Bakara Suresi, 148.&lt;br /&gt;2-Bakara Suresi, 215.&lt;br /&gt;3-Haşr Suresi, 9.&lt;br /&gt;4-Al-i İmran Suresi, 92.&lt;br /&gt;5-Al-i İmran Suresi, 30.&lt;br /&gt;6-Bakara Suresi, 82.&lt;br /&gt;7-Zilzal Suresi, 7.&lt;br /&gt;8-Muhtar’ul Ehadis, Hadis No:126.&lt;br /&gt;9-Acluni, Keşf’ul -Hafa, Halep, Tarihsiz, c.2, s.233,Hadis No:1254.&lt;br /&gt;10-Muhtar’ul Ehadis’in Nebeviyye, es -Seyyid Ahmed el- Haşimi, Ter: A.Aydın, A.Fikri Yavuz, 5.Baskı, İstanbul, 1981, Hadis No:1265.&lt;br /&gt;11-Müslim, Sahih, İstanbul, 1981,  Zekât, 94.&lt;br /&gt;12-Buhâri, Sahih, İstanbul, 1981,  Edeb, 27.&lt;br /&gt;13-Martin Heidegger (1889 -1976)&lt;br /&gt;14-Mehmet Akif Ersoy (1887–1936)&lt;br /&gt;15-“İnsan, insanın kurdudur” Thomas Hobbes (1588 –1679)’un insanların bencillik ve kötülüğünü anlatan sözü.&lt;br /&gt;16-Yunus Emre (1238–1320)&lt;br /&gt;17- “Vakıf Ruhu Üzerine”, Mehmet Nuri Yılmaz, Hürriyet, 11 Mayıs 2007.&lt;br /&gt;18-(1.Asra yemin ederim ki 2. İnsan gerçekten ziyan içindedir. 3. Bundan ancak iman edip iyi ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.)&lt;br /&gt;19-Buhâri,Vasaya, 26.&lt;br /&gt;20-Sibai, a.g.e, s.130–131.&lt;br /&gt;21-http://www.guzeldunyam.com/Yararli-Bilgiler/bilgi.6.167-fatih+sultan+mehmet+hanin+vasiyetnamesi&lt;br /&gt;22-Vakıf Ve Manevi Sorumluluk Dr. Nazif Velikahyaoğlu23-TDV Haber Bülteni, 1999, Ocak -Şubat -Mart, Sayı:61, s. 23.&lt;br /&gt;24-TDV Haber Bülteni, 1999, Ocak -Şubat -Mart, Sayı:61, s. 21.&lt;br /&gt;25- www.osmanli.org.tr/yazi.php?bolum=4&amp;amp;id=291 - 41k –&lt;br /&gt;26-http://kitap.ihya.org/genel/samil.php?t2=oku&amp;amp;an=1244&amp;amp;g= %82lim.mahkemeleri&lt;br /&gt;27-TDV Haber Bülteni, Eylül -Ekim -Kasım 2003,Sayı: 79, s.14.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3491078016698213419-1742181561641338345?l=vakiflarportali10.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/feeds/1742181561641338345/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=3491078016698213419&amp;postID=1742181561641338345' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/1742181561641338345'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/1742181561641338345'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/2009/09/vakif-malina-yan-bakan-kedinin-gozu-kor.html' title='VAKIF MALINA YAN BAKAN KEDİNİN GÖZÜ KÖR OLUR'/><author><name>Vakıflar Portalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10348583191573484327</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13468211044687257475'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3491078016698213419.post-8058655570926014851</id><published>2009-09-06T14:37:00.000-07:00</published><updated>2009-09-06T14:40:38.310-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayhan Yüksel'/><title type='text'>ÇAVUŞLU TEŞVİKİYE MEDRESESİ PARA VAKFI</title><content type='html'>Osmanlı döneminde Görele kazasına bağlı bir köy, bugün bir belde statüsünde olan, yabancı seyyahlardan Mordtmann’ın Tschauschlü, Hamilton’un Chaousli imlası ile yazdıkları, kayda değer bilgi vermedikleri Çavuşlu adına, antik çağda ve XV. ve XVI. yüzyıllara ait tahrir kayıtlarında rast gelinmez. İleriki yıllarda Görele voyvodası olan Kuğu-oğulları ailesi ile öne çıkan Çavuşlu; Giresun yöresinde Bulancak, Piraziz, Espiye gibi bir iskele-pazar olarak kurulup gelişme gösteren yerleşim yerlerinden birisidir. Osmanlı-Safevi mücadelesinden (1578-1590) sonra asker ve mühimmat sevki nedeniyle önem kazanan ikinci derece iskeleler arasında, 1594-1595 yıllarında düzenlenen bir listeye göre Çavuşlar [Çavuşlu] da vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir iskele olarak kurulup gelişen Çavuşlu’dan, XIX. yüzyıl başlarında bölgeden geçen Bijişkyan da bahseder. Çavuşlu’nun bir iskele olarak gelişme gösterdiği, dönemin Osmanlı belgelerinden de anlaşılır. İskele olarak gelişme gösteren Çavuşlu’da buna paralel olarak bir hafta pazarı kurulması gündeme gelmiştir. Buna dair belgeye göre, “Çavuşlu iskelesi”nde Salı günü bir hafta pazarı kurulması için ahali tarafından verilen dilekçe Şurâ-yı Devlet’te görüşülerek karara bağlanmış, bu karar üzerine pazarın tesis edildiği Trabzon vilayetince Şurâ-yı Devlet’e, yani Danıştay’a arz edilmişti (30 Ağustos 1297/11 Eylül 1881).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çavuşlu iskelesinde hafta pazarı kurulması kararından sekiz yıl sonra da, hayır sahipleri tarafından yaptırılan Teşvikiye medresesinin öğrenimi için para vakfedilmesi gündeme geldi. Para vakıfları, dini amaçlarla belirli bir miktarda nakit parayı dağıtmak isteyen varlıklı kişiler tarafından kuruluyordu. Para vakıfları Fatih Sultan Mehmed döneminden itibaren uygulanmış ve Cumhuriyetin kuruluş yıllarına kadar uygulana gelmiştir. Çavuşlu’da Teşvikiye medresesinin öğrenimi için vâkıf’ın, yani para vakfedenlerin isimlerini ihtiva eden 10 Cemaziyelahir 1306 (12 Ocak 1889) tarihli tescil belgesinin üst tarafında “zîr-i defterde esâmîleri muharrer ashâbü’l-hayrâtın Çavuşlu Pazarı’nda kâin Teşvikiye nâm medresenin tedrisine mahsus nukûd-ı mevkufe defteridir” kaydı bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belgeye göre, Teşvikiye medresesi için para vakfedenler Çavuşlu’dan 27 (% 38.03), Gülef’ten 23 (% 32.40), Yeniköy’den 17 (% 23.95), Şah Ali’den 2 (% 2.81), Heri’den 2 (% 2.81) olmak üzere 71 kişidir. Vakfedilen para miktarı 4010 guruştur. Bunun 1560 guruşu (% 38.90) Çavuşlu, 1125 guruşu (% 28.05) Gülef, 1025 guruşu (% 25.56) Yeniköy, 200 guruşu (% 4.99) Heri, 100 guruşu (% 2.50) Şah Ali köylülerince karşılanmıştır. Toplanan 4010 guruş, vekil Kuğu-zâde Mehmed Numan Efendi tarafından vakfa mütevelli tayin edilen müderris İbrahim Efendi’ye teslim edilmiştir. İbrahim Efendi, mütevelli olarak 20 guruş ücret alacak, % 10 üzerinden işletilerek hasıl olan gelirinin % 80’i medrese müderrisine verilecek, müderris de bu meblağı medresenin öğrenim masraflarına harcayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PARA VAKFEDENLERE AİT LİSTE:&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çavuşlu köyü&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Kurd-zâde [Mehmed] Numan Efendi, 100 guruş; Tüysüz-zâde İbrahim Hakkı Efendi, 100 guruş; Hacı Hasan-zâde Abdullah Ağa, 50 guruş; Emanet-zâde Ahmed Ağa, 50 guruş; Hoca-oğlu Ali Reîs, 50 guruş; İmam-oğlu Temel Ağa, 50 guruş; Hacı İzzet-zâde Abdülhamid Efendi, 50 guruş; Gül-oğlu Ali Ağa, 50 guruş; Beşe-oğlu Mustafa Ağa, 50 guruş; Gürcü-zâde İzzet Efendi, 50 guruş; Gürcü-zâde Ali Efendi zevcesi, 25 guruş; Emanet-zâde Ahmed Ağa zevcesi, 25 guruş; Hacı Ali-zâde İbrahim Ağa, 50 guruş; Abdullah oğlu Hurşid Ağa, 50 guruş; Kuğu-zâde Tufan Bey, 100 guruş; Berber-zâde İsmail Ağa, 50 guruş; Eyüb-oğlu Ali Efendi zevcesi Fatma Hatun, 50 guruş; Kenan-oğlu zevcesi Nâime Hatun, 100 guruş; Kenan-oğlu Hüseyin Onbaşı zevcesi, 50 guruş; Hacı Ali-zâde Arif Ağa, 100 guruş; Kuğu-zâde Süleyman Bey zevcesi Nokta Hatun, 50 guruş; Osmanbey-oğlu İbrahim, 55 guruş; Osmanbey-oğlu Seyid Ali, 55 guruş; Sofu-oğlu Hasan Ağa, 50 guruş; Yeniçeri-oğlu Hasan Ağa, 25 guruş; Sarı Osman-zâde Hacı Osman Ağa, 100 guruş; Serendi-oğlu Sayid Ağa, 25 guruş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yeniköy&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kurd-zâde Hüseyin Ağa zevcesi, 100 guruş; Aydın-zâde Hasan Efendi, 50 guruş; Ahmed oğlu Ahmed, 50 guruş; Memi-oğlu Monla Mustafa, 50 guruş; Hacı-oğlu Abdülhalim, 50 guruş; Hamza-oğlu Abdullah Usta, 100 guruş; Punaz-oğlu Mehmed Ağa, 50 guruş; Genç Ali-oğlu Osman Efendi, 100 guruş; Ali Boz-oğlu Ali Osman Efendi, 50 guruş; Kuğu-zâde Mürsel Bey, 50 guruş; Hacı-oğlu Osman, 50 guruş; Yosma-oğlu Hacı Mehmed Ağa, 50 guruş; Kuğu-zâde Rüstem Bey, 50 guruş; Gökçe-zâde Ali Efendi, 50 guruş; Hacı-oğlu Aziz Reîs, 50 guruş; Müderris Karaman-zâde İbrahim Efendi, 100 guruş; Gökçe-oğlu Osman, 25 guruş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Gülef köyü&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Halil oğlu Monla Halil, 50 guruş; Gürcü-zâde Abbas Efendi, 50 guruş; Sakallı-oğlu Ali Osman Ağa, 50 guruş; Tüysüz-zâde Ömer Ağa, 50 guruş; Elmacı-zâde Salih Ağa, 50 guruş; Musa Alisi-oğlu Abdullah, 25 guruş; Tahmaz-zâde Hüseyin Ağa, 100 guruş; Şirin Ali-oğlu Halil, 50 guruş; Tüysüz-zâde Ahmed Efendi, 50 guruş; Tüysüz-zâde Ömer Ağa, 50 guruş; Mamuç-oğlu Mehmed Ağa, 50 guruş; Ali oğlu Monla Ali, 50 guruş; Şirin Ali-oğlu Yusuf, 25 guruş; Tüysüz-zâde Mehmed Ağa, 50 guruş; Topkara-oğlu Ali Ağa, 50 guruş; Dandan-oğlu Ali Ağa, 50 guruş; Halil-oğlu Mehmed Ağa, 50 guruş; Medik-oğlu Mehmed, 50 guruş; Tenk-oğlu Ali, 25 guruş; Sakallı-oğlu Hasan, 50 guruş; Mamuç-oğlu Hüseyin Ağa, 50 guruş; Ali Usta oğlu Hüseyin, 50 guruş; Elmacı-oğlu Emin Hasan, 50 guruş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Şah Ali köyü&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Fildir-oğlu Mustafa Usta, 50 guruş; Hendi-oğlu Mehmed Reis, 50 guruş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Heri [=Kekiktepe] köyü&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;İliksiz-oğlu Hasan Reîs, 50 guruş; Albar-oğlu Hacı Halil Ağa, 150 guruş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAYNAKLAR:&lt;br /&gt;A. D. Mordtmann D. Ä, Anatolien Skizzenn Und Reisebrife Aus Kleinasien, 1850-1859 (nşr. Franz Babinger), Hannover 1925, s. 411; William J. Hamilton, Asıa Minor, Pontus, and Armenia, London 1842, s. 252; F. Emecen, Doğu Karadeniz’de İki Kıyı Kasabasının Tarihi: Bulancak-Piraziz, İstanbul 2006, s. 17; Y. Halaçoğlu, Osmanlılarda Ulaşım ve Haberleşme (Menziller), Ankara 2002, s. 148; Bijişkyan, Karadeniz Kıyıları Tarih ve Coğrafyası, 1817-1819, (trc. ve notlar: H. Andreasyan), İstanbul 1969, s. 38-40; Salnâme-i Vilayet-i Trabzon, Trabzon 1293, s. 150; BOA, ŞD, nr. 1834/4; İsmail Kurt, Para Vakıfları, İstanbul 1996, s. 69 vd; H. Cin-A. Akgündüz, Türk-İslâm Hukuk Tarihi, İstanbul 1990, II, s. 42-43; A. Akgündüz, İslâm Hukukunda ve Osmanlı Tatbikatında Vakıf Müessesesi, Ankara 1998, s. 163; M. Çizakca, İslâm Dünyasında ve Batı’da İş Ortaklığı, İstanbul 1999, s. 115-118; GŞS, nr. 1339, s. 80.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3491078016698213419-8058655570926014851?l=vakiflarportali10.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/feeds/8058655570926014851/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=3491078016698213419&amp;postID=8058655570926014851' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/8058655570926014851'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/8058655570926014851'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/2009/09/cavuslu-tesvikiye-medresesi-para-vakfi.html' title='ÇAVUŞLU TEŞVİKİYE MEDRESESİ PARA VAKFI'/><author><name>Vakıflar Portalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10348583191573484327</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13468211044687257475'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3491078016698213419.post-9146209141785085241</id><published>2009-06-09T12:52:00.000-07:00</published><updated>2009-06-09T13:01:26.907-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='H Kübra Ergin'/><title type='text'>DOĞUDAN BATIYA VAKIF MÜESSESESİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/Si6_ZKRQUmI/AAAAAAAAAI8/dUJMmRPosNg/s1600-h/h_k_ergin.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5345420246709719650" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 169px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/Si6_ZKRQUmI/AAAAAAAAAI8/dUJMmRPosNg/s200/h_k_ergin.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Her medeniyetin kendine mahsus idealleri, değerleri ve prensipleri olduğu gibi; bunların hayata geçirilmesi için tesis edilmiş müesseseleri vardır. İnanılan dünya görüşünün sadece bir ideal, bir mefkûre olarak kalmayıp hayata biçim verebilmesi için bu müesseseler gereklidir. Bir medeniyetin rûhu olan inanç ve değerler bu müesseselerle şekle bürünür ve âdeta o medeniyetin sembolü olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Meselâ kapitalist dünya görüşünün sembol kurumları nasıl ki fabrika, dev alışveriş merkezleri, borsa ve piyasa ise; sosyalist dünya görüşünün sembol kurumları da ordu, istihbarat kurumu, sovyet (meclis) politbüro gibi kurumlardır. Bu sembol kurumların benzerleri başka düzenlerde bulunsa da bu dünya görüşlerindeki yerlerinde değildirler. Bunun gibi İslâm medeniyetinin sembol kurumlarının da «vakıflar» olduğunu söylemek mümkündür.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Vakıf müesseseleri Müslüman toplumun organizasyonunda ve gerek tabiî gerek kültürel ihtiyaçlarını karşılamasında en önemli faaliyet vasıtası olmuştur. Bilhassa Osmanlı’da vakıflar; eğitim, sağlık, bayındırlık, ulaşım, sosyal güvenlik ve hattâ finans gibi birçok medenî ihtiyacın karşılanmasını sağlamışlardır. Üstelik bu hizmetleri, halkın en yoksul kesiminin de güçlük çekmeden alabileceği şekilde verebilmiş olması bugün dahî ulaşılamamış bir seviyedir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Günümüzde sadece «içme suyu»nun değil, kullanma suyunun bile belediyeler tarafından halka kârlı bir fiyatla satıldığı yönünde şikâyetleri göz önüne alınca; henüz Osmanlı’daki halkçı kültüre ulaşamadığımızı kabul etmek zor gelmeyecektir. Üstelik Osmanlı vakıflarında yolcular, hastalar hattâ göçmen kuşlar bile düşünülmüştür.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;O çağlarda devletlerin eğitim, sağlık ve bayındırlık hizmetleri vermesi gerektiği yönünde bir beklenti olmadığı; zaten devletlerin bu işlere yetecek kadar vergi de toplamadığı düşünülürse, vakıfların medeniyetimizdeki önemi daha iyi anlaşılacaktır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Esasen devletlerin bu hizmetleri vermesi anlayışı batıda da ancak Sanayi İnkılâbı’ndan sonra gelişmiştir. Devletin vergi toplama imkânı arttıktan (ve biraz da İslâm medeniyetinden örnek alınarak kurulmuş, ancak daha sonra suiistimallere âlet edilmiş kilise vakıflarının devletleştirilmesinden sonra) bu hizmetleri vermek, devletin görevi sayılır olmuştur. Daha önceleri halkın sağmal hayvanlardan farksız olduğu feodal düzende eğitim, sağlık şöyle dursun; beslenme ve barınma hakkından bile söz edilmemektedir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kiliselerin topladığı bağışlar halka değil sözde mukaddes savaş için donatılan Haçlı ordularının masraflarına harcanmıştır. Bu seferler Avrupalılara siyasî bir başarı getirmediyse de İslâm ülkelerini tanıma şansı sağlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Böylece eğitim, sağlık, bayındırlık ve sosyal güvence hizmetleri önce kilise vakıfları daha sonra devletler eliyle sağlanır olmuştur. Bazı toplumlar ise kilisede görülen yozlaşmalara tepki olarak devletin rolünü daha da genişletmiş; üretim vasıtalarının kamulaştırıldığı komünist devlet modelini ortaya çıkarmışlardır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ancak unutulmamalıdır ki; üretim vasıtaları ve hizmetlerin kamulaştırılması suiistimalleri önlemek bir yana daha da kötüleştirmiştir. Komünist devletlerde halkın sefaletine duyarsız bir partizan oligarşi ortaya çıkmış, bunlar o çok kınadıkları burjuvadan ve kilise para babalarından bin kat daha beter uygulamalar yapmışlardır. Hâlen Rusya gibi ülkelerde ordu ve istihbarat teşkilâtında yapılanmış mafya kurumu, ülkenin petrol gelirinden büyük bir pay almaktadır. Kapitalist ülkelerdeki büyük finans sahipleri ve bankerlerin Rusya gibi ülkelerdeki karşılığı da politbüro içinde yapılanmış bu mafya olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu sebeple günümüz dünyası; sosyalist düzenle birlikte daha hakça bir paylaşımın mümkün olacağına inancını kaybetmiş, kapitalist düzenin alternatifsiz olduğu yönünde bir düşünce yapısına mahkûm kalmıştır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kısacası, mülkiyet hürriyetini kabul etmekle birlikte kapitalistleşmemesi; mal ve parayı, yaratılış gayesine uygun olarak insanın emrine vermesi bakımından hiçbir medeniyet İslâm toplumlarının ortaya koyduğu vakıf medeniyetinin seviyesine ulaşamamıştır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Elbette bugün dünyada sistemi ayakta tutabilmek adına bazı sağlık, eğitim gibi alanlarda sosyal yardımlar yapılmaktadır. Ancak bunlar halkın isyanını bastıracak derecede bir sus payı hükmündedir; insanca yaşamak ve kendini geliştirmek imkânı sağlayacak seviyeye ulaşmamaktadır. Üstelik bu kurumların yönetimindeki suiistimaller ve bütçeye getirdikleri ağır yük; devletlerin sosyal güvenlik ve eğitim gibi kurumlarını özel sektöre devrederek sırtından atması seçeneğini gündeme getirmektedir. Bu ihtimalin gerçekleşmesi durumunda özel kurumlardan hizmet almaya gücü yetmeyenlerin sonu çok kötü görünmektedir. Dahası dünya ekonomisinin gidişatı da halkın büyük çoğunluğunun bu hizmetleri satın almasının mümkün olmayacağını göstermektedir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Şu anda kapitalizmin ayakta kalabilmesi dahî, Amerika’nın İslâm medeniyetinden örnek alarak oluşturduğu vakıf ve gönüllü teşekküllerin destekleri sayesinde mümkün olmaktadır. Günümüzde Avrupa ve Amerika’da yığınlar hâlinde halk, devletin, kiliselerin veya özel vakıfların yardımlaşma kurumlarından aldıkları yardımlarla hayatlarını veya eğitimlerini sürdürmektedir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Her medeniyette birbirine benzer kurumlar olması tabiîdir. Sonuçta her insan, toplumda itibarlı ve şerefli bir yere gelmek için iyilik yapmak ve ardında iyi bir ad bırakmak ister. Bilhassa ehl-i kitabın ortak inançlarından olan âhiret inancı ve Allâh’ın iyilik yapanlara vaad ettiği mükâfat umudu, Hıristiyanlarla Müslümanların benzer duygu ve buna bağlı olarak benzer kurumlara sahip olmasını açıklar. Ancak yine de her medeniyetin kurumları özde ve biçimde bazı kökten farklılıklar taşır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Amaçların hassâsiyetlere uygun olarak gerçekleştirilmesi için her medeniyetin müesseselerinin kendine mahsus özelliklerinin olması gerekir. O müesseselerin benzerleri başka medeniyetlerde bulunsa bile, özü ve değerleri bakımından her medeniyetin kendi müessesesini yorumlaması farklı olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Tarihin akışı içinde her toplum, kendi ruh hâllerini yansıtan eser ve müesseselerle bir kültür meydana getirir. Toplumların kuruluş, yükseliş ve olgunlaşma dönemlerinde müesseseler en yüksek derecelerine ulaşırlar. Her şeyin fânî olması takdiri gereği toplumların da bir ömrü vardır; zaman içinde değerlere inanç ve onları ayakta tutma gayreti zayıflar; toplum yapısı çözülür. O zaman müesseseler de yozlaşır ve değerlerini yitirirler.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İslâm kültürünün en mühim ve âdeta sembol müesseseleri olan vakıflar için de durum böyle olmuştur. Bugün herhangi bir gence;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;“Vakıf denilince ne düşünüyorsun?” diye sorulsa aklına gelecek cevaplar vakfın tarihimizdeki gerçek ihtişamını ifade etmekten çok uzak, cılız sözler olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Çoğu insanımızın gözünde vakıf; eski zamanlara ait bir kurumdur. Günümüz insanının vakıf deyince aklına gelen manzara; günümüzde daha çok turistik mekânlar olarak kullanılan tarihî çarşılar ve bir takım kubbeli binalardır. Onlar da günümüzde bir işe yarayacağı düşünülmeyen geçmiş zaman hâtırası olarak görülür.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Oysa vakıf müessesesini bizden öğrenen batı dünyasında «sivil toplum kuruluşları» üst başlığı altında toplanan, kâr amacı gütmeyen, gönüllü kuruluşlara; sosyal ve ekonomik düzendeki önemli yerlerinden ötürü «üçüncü sektör» denilmektedir. Bilhassa Amerika’da istihdamın onda biri, sağlık hizmetlerinin yaklaşık yarısı, eğitim hizmetlerinin ağırlıklı bir kısmı vakıf sektörünün elindedir. Avrupa ve Amerika’da tarihî binaların, eserlerin ve bunların sergilendiği müzelerin hemen hemen hepsi vakıflarca korunup sergilenmektedir. Böylece vakıflar, tarihî eserler, sanat ve kültür dünyasında önemli bir rol üstlenmektedir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Elbette her medeniyetin kurumları kendi rûhuna göre biçimlendiği için; batının da vakıf kurumunu yorumu kendi değerlerine ve ideallerine göre olmuştur. Her ne kadar vakıflar kâr amacı gütmemek, topluma faydalı olmak gibi özelliklerde Osmanlı vakıflarına benzese de sadece «halka hizmet Hakk’a kurbet» amacıyla sınırlı kalmayıp siyasî-iktisadî menfaatlerle iç içedir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Meselâ vakıf üniversitelerinin eğitim ve araştırma hizmetleri dünyevî amaçlardan uzak değildir. Şirket vakıflarının çeşitli sponsorluk hizmetleri çoğu zaman doğrudan doğruya ticarî gayeli, reklâm amaçlıdır. Bu ülkelerde vakıfların zenginler için vergi kaçırma vasıtası olduğundan şikâyet edilmektedir. Ayrıca bu kurumların ileri gelenlerinin siyasîlerle içli-dışlı olduğu ve kanunların kendi lehlerine çıkarılmasında etkili oldukları da bilinmektedir. Sonuçta doğru ve samimî bir îman ile yapılmayan hayır işlerinin gerçekten ve sadece hayır için yapılması kolay değildir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Önümüzdeki on yıllar; batı kültürü ve bilhassa Amerika’nın gerilemesi ile birlikte kurumlarının çözüldüğü, değerlerinin sorgulandığı yıllar olacak gibi görünmektedir. Bu dönemde Müslümanların yapması gereken; zaten özü itibarıyla kendi ürünümüz olan vakıf müessesesini aslına döndürmek ve yeniden kendi kökleri üzerinde diriltmek olmalıdır. Vakıf gibi samimiyet, fedâkârlık ve gönüllülük gerektiren bir kurum ancak mâneviyatçı bir toplum tarafından ayağa kaldırılabilir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Dolaşım sistemi bozulduğu için kangren olmuş ekonomik düzenin damarlarının açılması, eşyanın yaratılış gayesi olan insana hizmet görevine dönmesi ve insanların kendi elleriyle yaptıkları ekonomi putuna kulluktan kurtulmaları ancak; vakıf müessesesinin üçüncü değil birinci sektör olmasıyla mümkündür.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Nitekim Osmanlı’da vakıf çarşıları ekonomik faaliyetlerde bulunmak isteyenler için uygun ortamı sağlayarak lokomotif görevi görüyordu. Eğitim yardımları, öğrenci velilerini ağır bir yükten kurtardığı için; gıda ve avârız yardımları da düşük gelirlilere satın alma gücü sağladıkları için ekonomiye rahatlık getiriyordu. Böylece kira ve iş gücü masrafı az olan esnaf ve sanatkâr, rahatlıkla çalışıp üretebiliyor ve kazancıyla evini geçindiriyordu.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Zaten bir toplumu ayakta tutan orta sınıftır; onu destekleyen her faaliyet ekonomik bir değer taşımaktadır. Toplamda vakıfların sosyal yapıya ve ekonomiye katkısı, bu vatanın büyük tehlikeleri atlatarak asırlarca ayakta kalmasını sağlamıştır. Günümüzde de durum değişmemiştir. Ağır ekonomik rekabetin belini büktüğü halkımız, yardımlaşma duyguları sayesinde nefes alabilmektedir. Ancak elbette bu yeterli değildir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Müslümanlar öncelikle kendi aralarında el birliği yapmak ve daha sonra bütün insanlığa örnek teşkil etmek üzere infak ve vakıf müessesesini yeniden ayağa kaldırmalıdırlar. Bunun için hem atalarımızın vakıf tecrübesini, hem günümüz gönüllü teşekküllerinin yapılanmasını incelemek faydalı olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Elbette çöküşe geçerken batının geriye bıraktığı medeniyet harsından da Müslümanların alacağı teknik bilgiler olacaktır. Müslümanların gerek tekrarlamamak üzere hatalarını, gerekse başarıya ulaştıran müessese temelindeki tecrübe birikimlerini incelemek üzere tarihi ve günümüzü incelemesi ve gerekirse zamanın ihtiyacına uygun yeni modelleri üretmesi uygun olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Çürümeye yüz tutmuş bir ceset gibi yere yığılmış, organizasyonunu kaybedip dağılmaya başlamış, etrafa kötü kokular yayan insanlığı; ayağa kaldıracak ruh kuvveti Müslümanlardadır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İçinde bulunduğumuz şu âhirzamanda, belki de insanlığın son diriliş hamlesini yapacak olanlar Müslümanlardır. Hiç şüphesiz hadîs-i şeriflerde müjdelenen refah ve saadet çağının da öncüleri yine Müslümanlar ve bilhassa milletimiz olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu sorumluluğun farkına varmamız ve gereğini yerine getirmemiz; hem içinden geçtiğimiz âhirzamanın karmaşasına karşı tek çaremiz; hem de insanlığa karşı görevimizdir. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3491078016698213419-9146209141785085241?l=vakiflarportali10.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/feeds/9146209141785085241/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=3491078016698213419&amp;postID=9146209141785085241' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/9146209141785085241'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/9146209141785085241'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/2009/06/dogudan-batiya-vakif-muessesesi.html' title='DOĞUDAN BATIYA VAKIF MÜESSESESİ'/><author><name>Vakıflar Portalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10348583191573484327</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13468211044687257475'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/Si6_ZKRQUmI/AAAAAAAAAI8/dUJMmRPosNg/s72-c/h_k_ergin.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3491078016698213419.post-8495392134946507930</id><published>2009-06-01T00:35:00.000-07:00</published><updated>2009-06-01T00:40:48.551-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İsmail Küçükakyüz'/><title type='text'>BİR ZAMANLAR VAKIFLARIMIZ VARDI</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/SiOF6sp8oDI/AAAAAAAAAI0/YNUPhSWNY14/s1600-h/k%C3%BC%C3%A7%C3%BCkaky%C3%BCz.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5342260826457546802" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 125px; CURSOR: hand; HEIGHT: 144px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/SiOF6sp8oDI/AAAAAAAAAI0/YNUPhSWNY14/s200/k%C3%BC%C3%A7%C3%BCkaky%C3%BCz.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Yaşadığımız çağ ve sistem, beraberinde bâzı mânevi hastalıklar getirmiştir: Sâdece kendini düşünmek, çıkar ve menfaat peşinde olmak, başkalarının hâlleriyle ilgilenmemek vb. hastalıklar.. Müslümanlıktan ve Osmanlıdan beslenmesi gereken günümüz insanı, vakıf medeniyetini ve vakıf insanları incelemelidir..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Selâmların En güzeli ile; ''Esselâmu 'Aleyküm''&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Mayıs ayının ilk haftalarında ''vakıflar haftası'' kutlanır..Biz de bu konuyu gündeme getirelim istedik. Neden mi?Hangi medeniyetin mîrasçıları olduğumuzu bilmeliyiz.. Hizmet eden fedâkâr yiğitleri hayırla yâd etmeliyiz..&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Vakıf; yorgunu dinlendiren misafirhane, yetimi barındıran yurt, yoksulu güldüren yuvadır. Vakıf; cahili eğiten mektep, açı doyuran aşevi, hastayı tedavi eden hastanedir.&lt;br /&gt;Vakıf, yaratandan ötürü yaratılanlara merhamet, şefkat ve sevginin müesseseleşmiş şeklidir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Vakıfta almak yoktur, vermek vardır. Vakıfta, gelirleri toplayıp yöneticiler arasında paylaşmak yoktur, toplumun ihtiyaçlarına harcamak vardır. Vakıfta hiç bilmediğiniz, tanımadığınız insanlara, dini, dili, rengi ve cinsiyeti dikkate alınmaksızın hizmet etmek vardır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Geçmişte vakıflar, başta eğitime ve ilme katkılarıyla, sağlık alanındaki hizmetleriyle dikkat çekerler..&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kurulmuş olan bazı vakıflar da toplumda insanların temel sorunlarının halledildiğinin göstergesidir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İşte bâzı ilginç vakıflardan Misaller:&lt;br /&gt;* İzmir`de haziran ayından itibaren şehir merkezinde ve hapishanedeki mahkumlara serinlemeleri için kar dağıtmak için..&lt;br /&gt;* Amasya`da Recep ayında pişirilecek 3 batman helvayı medreseler önünde dağıtmak için.. Ramazan ayında köyüne gitmeyip medresede kalan talebelere 5`er kuruş pabuç parası vermek için..&lt;br /&gt;* İstanbul`da yaşlılık hastalık gibi sebeplerle mesleğini icra edemeyen kayıkçı ve hamallara yardım etmek, devlet adamlarının geçmediği ve geçmeyeceği tenha yerlerdeki kaldırımları tamir etmek için... Anadolu'nun çeşitli yerlerinde Allah rızası için savaşa giden gazi ve mücahitlere iyi atlar verilmesini sağlamak için..&lt;br /&gt;* Aydın'da Cuma namazına müteakip köy camii önünde cemaate yemek verilmesi için.. Amasya'da köprüleri, selin getirdiği ağaç ve taşlardan temizlemek için..&lt;br /&gt;* İstanbul'da duvarlara yazılan yazıları temizlemek için...İstanbul'da borcundan ötürü hapse girenlere para yardımında bulunmak için..&lt;br /&gt;* Bursa'da fakirlere meyve yardımı yapmak için..İzmir'de leyleklerin beslenmesi için.. Şam'da düşman eline esir düşen Müslüman esirleri satın alarak kurtarmak için.. vakıflar kurulmuştur. (1)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Görülüyor ki; Osmanlı'da vakıflar; fakirlerin ihtiyaçlarının karşılanmasından, borçluların ödenmesine, göçmen kuşların doyurulması ve beslenmesine; evlenecek yaşa gelmiş kimsesiz fakir ve gariplerin evlendirilmesine varıncaya kadar pek çok alanda hizmet vermekteydiler.&lt;br /&gt;Hayvanlara gıda yardımı ve su verilmesi, yaralı leyleklere bakılması, sivrisineklerle mücadele, nâdide gül ve çiçek yetiştirenlere mükafat verilmesi için .. Okuyan talebeleri pikniğe götürmek, insanlara temiz nefes aldırmak, yaşlı ve hasta olduğu için çalışamayan hamallara yardım etmek gibi birbirinden ilginç nedenlerle kurulan vakıflar da olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kışın kömürsüz kalanlara ismi meçhul bir zengin kömür gönderiyor, Mahalle bakkalının borç defteri, belli bir sayfadan belli bir sayfaya kadar ödeniyordu.Ve bu hayır sahipleri kendilerini özenle gizliyorlardı. (2)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bunu sâdece bizler söylemiyoruz..&lt;br /&gt;Dünya târihi de buna şahiddir...&lt;br /&gt;Comte de Marsigli'yi (3) dinleyelim:&lt;br /&gt;''Yazın İstanbul'dan Sofya'ya giderken dağlardan anayol üzerine inmiş köylülerin yolculara bedava ayran dağıttıklarına şahit oldum.'' ...&lt;br /&gt;''Fakat şunu da itiraf etmeliyim ki, bu dindarane hareketlerinde biraz fazla ileri gitmektedirler. İyiliklerini yalnız insan cinsine hasretmekle kalmayıp, hayvanlara ve hatta bitkilere bile teşmil ederler.''&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu tespiti, İslâm ve Türk düşmanı avukat Guer misallendiriyor:&lt;br /&gt;''Hayvanları beslemek için vakıflar ve ücretli adamları vardır. Bu adamlar sokak başlarında sahipsiz köpeklere ve kedilere et dağıtırlar... Sokaktaki ağaçların kuraklıktan kurumasını önlemek için bir fakire para verip sulatacak kadar kaçık Müslümanlara bile rastlamak mümkündür!...''&lt;br /&gt;''Birçokları da sırf azad etmek için kuşbazlardan kuş satın alırlar. Bunu yapan bir Türk'e bir gün yaptığı işin neye yaradığını sordum.&lt;br /&gt;Küçümseyerek baktı ve şu cevabı verdi: ''Allah'ın rızasını tahsile yarar.''&lt;br /&gt;Galiba geçmişimizden uzaklaşmak bize çok pahalıya patladı. İşte Yahya Kemal Beyatlı'nın tespiti:&lt;br /&gt;''Eski Türklerin bir dini hayatları vardı, dini hayatları olduğu içinde çok şeyleri vardı; yeni Türklerin de dini hayatları olduğunda çok şeyleri olacak."&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Vakıf ruhu; vakfedilen herşey, kişilerin özel mülkiyetinden çıkarak, toplumun mülkiyetine geçiyor, ''sosyal bir kuruluş'' halini alıyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Osmanlı döneminde, vakfetme ve vakıflaşma o kadar yaygınlaşmıştır ki, 1500'lü yılların başında Osmanlı topraklarının beştebiri, vakıf toprağı haline dönüşmüştür. Sadece 1700-1800 yılları arasında, yaklaşık 6.000 adet vakıf kurulmuştur ki; bunların, yüzde 30 kadarı dini hizmet amacıyla, yüzde de 70'i sosyal hizmet amaçlıdır.. (4)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Vakıf medeniyetinin altın çağında; ne muhtaçlar kaderine, ne çocuklar karanlık caddelere, ne gönüller maalesef kadere ne de talebeler küfrün ve edep tanımaz hayatın içine terk edilmemişti.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bakınız batılı Tillman C. Trowridge-ye:&lt;br /&gt;''Türkler (yani müslümanlar) hristiyanlaştırılmadıkça ve bütün kurumları batılılaştırılmadıkça kurtuluş yoktur.''der.1924-35 arasında olanlar oldu. Bir yandan vakıflar, bir yandan da türbe ve medreselerin kapatılması, Osmanlı arşivlerinin kağıt fiyatına Bulgaristana satılması bazılarındandır. Müesseselerimiz yetim hâle geldi..&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bugün genelde, yaratılışının gayesini unutmuş veya unutturulmuş nesillerle karşı karşıyayız.. Bunlarla nereye kadar gidebiliriz!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Artık bugün; bu sevgi kültürünün, bu şefkat medeniyetinin eksikliği hissedilmektedir`Türk insanına düşenin, bu hayırlı mirası yeniden hayata geçirmek olduğunu haykırmak lazımdır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ülkemizde çok güçlü ve köklü bir mirası olan vakıf bilincini toplumda canlı tutmak, gelecek kuşaklara vakıf medeniyetini aktarabilmeliyiz. (5)&lt;br /&gt;Dikkat! Böyle bir medeniyetin evlatları olduğumuzu vurgulamamız bizlere borçtur..&lt;br /&gt;Rabbimiz âyette: ''Sevdiklerinizden infak etmedikçe hayra, sevaba giremezsiniz.'' (6)&lt;br /&gt;''Dünyada senin elinde kalacak olan, yiyip-tükettiğin, giyip eskittiğin ve Allah yolunda sadaka verib bakileştirdiğinin dışında hiçbir şey yoktur.'' (7)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Güzel Şehrimize içerden ve dışarıdan gelip orta-lise ve fakültede okuyacak olan öğrencilere el kucak açabilsek, imkân, yer ve aş sunabilsek;Midelerini gıdayla gönüllerini de mâneviyatla ar ve edeple doldurabilsek...&lt;br /&gt;Dünya ve ahiretlerini de berâber kazanmalarına yardımcı olabilsek... Bunun için Vakıflar kurabilsek..&lt;br /&gt;Tereddütlerle gelenleri tebessümlerle uğurlayabilsek vatanımızın dört bucağına..Düşünebilsek, konuşabilsek bunları... Evvela fikir sonra da harekette bir olabilsek... Lafda değil; işte, hizmette olsak..&lt;br /&gt;Ve bugün; ''Gün bu gündür'' diyebilsek.. Başlasak bir kenarından..Bu hizmet; yüksek ahlak sahibi, şahsiyetli, azimli ve kendini vakfeden insanların gayretleriyle mümkün olacaktır. Biz azmeder, çalışırsak gelecek nesiller hayat bulacak. Yoksa ecdâdımız mahzûn olacaktır..&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Selam ve hürmetlerimle huzurlarınızdan ayrılırken tekrarlayalım Efendim:Eğer o dini hayatımız olursa çok şeylerimiz olacak!..Yolumuz ve yolunuz açık olsun, Hak'ka yürüyenlerin ruhları şad olsun.&lt;br /&gt;--------------------&lt;br /&gt;İstifâde edilen kaynaklardan;&lt;br /&gt;1- Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün Mart 2008'de yayınladığı İlginç Vakıflar kitabından.&lt;br /&gt;2- Yavuz Bahadıroğlu - Biz Osmanlıyız&lt;br /&gt;3- Osmanlı askeri teşkilatını Avrupa'ya tanıtmasıyla meşhurdur.&lt;br /&gt;4- Vakıf İnsanlar ve Din Doç.Dr. Ali AKPINAR. Yeni Ümit¸Sayı : 65 Temmuz - Ağustos - Eylül 2004&lt;br /&gt;5- Zaman gaz. 12. 2. 1990.&lt;br /&gt;6- Al-i İmran. 92.&lt;br /&gt;7- Belgeler gerçekleri konuşuyor. I / 105&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3491078016698213419-8495392134946507930?l=vakiflarportali10.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/feeds/8495392134946507930/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=3491078016698213419&amp;postID=8495392134946507930' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/8495392134946507930'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/8495392134946507930'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/2009/06/bir-zamanlar-vakiflarimiz-vardi.html' title='BİR ZAMANLAR VAKIFLARIMIZ VARDI'/><author><name>Vakıflar Portalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10348583191573484327</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13468211044687257475'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/SiOF6sp8oDI/AAAAAAAAAI0/YNUPhSWNY14/s72-c/k%C3%BC%C3%A7%C3%BCkaky%C3%BCz.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3491078016698213419.post-759177158119840777</id><published>2009-05-09T14:35:00.000-07:00</published><updated>2009-05-09T14:44:27.387-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ahmet Güldağ'/><title type='text'>VAKIFLAR HAFTASI VE OLUŞUMLAR</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/SgX4TRr888I/AAAAAAAAAIs/rM-IqRFyNvs/s1600-h/AhmetG%C3%BClda%C4%9F.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5333942343739175874" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 91px; CURSOR: hand; HEIGHT: 106px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/SgX4TRr888I/AAAAAAAAAIs/rM-IqRFyNvs/s200/AhmetG%C3%BClda%C4%9F.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Gün veya haftası işlemlerimizin birisi de, bu hafta içinde yapmakta olduğumuz “Vakıflar haftası”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Neler yaparız bu hafta içinde? Önce bu işlemin değerini, ecdadımızın ulviyet içinde yaptıklarını, onları nasıl yaşattığımızı(!), Vakıf’ın faydalarını anlatmak için düzenlenen konferanslar da yüksek makamların verdiği bilgileri alkışlar arasında dinleriz.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sonra ecdadımızın bu yönde yaptığı eserleri görmek ve izlemek için ziyaret de edebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Pek güzel iyide acaba bu Vakıf etme işlemini yapabilen yapmak isteyen biri veya birilerinin bu işlemine ait kurdele da kesebilmekte miyiz?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Var ise ne mutlu bir haftamız demekten kendimizi alıkoyamayız.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Vakıf ve vakfetme nedir? Gençlerimiz asıl derin olan ulvi manasını tam bilmekteler mi? Sadece meraklılar lügatleri açarak mı öğrenmekteler acaba?&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çünkü yakın yıllarda mantar gibi biten adına “… Vakfı” ilave ederek asıl amacın bir zümreye daimî gelir sağlama ve bu arada devletin imkânlarından, halktan hatta kendi idare mensubu personelinden mecburi alınan gelirlerle…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sözde sosyal yardımlar yapmaya çalışan(!) vakıfları mı bilmekteler?&lt;br /&gt;Böyle olunca, karşılaştıkları işlemlerde ki izlenimleri ile. Vakıf’a karşı bir dudak bükme, hatta dıştan yapamıyorsa içinden razı olmadığı için iyi karşılamama içinde mi olmuşlardır ki!.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Öyle olmuş ki. Bu çeşit vakıfların türemesine her yoldan (!) hatta “göz yumuldu” diyebileceğimiz işlemleri yanında, kolaylık getiren geçmiş hükümetlerin silinmesine sebebiyet vermişler.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bunları durdurmak hatta işlemine son vermek değil de. Sadece vatandaşı zorlama ve sözde devlet mülkiyeti ve diğer işlemlerinden fayda sağlayamamasını temin (!) için…&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;22.01.2004 gün ve 5072 sayılı “Dernek ve Vakıfların Kamu Kurum ve Kuruluşları ile İlişkilerine Dair Kanun” kabul edilip tatbikata(!) konulmuş olmakta.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu açıklamayı daha ilerde irdelemeye bırakıp esas “Vakıf” manasını genişletelim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Tarihimize baktığımız zaman ecdadımızın sayısız vakfetme işlemlerini ve kurduklarını izleriz.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bunu ne için yapmak istemişler kendilerine ne fayda getireceğini düşünmüşler acaba?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bugünkülerin yaşam içinde kendilerine sağlayacak fayda temini düşünüşünün aksine. “Bir kefen içinde dünyadan göçeceğini” yani yanında servet ve mülkiyetini götüremeyeceğini ama “Yüklüce ve devam edecek sevap kazanacağı”nı (bu günün maneviyat karşıtı entelektüel safsata diyebilseler bile) düşünen ve İslâm dini inancı içinde olan varlıklı kişilerin…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Dünyadaki insanlara ikrâm ve ihsânda bulunarak, âhırette sevâba kavuşmak istemi içinde yaptıkları Kurbet, yani Allah'a manevî yakınlığa sebep olan amel-i sâlih işlemi Yüce Yaradan’a inancı ve ibadet amacı yanında kıyamete kadar sevap kazanabilme düşüncesi ile yapımları olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bıraktıkları veya yaptıkları camiler, medreseler, okullar, hastaneler, yetimhaneler, güçsüzleri koruma yurtları, kervansaraylar, tersaneler, yollar, köprüler, hanlar, hamamlar, aş evleri, misafirhaneler, köylerde bile dışarıdan gelen yolcular için misafir odaları vb. sosyal hizmet istifadesi gibi…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ecdadımız sadece bu hayırlı işleri yapmakla kalmamış. Onları ayakta tutacak, devamlarını sağlayacak, harap olup yıkılmalarını önleyecek tedbirleri de almışlardır. Kısacası bunların idamesini devlete bile bırakmayıp kendi kavurması ile kavrulmasını temin etmişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu suretle muazzam bir evkaf müessesesi doğmuştur. Vakıflar, sevgili peygamberimiz (SAV) ve ashabı kiram’ın fiilleriyle vücut bulmuştur.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Başlayan ve hayır kurumları diyebileceğimiz bu işlemlere, atalarımız da önem verip bu manevi mirasa sahip çıkmalarıyla günümüze kadar uzanabilenler olmuştur.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Günümüze kadar uzanabilme dedim. Hepimiz izlemiş, görmüş ve bilgilenmiş olduğumuz gibi..&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Atalarımızın görüş ve tutumlarını devam ettiremediğimiz bu yerlerin. Bakımsızlıktan viran olmaları, yol, imar, bina vb. yapılışları veya çeşitli şahsi emeller yüzünden yerle yeksanlıkları ile yaklaşık % 90’nı kaybolmuş durumda.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kaybolanlar bir tarafa. Ayak ta kalan “Vakıf” edilen yerler nasıl ki?&lt;br /&gt;İslâm dininde kesin hükmü ve sevgili peygamberimizin(SAV) belirtmesi olarak “Vakıf olan yerlerin alınıp satılması. Onların ortadan kaldırılmasına sebep olunması ile büyük günaha girileceği cennet yüzü görülemeyeceği” ikazını…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Osmanlı devrinde “Evkaf” Cumhuriyet devrinde “Vakıflar” ile adlandırdığımız kuruluşun gelir temin etme (vakfedilen yerden ziyade herhalde bu kuruluşta bulunanların gideri için olsa da gerek(!) düşüncesi ile satışa çıkardığını halen de devam ettiği için bilmekteyizdir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bırakın inanç ve maneviyatı olmayanları. Olmuşluk içinde olanların bile vicdanlarına kulak vermeyip, menfaat olunca hissetmeyip kaparcasına alış satış yapmalar ile de…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;O yerlerin hizmet görememesi veya kapanmasına sebebiyet verdirmiş olmadık mı?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Hafta içinde neler söyleyeceğiz? “Efendim işte falan tarihi eseri restore ettik hatta hizmete koyduk… Şu kadar ödeme yaptık…” Falan filan…&lt;br /&gt;İyide restore yaptığınızı belirterek övündüğünüz o yerler acaba dünkü amacı olan bedelsiz yemek veya ikamet etme yerleri olarak da aynen devam edebiliyor mu?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yoksa birilerinin kira ile tutması ile onun cebine mi çalışıyor? Yani sosyal hizmet mi yoksa kazanç yolu mu oldular?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Sorumuzu burada noktalayıp gelecek yazıda bu hususlar yanında günümüzün “Vakıf Kuruşları”nı gelecek yazımda irdeleriz inşallah. Sağlık ve esenlik içinde yaşam dileğimle… &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3491078016698213419-759177158119840777?l=vakiflarportali10.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/feeds/759177158119840777/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=3491078016698213419&amp;postID=759177158119840777' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/759177158119840777'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/759177158119840777'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/2009/05/vakiflar-haftasi-ve-olusumlar.html' title='VAKIFLAR HAFTASI VE OLUŞUMLAR'/><author><name>Vakıflar Portalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10348583191573484327</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13468211044687257475'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/SgX4TRr888I/AAAAAAAAAIs/rM-IqRFyNvs/s72-c/AhmetG%C3%BClda%C4%9F.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3491078016698213419.post-8273757718037015196</id><published>2009-05-03T14:11:00.000-07:00</published><updated>2009-05-03T14:15:29.151-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cüneyt Gökçe'/><title type='text'>VAKIFLAR HAFTASINDA SAĞLIK VURGUSU</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/Sf4JTf8vqcI/AAAAAAAAAIk/UrbjO3EZPZk/s1600-h/c%C3%BCneytg%C3%B6k%C3%A7e.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331709239451691458" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 148px; CURSOR: hand; HEIGHT: 209px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/Sf4JTf8vqcI/AAAAAAAAAIk/UrbjO3EZPZk/s320/c%C3%BCneytg%C3%B6k%C3%A7e.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;4–10 Mayıs 2009 tarihleri arasında bütün yurtta çeşitli etkinliklerle kutlanacak olan bu haftanın çok önemli sonuçlar meydana getireceği muhakkaktır. Çünkü gerçekten de insanların en çok ihmal ettikleri konuların başında sağlıkları gelmektedir. Oysa sağlık insanın sahip olduğu en önemli sermayedir. Hatta Hz. Peygamber’in üzerinde ısrarla durduğu ve halkın çoğunun kıymetini bilmediğini vurguladığı iki önemli şeyden birisi sağlık, diğeri zamandır.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Henüz hastalanmadan önce; hastalanmamak için ne yapılması gerekiyorsa onu yapmamız; -daha net bir ifade ile- sağlığımızı korumamız ve bir bakıma koruyucu hekimlik yapmamız; bizim öncelikli ve özellikli görevlerimiz arasında yer almaktadır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Unutmayalım ki, mutluluğun önemli bir faktörü sağlık olduğu gibi; ibadetlerimizi sağlıklı yapmamız da “sağlıklı” olmamıza bağlıdır. Sağlam bir beden ile güzel bir oruç, tadına varılan bir namaz ve unutulmayacak bir hac vazifesi yerine getirilebilir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ölüm gelip çatmadan evvel hayatımızın, yoksulluk yakamıza yapışmadan önce elimizdeki maddi imkânların, ihtiyarlık bizi sınırlamadan evvel gençliğimizin, meşguliyetler bizi esir almadan önce zamanımızın değerini bilmemiz gerektiği gibi; hastalık bizi kuşatmadan önce de sağlığımızın kıymetini “iyi bilmek” durumundayız. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İşte Vakıflar-sağlık haftası münasebetiyle bu durumumuzu gözden geçirmek zorundayız. Bu vesileyle çevre bilincimizi ve insani duyarlılığımızı sorgulamak; kendimize ne kadar değer verdiğimizi muhasebe etmek ve kendi kendimize ne kadar vakit ayırdığımıza bakmak mecburiyetindeyiz. Bu muhasebenin sonunda; mesela, dişlerimiz ve bedenenimizin diğer üyeleri ile ne kadar ilgilendiğimiz ortaya çıkacak ve karnemiz netleşecektir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Vakıflar-sağlık haftasının sağlık nesiller yetiştirilmesine vesile olması dileği ile…&lt;/div&gt;&lt;div&gt;--------------------&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kaynak: Urfahaber.net&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3491078016698213419-8273757718037015196?l=vakiflarportali10.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/feeds/8273757718037015196/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=3491078016698213419&amp;postID=8273757718037015196' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/8273757718037015196'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/8273757718037015196'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/2009/05/vakiflar-haftasinda-saglik-vurgusu.html' title='VAKIFLAR HAFTASINDA SAĞLIK VURGUSU'/><author><name>Vakıflar Portalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10348583191573484327</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13468211044687257475'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/Sf4JTf8vqcI/AAAAAAAAAIk/UrbjO3EZPZk/s72-c/c%C3%BCneytg%C3%B6k%C3%A7e.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3491078016698213419.post-1836057109973007053</id><published>2009-04-26T22:52:00.000-07:00</published><updated>2009-04-26T22:55:21.384-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ekrem Yaman'/><title type='text'>VAKIFLARIMIZ</title><content type='html'>GİRİŞ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Vakıflar tarihî bir geçmişe sahip olan ve bizi biz yapan, Türk ve Müslüman kimliğinin vazgeçilmez değerlerinden birisidir. Vakıf kelimesi Arapça'da durdurmak, alıkoymak mânâsında olup, ıstılah olarak, VIII. asır ortalarından XIX. asır sonlarına kadarki devrede, İslâm ülkelerinin içtimaî ve iktisadî hayatında ehemmiyetli bir rol oynayan dinî-içtimaî bir müessesenin adıdır.(1)&lt;br /&gt;        &lt;br /&gt;HANGİ NİYETLE VAKIF KURULUR ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Vakıf kurmakta üç niyet saklıdır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         A) Allah rızasını kazanmak (infak, izhar ve Muhammedî şefkât safhalarını tek tek geçerek).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         İnfak, Allah rızasını gözeterek kendi malından başkalarına vermektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         İzhar ise, kişinin nefsinden önce başkalarını düşünmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Muhammedî şefkât insanın kendi nefsini düşünmeksizin yalnız başkalarını düşünmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         B) Vakfetmede ikinci niyet "ilgi duyabilmek" tir. Yani etrafımızda olup bitenleri araştırmak, onlarla ilgilenmek, dolayısıyla çevremizde bulunan ihtiyaç sahibi insanları kendimiz bulup onlara, onların insanlık şeref ve haysiyetini ve izzeti nefsini zedelemeden ulaşabilmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;C) Vakıf kurmakta üçüncü niyet ise, "kendimizi sorumlu hissedebilmek" tir.(2)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         VAKIF KAVRAMI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Dernekler "şahıs topluluğu" niteliğindeki hükmî şahıslardan oldukları halde, vakıflar "mal topluluğu" biçimindeki hükmî şahıslardandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Gerçekten Medenî Kanunun 13.7.1967 tarih ve 903 sayılı Kanunla değiştirilen 73 ncü maddesi de vakfı "başlı başına mevcudiyeti haiz olmak üzere, bir malın belli bir gayeye tahsisidir." şeklinde tanımlamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Medenî Kanunumuzun, 73-81 nci maddeleri arasında düzenlediği bu hükmî şahıs başlangıçta "tesis" şeklinde isimlendirilmişti. Ancak, 13.7.1967 tarihinde çıkarılan 903 sayılı Kanun sözü geçen hükümlerde birçok değişiklikler yaptığı gibi, müessesenin adını da "vakıf" olarak değiştirmiştir. Mamafih "vakıf" terimi bizim için pek de yabancı bir kavram değildir; zira eski hukukumuzda bu müesseselere zaten "vakıf" denilmekteydi.&lt;br /&gt;         Vakıflar, bir mal topluluğu biçimindeki hükmî şahıslar olduğuna göre, onların bünyelerini derneklerdeki gibi şahıslar değil belli bir gayeye tahsis edilmiş olan mal veya mallar oluşturmaktadır. O halde vakıflarda "üyelik" yoktur, keza "genel kurul" da mevcut değildir.(3)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         TARİHTE VAKIF&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Vakıfların üç dönemde incelenmesi mümkündür:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         a) İslâm hukukuna tâbi olunan dönem,&lt;br /&gt;         b) 1789 Fransız İhtilâli etkisindeki Tanzimat ve İttihat ve Terakki dönemi,&lt;br /&gt;         c) Yeni vakıflar dönemi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         İslâmiyette ilk vakıf, Peygamberimiz tarafından, Medine'yi teşriflerinden sonra Hicretin üçüncü senesinde Medine'de kurulmuştur. Peygamberimiz (S.A.V) kendi mülkü olan yedi hurmalığı "müslümanlığı koruma" amacıyla vakfetmiştir. Bundan sonra "Sevdiğiniz malınızdan başkalarına yardım etmedikçe ahiret sevabına nail olamazsınız." meâlindeki âyetin vahyedilmesi üzerine, Müslümanlar Allah'ın hayır murat ettiği yoldan, ahiret sevabı kazanmak ve insanlara ihsan ve ikramda bulunmak için vakıflara çok önem vermişler, bu sebeple Müslümanlarda vakıf kurma işi çok gelişmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Osmanlılarda vakıflar yüzyıllar boyunca Türk-İslâm dünyasında içtimaî nizâmın her türlü sarsıntı ve zedelenmeden korunmasına, fertler arasında yardımlaşma ve dayanışma yolu ile karşılıklı sevgi bağının kurulmasına, başka bir ifade ile, insanlığın dünyevî ve uhrevî saadetine hizmet eden birer sosyal kuruluş olarak önemli bir mevki işgâl etmişlerdir.(4)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         VAKFIN FONKSİYONLARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Vakıflar kültürel ve sosyal çalışmalarıyla devletin yapması gereken, fakat imkânsızlık sebebiyle yapamadığı pek çok hayırlı vazifeyi ifa etmektedirler. Eğer kanunî düzenlemelerle biraz daha serbest hareket etmeleri sağlanırsa, toplumumuzda mevcut olan daha pek çok sıkıntının ortadan kalkmasına vesile olacaklardır.(5)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Son yıllarda ülkemizde vakıf faaliyetleri hızlı bir artış göstermiştir. Bu sevindirici bir gelişmedir. Bu vakıflar geçmişteki vakıfların özüne uygun hizmetler yapmaktadırlar. Vakıflarımız bugün birlik ve dayanışmamızı sağlayan müesseselerin başında gelmektedirler.(6)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Osmanlı Devleti döneminde İslâm'ın cihad müessesesi sayesinde, yani mukaddes savaş esprisiyle yürütülen fetihlerin hemen arkasından iskân politikasının uygulanması, bu uygulamada timar sistemi ve vakıf gibi bazı müesseselerden, dervişlerden ve tarikatlardan yararlanılması Osmanlı'nın başarılı politika örneklerindendir.(7)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Türk toplumunda çok yüce duygularla yapılmış vakıf türleri saymakla bitmez. Atalarımızdan bize miras kalan vakıf anıtlar, insanımızın yapıcılığını, kültürümüzün zenginliğini ispatlayan şaheserlerdir. Bunlar geçmiş ile günümüz ve geleceğimizin maddî ve manevî bağlarıdır. Ortak özelliklerimizin, birbirimizle yakınlaşmanın maddî belgeleridir. Tabiat ve insan sevgisinin insanımızda ve onun ortaya koyduğu eserlerde somutlaşmış abideleridir.(8)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Osmanlı Devleti idaresinde Evkaf Nezareti'ne bağlı olan vakıflar Türk Medenî Kanunu'nun 1926'da kabulü ile hukukî statüleri bakımından, yukarıda bahsedildiği gibi, "tesis" sayılmış, 1926-1995 yılları arasında 2181 adet vakıf kurulmuştur. 1926 öncesine ait 238.000 adet vakıf belgesi mevcuttur. Bunlardan elimizde 26.798 adet vakfiye vardır. 5054 mazbut vakıf (yani Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından idare edilen vakıf), 437 mülhak(yani vakıf mütevelli heyeti tarafından yönetilen vakıf), 169 adet de cemaat vakfı) olmak üzere toplam 5660 vakıf faaliyet göstermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Vakıf mevzuatı düzenlenirken Türk Medenî Kanunu'na vakıf terimi karşılığı olarak "tesis" kavramını koyanlar herhalde vakıf kelimesinin neyi ifade ettiğini biliyorlardı. 903 sayılı Kanunla "tesis" kavramı yerine "vakıf" teriminin kabulü ile ülkemizde vakıf sayısında büyük bir artış olmuştur. Bu milletimizin özüne olan hasretinin bir ifadesi olsa gerektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         05.06.1935 tarih ve 2762 sayılı Vakıflar Kanunu ile vakıf malvarlıkları Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün nezaretinde kanun teminatı altına alınmış ise de, uygulamada buna başarılı bir garanti gözüyle bakmak mümkün görünmüyor.(9)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Vakıfların malvarlıkları tam olarak tespit edilmeli, iyi kullanılıp gelirleri çoğaltılmalıdır. Taşınmazların kira gelirleri ile iştirak ve işlemlerin yönetiminde piyasa kuralları uygulanmalı, eski vakıfların değeri ve kirası carî değerler üzerinden yeniden takdir edilmelidir. Ülkemizdeki hızlı enflâsyona karşı gelirler yeniden ayarlanmalı, pasif vakıflar aktif hale getirilerek iştirak halinde yeni yatırımlara gidilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Vakıf mallarının kamulaştırılmasında da çok dikkatli davranılmalıdır. Bu tasarrufun bir vebal olduğu hiç hatırdan çıkarılmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Büyük holdinglerin personeli için vakıflar kurulmalı, eğitim kuruluşları vakıflaştırılarak eğitim gayeli vakıflar ilmî araştırma ve faaliyetlere yöneltilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Vakıflar Genel Müdürlüğü Osmanlı Devleti'nden devraldığı ve bugün elde mevcut olan 26.798 vakfiye gibi muazzam bir yükün altında, kelimenin tam mânâsıyla, ezilmektedir. Katma bütçeli bir müessese olması bu yükün taşınmasına yeterli olmamaktadır. Müesseseye müstakil gelirleri olan bir idarî ve malî yapı sağlanması hususu üzerinde düşünülmeli ve bu yeni yapılanmaya göre gereği yapılmalıdır. Mevcut vakfiyelerin çoğu Türkiye'nin birçok yerinde gayelerine uygun olarak kullanılmamaktadır. Vakfiyelerin konularına göre tasnif edilerek ihyâ edilmesi vâkıfların ruhunu şâdeder, vakfettikleri vakfı canlandırır, yeniden hayata döndürür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Yatırımların artışını sağlamak için Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün şirketleşme faaliyetlerini bir millî holding çatısı ve hukukî statüsü etrafında toplayabilmesi teşvik edilmeli ve bunu gerçekleştirecek mevzuat değişiklikleri artık Türkiye gündemine alınmalıdır.(10)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Hazine'den sonra en büyük malvarlığına sahip olan Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün vakıf müessesesinin temel dünya görüşüne ters olan politikalar sebebiyle kolları bağlı bir dev gibi hareketsizliğini sağlayan sebepler tek tek bulunarak giderilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne bağlı cami ve camilere ait ek tesislerin mülkiyeti Türkiye Diyanet Vakfı'na devredilmelidir. Bu uygulama gerçekleştiği takdirde, adı geçen vakfın güçlenmesinde, hizmetlerin devamının sağlanmasında en büyük unsurlardan biri olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Türkiye'de siyasî güç dengesi yeterince kurulamamıştır. Politika merkezleri ve politik güçler yetkilerini taşraya ve özel teşkilâtlanmalara dağıtmak istememektedirler. Ancak günümüzde ekonomik ve ticarî faaliyetlerin kamu hukuku ile yürütülmesinin zamanı çoktan geçmiştir. Devlet, devlet piramidinin belirli zirve noktalarını işgâl edecek olan kişilerin seçilmesine büyük bir hassasiyet göstererek kendisi için artık yük olmaya  başlamış olan sosyal, ticarî ve eğitim faaliyetlerini sivil toplum teşkilâtlarına ve vakıflara bırakmalı, aslî fonksiyonlarını hakkıyla ifâ etmenin gayreti içinde olmalıdır. 322 yıl dünyaya liderlik yapmış olan Osmanlı İmparatorluğu bir vakıf medeniyeti olarak tarihe mal olmuş kimliği ile her an tetkikimize hazırdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Terör, gelecek korkusu, mahremiyetin neredeyse tamamen ortadan kalkması, fertlerin şahsî hayatına yapılan saldırılar ve sınır tanımayan milletlerarası denetimin ortaya çıkma ihtimâli ile sarsılan günümüz insanı, bütün bu kaygıların içinde Devletinin yükünü hafifletmeye tâliptir. Devletin bu sese kulak vermesi gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--------------------&lt;br /&gt;         1) İslâm Ansiklopedisi, Kültür ve Turizm Bakanlığı yayını, 13. Cilt, 1. Baskı, İstanbul, Millî Eğitim Basımevi, 1986, s. (153-172).&lt;br /&gt;         2) Süleyman DİNÇ, "Vakfetmenin Temel Saikleri İnfak, İzhar ve Muhammedî Şefkattir," Mesaj Dergisi, Yıl: 3, Sayı:158 (3-9 Ocak 1995), s. (35-40).&lt;br /&gt;         3) Prof. Dr. Turgut AKINTÜRK, Bankacılar İçin Medeni Hukuk Bilgisi, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü Bankacılar Serisi No: 14, Beşinci Bası, Ankara, Sevinç Matbaası, 1977, s. (222-232).&lt;br /&gt;         4) Türkiye Gazetesi Rehber Ansiklopedisi, Cilt: 17, İstanbul, İhlâs Matbaacılık A.Ş., s. (325-332).&lt;br /&gt;         5) Ali ALTUNBAŞ, "Vakıflar," Mesaj Dergisi, Yıl: 4, Sayı:166 (21-27 Mart 1995), s. (32-35).&lt;br /&gt;         6) Ali Erkan DAĞ, Yücel KESKİN, "Üçüncü Sektör ve Vakıflar," Mesaj Dergisi, Yıl: 4, Sayı: 167 (28 Mart-3 Nisan 1995), s. (32-33).&lt;br /&gt;         7) Doç. Dr. Bahaeddin YEDİYILDIZ, "Osmanlıların Kuruluş ve Yükselişinde Rol Oynayan Müesseseler," Millî Kültür Dergisi, Sayı: 41 (Ağustos 1983), s. (41-47).&lt;br /&gt;         8) Prof. Dr. İsmet KAYAOĞLU, "Vakfın Türk Toplumundaki Yeri," Türk Kültürü Dergisi, Sayı: 56 (Eylül 1987), s. (26-30).&lt;br /&gt;         9) S. DİNÇ, A. g. m.&lt;br /&gt;        10) Prof. Dr. Sabahattin ZAİM, "Vakıfların İktisadî Tesirleri," Zaman Gazetesi, 07.12.1989 gün ve 9120 sayılı nüsha, s. (1-10).&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3491078016698213419-1836057109973007053?l=vakiflarportali10.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/feeds/1836057109973007053/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=3491078016698213419&amp;postID=1836057109973007053' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/1836057109973007053'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/1836057109973007053'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/2009/04/vakiflarimiz.html' title='VAKIFLARIMIZ'/><author><name>Vakıflar Portalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10348583191573484327</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13468211044687257475'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3491078016698213419.post-405281864458106072</id><published>2009-03-31T03:46:00.000-07:00</published><updated>2009-03-31T03:53:44.011-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Emin Çölaşan'/><title type='text'>VAKIF</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/SdH2FuWli3I/AAAAAAAAAIc/R3decU1RVi8/s1600-h/%C3%A7%C3%B6la%C5%9Fan.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5319303213103811442" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 122px; CURSOR: hand; HEIGHT: 111px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/SdH2FuWli3I/AAAAAAAAAIc/R3decU1RVi8/s400/%C3%A7%C3%B6la%C5%9Fan.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Vakıf bizim dinimizden kaynaklanan bir gelenek. Özellikle Osmanlı döneminde fakir fukaraya yardımcı olan bir “müessese”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayır işlerinde kullanılan vakıflar için burada ayrıntıya girecek değilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama ilk vakfın Hazreti Muhammet tarafından Medine’de kurulduğunu, kendi malı olan hurma bahçelerini Müslümanlığın savunulması için vakfettiğini biliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı, vakıf olayını yüceltti. Çok sayıda vakıftan milyonlarca insan Allah rızası için yararlandı. Vakfedilen mal mülkten insanlara yardım yapıldı, karınları doyuruldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yazık ki bu kavramı da yozlaştırdık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakıf olayı, günümüzde bazıları tarafından vergi kaçırmak için kullanılan bir olaya dönüştürüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de sayısını bilmediğimiz kadar çok vakıf var. Bunların arasında çok yararlı işler yapanlar mevcut.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğrenci okutanlar, fakir fukaraya yardım edenler. Bunlar hiçbir karşılık beklemeden çalışıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bir de, yasal boşluklardan yararlanan ve insanları, kuruluşları sömüren nice vakıf türedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önüne gelen vakıf kurmaya başladı. Bazı vakıflar Cumhuriyet ilkelerine aykırı çalışıyor. Buralarda din sömürüsü yapılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı vakıflar ise devlet eliyle kuruluyor. Buralarda trilyonlar dönüyor, insanlardan para toplanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakıf olayını denetlemekle yükümlü olan Vakıflar Genel Müdürlüğü yetersiz kadroların elinde ve siyasete alet edilmiş durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakıflar denetlenemiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı vakıflarda büyük yolsuzluklar ve amacından sapmalar oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca vakıf olayı, bazı siyasetçilerin oyuncağı olmuş durumda. Sağlık Bakanı Osman Durmuş tarafından kurulan vakıfların nasıl yönetildiğini Süleyman Demirkan kaç gündür belgeliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kamuda böyle nice vakıflar var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur bir vakıf, sözleşmesini iyi ayarla, ondan sonra gelsin paralar, gitsin paralar. Altına vakıftan çek son model arabaları, sekreterleri vakıf parasından tut, bankaya paraları vakıf adına istif et, istediğin gibi tepe tepe kullan…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve gelirlerinden bir kuruş vergi ödeme!..Çünkü sen vakıf kurmuşsun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de üzerine kesinlikle gidilmesi gereken konulardan biri vakıflar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de kaç vakıf var? Kimler kurmuş? Buralarda kaç katrilyon dönüyor? Vakıflar Genel Müdürlüğü bunları nasıl denetliyor? İşin içine siyaset nasıl karışıyor? Kimlere nasıl baskılar yapılıyor? Kaç bin vakfın kaç adedi ciddi bir denetim görüyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu soruların yanıtını verecek bir babayiğit Türkiye’de maalesef yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada amacına uygun çalışan vakıflarla, üçkâğıt vakıflarını kim nasıl ayırıyor? Vakıf yolsuzlukları konusunda ne yapılıyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bize dinimizden ve Osmanlı’dan yadigâr böyle güzel bir “müesseseyi” de ne yazık ki yozlaştırmışız. “Ben kurdum oldu” mantığıyla önüne gelen vakıf kurmuş, denetimsiz çalıştırmış.&lt;br /&gt;Vakıf olayı, bazı siyasetçilerin, vergi kaçırmayı amaçlayan, hatta Cumhuriyet ilkelerine aykırı işler yapan kimselerin oyuncağına dönüştürülmüş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalan mı?..&lt;br /&gt;--------------------&lt;br /&gt;KAYNAK: 18/07/2008 / SÖZCÜ GAZETESİ&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3491078016698213419-405281864458106072?l=vakiflarportali10.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/feeds/405281864458106072/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=3491078016698213419&amp;postID=405281864458106072' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/405281864458106072'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/405281864458106072'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/2009/03/vakif.html' title='VAKIF'/><author><name>Vakıflar Portalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10348583191573484327</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13468211044687257475'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/SdH2FuWli3I/AAAAAAAAAIc/R3decU1RVi8/s72-c/%C3%A7%C3%B6la%C5%9Fan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3491078016698213419.post-3645771066479856611</id><published>2009-03-15T13:48:00.000-07:00</published><updated>2009-03-15T13:58:37.826-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hüsnü Koyunoğlu Dr'/><title type='text'>ALMAYIP VERENLER: VAKIF KURANLAR</title><content type='html'>Her medeniyetin belirgin özellikleri olduğu gibi, kendisine özgü kurumları da olmuştur. İslâm medeniyetinin kendisine özgü kurumlarından biri de vakıf kurumudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakfın değişik tanımları yapılmıştır. Son dönem İslâm âlimlerinden Elmalılı Hamdi Yazır'a göre; "vakıf, bir malın menfaati insanlara ait olmak üzere aslını müebbeden (sonsuza kadar, süresiz) haps etmektir." (Hamdi Yazır, İrşadu'l-Ahlâf, s. 22) Bir başka tanım ise şöyledir: "Vakıf, mülk olan bir malı, mülkiyeti vakfedende kalmak üzere menfaati (geliri ve yararları) fakirlere veya diğer hayır yollarına bağışlamaktan ibarettir." (Ömer Nasuhi Bilmen, Hukuku İslâmiye Istılahat-ı Fıkhiye Kamusu, c. IV, s. 284; Ahmet Akgündüz, İslâm Hukukunda ve Osmanlı Tatbikatında Vakıf Müesesesi, Ankara, TTK, 1988, s. 40-41) Osman Nuri Ergin'e göre, "vakıf, zannedildiği gibi dinî ve uhrevî bir müessese değil; dünyevî ve beledî bir teşekküldür." (Osman Nuri Ergin, Türkiye'de Şehirciliğin Tarihî İnkişafı, İstanbul, İ.Ü. Hukuk Fakültesi, 1936, s. 46) Birçok vakıf tanımında, vakıf kurarken kurbet (Allah'a yaklaşma, sevap kazanma) kastının olması gerektiğine de vurgu yapılmaktadır. Bu tanımların da işaret ettiği üzere vakıf, bir malın mülkiyetini veya yararlanma hakkını süresiz olarak şahsî mülkiyetten çıkarıp, toplumun yararına tahsis etmek suretiyle hayır işlemek, böylece Allah'a yaklaşmak yani sevap kazanmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanları vakıf kurmaya iten çeşitli nedenler vardır. Bunlar dinî, psikolojik, sosyal vs. şeklinde sınıflandırılabilir. Vakıf kurmanın en büyük nedeni dinî kaynaklıdır. Çünkü insanları vakıf kurmaya iten en büyük etken, hayır yapmak ve bu hayrın devamlılığını sağlamak düşüncesidir. İslâm öncesi toplumlarda görülen vakfı çağrıştıran uygulamalarda da dinin tesirleri birinci sıradadır. Vakfın dinî temelleri Kur'an'a ve Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.s.)'in hadislerine dayanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur'an-ı Kerim'de sosyal yardımlaşmayı ve sürekli yardımı emreden ayetler çoktur. Bu ayetler, sürekli yardım ve dayanışma aracı olan vakfı teşvik etmiştir. Sosyal yardımlaşmayı teşvik eden ve ödenmesi mecburî olan "zekât" dışında, gönüllü harcamaları teşvik edip, ancak bunlarla iyi bir Müslüman olunacağını belirten birçok ayet vardır. Bazen zekât manasında kullanılmakla birlikte zaman zaman da kişinin, içerisinde borçlunun borcunu affetme de dahil (Bakara, 280) çeşitli yerlere yapacağı ihtiyarî harcamalar manasında kullanılan "sadaka", "hayır işleme", iyilik etme ve yapılan işi güzel yapma manasındaki "ihsan", hayırlı bir işe mal bağışlama ve birisinin nafakasını karşılama manasındaki "infak", birine yedirmek ve doyurmak manasındaki "it'âm", sıkıntılı zamanlarda fakirleri doyurma, "malından verme", zekât veya herhangi bir şekildeki yardım manasındaki "maûn", "yararlı iş", "malını akrabaya, yetimlere, yoksullara vb. vermek (i'tâ)" gibi kavramlarla, insanlar yardımlaşmaya ve dayanışmaya yönlendirilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun dışında vakıflar kanalıyla yapılan işlere temel teşkil eden birçok kavrama da ayetler kaynaklık etmiştir. Hiçbir menfaat beklemeden ödünç vermek demek olan "karz-ı hasen (güzel borç)" köle ve esirlerin hürriyetlerine kavuşturulması, ibadethanelerin ve topluma faydalı yerlerin yapılıp yaşatılması, sağlıklı bir hayatın sürdürülmesi, temizliğin sağlanması, yurt savunması için hazırlıklı olunması, yolcuların ihtiyaçlarının karşılanması, yoksulların, düşkünlerin ve yetimlerin korunması, gibi, vakıflar tarafından yürütülen hizmetlerin temelleri Kur'an'da görülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Peygamber (s.a.s.)'in hadislerinde de benzer teşvikler açıkça görülür. İslâm tarihinde ilk vakfın, Hz. Peygamber tarafından kurulduğu, daha sonra arkadaşları (ashabı)nın da onun yolundan gittiği, birçok sahabinin vakıf kurduğu dile getirilmektedir. (Bilmen, a.g.e., c. IV, s. 304)Hz. Peygamber'in bazı hadisleri vakıf kurmayı teşvik olarak anlaşılmıştır. Bunlardan biri, "İnsan ölünce yapmakta olduğu hayır işleri durur; ancak üç kişi müstesnadır: Sadaka-i cariye (kesilmeyip devam eden hayır) yapanlar, faydalı ilim ve arkalarından dua eden iyi evlât bırakanların sevabı kesilmez, devam eder." (Ahmet Davudoğlu, Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi, İstanbul, Sönmez Neşriyat, 1983, c. VIII, s. 184) şeklindedir. Burada geçen sadaka-i cariyeyi en iyi gerçekleştirme yollarından biri olarak vakıf görülmüş, daha sonra kurulan vakıfların birçoğunun vakfiyesinde bu hadis tekrarlanmıştır. Bazıları ise bu deyimi doğrudan doğruya vakıf manasında anlamışlar ve bu deyim çeşitli dillere vakıf olarak çevrilmiştir. (Örnek olarak bkz. Bilmen, a.g.e., c. IV, s. 301; Akgündüz, a.g.e., s. 34)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Peygamber (s.a.s.)'in, "İnsanların hayırlısı, onlara faydalı olandır." gibi, insanlara faydalı olmayı öğütleyen hadisleri de insanların yararına olacak vakıfların kurulması için büyük teşvik olmuştur. Ayet ve hadislerin buna benzer teşvikleri, insanları vakıf kurmaya iten dinî faktörlerdir. Ayrıca din büyüğü sayılan birçok kişi de vakıf kurmuş ve vakfı teşvik etmiştir. Din âlimlerinin kitaplarında vakıflara büyük bölümler ayrılmış, vakıflarla ilgili müstakil eserler ortaya konmuştur. Âlimlerin bu tavrı da, insanların din büyüklerini örnek almaları bakımından dinî nedenler arasında sayılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahabeden itibaren İslâm tarihi boyunca ve İslâm coğrafyasının her tarafında çeşitli vakıflar kurulmuş, toplumun ihtiyacı olan hemen her alanda vakıflar eliyle hizmet sunulmuştur. Zaman içerisinde vakıf hizmetleri artarak devam etmiş ve Osmanlı devleti ile zirveye çıkmıştır. Bu yüzden bazı yazarlar Osmanlı devletini tanımlarken, "vakıf medeniyeti" ifadesini kullanmışlardır.Osmanlı toplumunda birçok toplum hizmeti, kamu kurumlarına gerek kalmadan, vakıflar kanalıyla yürütülmüştür. Külliye, han, hamam, cami, medrese, mektep, kütüphane gibi büyük vakıf kuruluşları yanında taşınabilir mallar da vakfedilerek toplumun ihtiyaçları karşılanmıştır. Meselâ, bazı yerlerde, gelen geçen herkesin yiyebilmesi için yol kenarlarına vakıf olarak, dut ve benzeri meyve ağaçları dikilmiştir. Halkın çeşitli ihtiyaçları da hayırsever kişiler tarafından düşünülmüş ve kitap, tabut, teneşir tahtası, düğün yemeği ve bulgur kaynatma gibi işlerde kullanılan büyük kazanlar gibi menkul (taşınır) mallar da vakfedilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğin Şer'iye Sicilleri (Osmanlı Mahkeme Kaydı)'nde gördüğümüz 1 Şubat 1841 tarihli bir kayıt, bu konudaki ilginç örneklerden sadece birisidir: Eğin kazası sakinlerinden Nâibzâde Bekir Efendi bir kazan satın alarak bu kazanı vakfetmiştir. (5 Nolu Eğin Şer'iye Sicili, sayfa: 9, belge no: 20) Bu kazan vakıf kazan olarak toplumun hizmetine sunulacak, ihtiyacı olan herkes düğün, sünnet veya hacı yemeği gibi toplu yemek pişirilmesinde, bulgur ve pekmez kaynatılması gibi işlerde kullanacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplumu ayakta tutan değerlerden birisi de yardımlaşma ve dayanışmadır. Vakıflar, genel olarak İslâm toplumlarında, özellikle de Osmanlı döneminde toplumsal dayanışmanın en yaygın ve sağlam kurumu olmuşlardır. Vakıflar, dengeli ve adaletli bir sosyal politikanın manevî temellerinin oluşturulmasına büyük katkılar sağlamışlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakıf giderleri arasında maaşlar önemli bir yer tutmaktadır. Maaş alanların bir kısmı vakıf görevlileridir. Bunun yanında vakıf kurucusuyla ilgisi olmayanlara (Duâgûyân, zevaidhoran vb.) da vakıf görevlisi olmadıkları halde bazı vakıflar tarafından maaş verilmiştir. (Bir örnek için bkz. İstanbul Müftülüğü Şer'î Siciller Arşivi [İMŞSA] 26/30/14-b Siyavuş Paşa Vakfı)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakıflar kanalıyla fakirlere yiyecek, giyecek vs. yardımı yapılmış (İMŞSA 26/13/3-a: İbrahim Çelebi V.; İMŞSA 26/13/20-a: Şah Hunat ve Ayşe Hatun V.), çocuklara ve öğrencilere giyecek verilmiş (İMŞSA 26/30/10-b: Hacı İsmail V.) ve değişik şekillerde yardım edilmiştir. Bu yardımlar nakdî olduğu gibi, bazen de aynî yardım şeklinde gerçekleştirilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı vakıflarının önemli bir türü de "Avarız Vakıfları"dır. Avarız adını alan yükümlülükler nakdî yükümlülükler olup, başlangıçta devletin olağan dışı hallerde başvurduğu bir vergi yükü iken (Ö. Lütfi Barkan, İA, "Avarız", s. 13-19; Ziya Karamursal, Osmanlı Malî Tarihi Hakkında Tetkikler, s. 182-183), zamanla savaşların sürekli hâle gelmesi ve hazinenin yükünün artmasıyla, bedeliyyeler gibi diğer bazı nakdî yükümlülüklerle birlikte olağan dışı tahsilat kalemleri olmaktan çıkmış, XVII. yüzyıldan itibaren Devlet Hazinesi'nin olağan gelirleri arasına girmiştir. (Yavuz Cezar, Osmanlı Maliyesinde Bunalım Ve Değişim Dönemi s. 30) Avarız vakıfları şehir ve köy halkının önemli bir sosyal güvenlik kurumu olmuştur. Birçok kişi avarız vakfı adıyla vakıflar kurarak, mahalle ve köyün avarız yükünü üstlenmeyi veya hafifletmeyi hedeflemiştir. Bunların gelirleri ile bütün mahalle veya köy halkının veya içlerinden sadece fakir olanların vergi borçları ödenmiştir. Yine avarız vakıflarından umulmadık masraflarla yardımlara fon ayrılmıştır. Zamanla vergi borçlarının ödenmesi önemini kaybetmiş, avarız vakıflarının giderleri içerisinde su yolu ve kaldırım inşası, fakirlerin iaşesi, evlendirilmesi, sermaye tedariki, cenaze masraflarının karşılanması gibi hususlar ön plâna çıkmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kampüs şeklindeki tesisler olan külliyelerde, öğrencilere, hastalara, yolculara ve farklı kesimlerden halka verilen beslenme giderleri önemli bir yer tutmaktaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakıfların gördükleri hizmetlerden birisi de sosyal güvenlik hizmetleridir. Sosyal güvenlik hizmetleri, bir tehlikeye maruz kalanlara dönük hizmetlerdir. Sosyal güvenlik hizmetleri iki grupta incelenebilir. Birinci grupta, hiçbir aidat, prim veya ücret ödenmeden yararlanılan hizmetler yer alır. İkinci grupta ise Emekli Sandığı ve SSK gibi prim ödenen sosyal güvenlik kurumları yer alır. Vakıfların sunduğu sosyal güvenlik hizmetleri daha çok birinci gruptaki, hiçbir aidat, prim veya ücret ödenmeyen hizmetlerdir..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakıflar sadece yardım faaliyetleri yürütmemişlerdir. Aynı zamanda, kurdukları tesislerle üretime ve istihdama da katkı sağlamışlardır.&lt;br /&gt;Vakıfların toplum hayatına önemli bir katkısı da meslekî dayanışmaya yaptığı destektir. Aynı meslek grubunun kurduğu hirfet vakıfları, esnaf ve sanatkâr dayanışmasına, yeniçeri ortalarında kurulan vakıflar (sandıklar) askeri sınıf dayanışmasına katkı sağlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakıf, toplumun güçlü ve varlıklı kesimlerinden; zayıf ve varlıksız kişilere doğru yardım aktararak, toplumsal gerginlikleri azaltmada rol alabilecek bir kurum özelliği taşımaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakıflar, sağlık, eğitim, bayındırlık, şehircilik sahalarında yatırımlara katılmak suretiyle, devlet bütçesinin ekonomik yatırımlara kaymasını sağlayarak devletin güçlenmesine etki eder. Tarihte olduğu gibi, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş yıllarında da eski vakıflardan büyük ölçüde yararlanılmış, o dönemde küçük bir kasaba görünümünde olan Ankara'nın başkent olması ve başkentliğini sürdürebilmesinde vakıflar büyük rol almışlardır. (bkz. Nazif Öztürk, "Ankara'da Vakıflar" Altındağ'ın Manevî Coğrafyası, s. 15-16; Ali Kılcı, "Ankara'nın Tarihî Yapıları;" Altındağ'ın Manevî Coğrafyası, s. 207)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzde de vakıflar toplum hayatına çok yönlü katkı sağlamaktadırlar. Vakıf eğitim kurumları eğitime katkı sağlarken, sosyal yardım vakıfları muhtaçlara destek sağlamaktadır. Ayrıca Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları'nın Sosyal Riski Azaltma Projesi (SRAP) aracılığı ile küçük sermayelerle iş kurulması sağlanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SRAP benzeri projeler ile KOBİ lerin finansmanında vakıflardan yararlanılabilir. Ayrıca Risk Sermayesi'nin finansmanında da vakıflardan yaralanmak mümkündür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakıflar, ekonomik ve sosyal açıdan zayıf, güçsüz ve fakir kimselere, hasta, yaşlı, düşkün ve benzeri muhtaçlara hiç bir aidat, prim veya ücret ödemeden yaptıkları yardımlarla sosyal hayata etki etmişler, böylece toplumdaki gerginliklerin yumuşatılmasına ve dayanışmanın sağlanmasına katkı yaparak toplumsal barışa destek olmuşlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakıfların alacak kayıtları, Müslümanlar tarafından kurulan vakıflardan, gayrimüslimlere çok sayıda borç verildiğini göstermektedir. Böylece vakıflar toplumun değişik kesimleri arasında ilişkilerin kurulması ve geliştirilmesinde, bu ilişkilerin canlı tutulmasında önemli rol almıştır.&lt;br /&gt;Vakıfların, kadınların toplumsal faaliyetlere katılımında da önemli bir rol oynadıkları görülmektedir. Kadınlar tarafından vakıflar kurulmuş, bazı vakıflarda kadın yöneticiler görev yapmış, bazı vakıflar tarafından kadınlara borç para verilmiş, böylece kadınların toplumsal ve iktisadî hayatta rol almasına katkı sağlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birçok kamu hizmeti vakıflar kanalıyla görülünce devlet maliyesi rahatlamış, gerekli binalar ve hizmetler ile bunların onarımı yapılmıştır. Atıl kalmış verimsiz sermayenin vakıflar yoluyla kamu alanına, verimli alanlara aktarılması suretiyle az da olsa devamlı gelir getiren tesisler kurulmuştur. Vakıf kurmak için toplum tasarrufa teşvik edilmiş, toplumda tasarruf temayülü artmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakıf kurarken toplum yararının gözetilmesinin şart olduğu görülmektedir. Günümüzde de toplum yararı gözetilerek kurulan, belli kişi veya grupların menfaatlerini veya nüfuzlarını artırmak amacı gütmeyen vakıflara kolaylık sağlanması, hem devletin yükünü hafifletecek hem de toplumu rahatlatacak bir etki yapabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakıf anlayışını, şairin Mevlânâ Celâleddin Rûmî'yi anlatırken kullandığı ifadelerde de görebiliriz:&lt;br /&gt;"Sağ elimi kaldırdım,&lt;br /&gt;Sol elimi daldırdım,&lt;br /&gt;Dilim kalbe indirdim,&lt;br /&gt;Döndüm Mevlâna gibi."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakıf kuranlar, bir ellerini kaldırarak Allah'tan aldıkları nimetleri, diğer elleriyle Allah'ın yarattıklarına vermektedirler, kendileri yaratıklardan almamaktadırlar. Peygamber Efendimiz (s.a.s.)'in, "Veren el alan elden üstündür." hadis-i şerifindeki veren el olmaktadırlar.&lt;br /&gt;Dr. Hüsnü Koyunoğlu&lt;br /&gt;Y.Y. Üniv. İlâhiyat Fak.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3491078016698213419-3645771066479856611?l=vakiflarportali10.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/feeds/3645771066479856611/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=3491078016698213419&amp;postID=3645771066479856611' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/3645771066479856611'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/3645771066479856611'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/2009/03/almayip-verenler-vakif-kuranlar.html' title='ALMAYIP VERENLER: VAKIF KURANLAR'/><author><name>Vakıflar Portalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10348583191573484327</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13468211044687257475'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3491078016698213419.post-2071039884205448227</id><published>2009-02-22T09:44:00.000-08:00</published><updated>2009-02-22T09:48:50.811-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fahri Sarrafoğlu'/><title type='text'>SİZİN MAHALLENİN VAKFI VAR MI?</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/SaGP-WbfVzI/AAAAAAAAAIU/1hGETRLhl_k/s1600-h/sarrafo%C4%9Flu.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5305680137354696498" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 100px; CURSOR: hand; HEIGHT: 135px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/SaGP-WbfVzI/AAAAAAAAAIU/1hGETRLhl_k/s400/sarrafo%C4%9Flu.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;İstanbul Beyefendileri ile sohbet etmek ne kadar güzeldir dostlar, bunun tadını sohbet eden bilir. Geçenlerde yine böyle bir İstanbul Beyefendisi ile sohbet ettik… Sohbet esnasında Mahallat Vakıfları'ndan söz açıldı. Konya'da her mahallenin bir vakfı olduğunu muhtaçlara, ihtiyaç sahiplerine buradan yardım yapıldığını anlattı… Öyle ki kim ihtiyacı varsa gitmesine gerek kalmadan o vakıf mahalleyi devamlı tarıyor, kim evlenecek, kimin çocuğu oldu, kimin neye ihtiyacı var tespit ediyor ve yardımını büyük edep ve terbiye içerisinde gönderiyor. Bu vakıfların en büyük gelirleri ise bağışlanan emlakler, eşyalar, nakit ve ayni yardımlar… Değerli dostumuz, ağabeyimiz anlatıyor anlatırken de gözyaşlarını neredeyse tutamıyor. Ah diyor ahhhh fahri bey ahhhh. O vakıfların emlaki tarumar oldu, yok pahasına gitti. Özellikle ikinci dünya savaşı sırasında alelacele çıkartılan bir kanunla o mahalle vakıflarının mülkü belediyelere verildi onlarda maaşları ödeyemiyoruz diye hepsini sattılar. Dostumuz anlatıyor, öyle satıldı ki 100 liralık bir ev 20 liraya, 25 liraya satıldı. Adeta vakıf malları talan edildi… Gerçi o emlaki alanlar ihya olmadı o başka mesele ama. O vakıflar da yok oldu… İnsanlara yardım elden yapılmaya başlandı iyi güzel ama bu seferde de reklam başladı, mahcubiyet başladı, alan da mahcup veren de mahcup.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Evet işin geçmişi böyle, bugün tekrar bu tür vakıflar kurulabilir mi, kurulamaz mı bilmiyorum, ama geçmişte böyleydi . Osmanlı'da kurulan sayıları 22 binin üzerinde olan Vakıfların kurulmasının tek amacı vardı. Dünya'ya değil ahirete yatırım yapmak. Vakıfların kuruluş amaçlarından en önemlisi yardım verenle-yardım alanın birbirine görmemesi idi. Zira bu şekilde kişilerin onuru rencide edilmemiş oluyordu.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Birazda bu Mahalle Vakıfları ile ilgili bir Diş Doktoru kardeşimizin yaptığı araştırmadan notlar aktarmak istiyorum sizlere. Osmanlı'da mahalle fertleri arasındaki dayanışmanın sosyal bir müessese hâline gelmesinde, mahalle camisinin rolü büyüktü. Camilerin müştemilâtı içinde misafirhaneler, hastaneler, öğrencilerin kalabileceği odalar vardı.Toplumsal katılımcı yönetimin ilk kademesini oluşturan "Mahalle Vakıfları", nispeten küçük ve birbirini tanıyan bireylerin oluşturduğu 5000–7000 kişilik mahallelerde, manevi, terbiyevi, eğitici ve yetenekleri geliştirici bir yaklaşımla çalışmalarına devam etti.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Özbekistan mahalle vakfı mirasına sahip çıkan tek devlet: Mahalle Vakfı uygulamasıyla Özbekistan sağlam temelleri olan köklü bir sivil toplum inşa etme anlamında düzenli ve etkin bir sosyal sistem kurma yolunda bir hayli önde. Mahalleler, "Aksakallar" tarafından yönetilir. Aksakallar saygı duyulan seçkin yaşlılardır ve mahalle sakinleri tarafından seçilirler ve mahalledeki ailelerin sorunlarını onları bürokratik devlet kurumlarına yönlendirmeden kaynağında çözmek için danışmanlık yapar, yardımda bulunurlar.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Sosyal fonksiyonu çok büyük olan "Mahalle Vakfı" Türk toplumlarının ezelden gelen sosyal dayanışma anlayışını bu sistemle kurumsallaştırmıştır. Ailelere destek olma, hastalara, yaşlılara, muhtaçlara yardım "Mahalle Vakfı"nca desteklenir. Hatta mahalleli iş adamlarına gerektiğinde yardım da Vakıf'ça gerçekleştirilir. Türk toplumsal geleneklerinin ve sosyal yaşantısının mükemmel çekirdeğini anlamamıza yardımcı olur. Kimin gereksinimi olduğu bilindiğinden, devlet tarafından bu çerçevede kullanılmak üzere tahsis edilen para da yerinde, en iyi ve verimli şekilde değerlendirilir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Evet inşallah… Bu tür vakıfların yeniden oluşması dileği ile… Ne dersiniz hadi yine sizlere soruyorum, artık bu tür vakıfların zamanı geçti mi? Büyük vakıflar var onlar yeter mi diyorsunuz. YA da her ilde her ilçede sosyal dayanışma vakıfları var, devlet finanse ediyor oralara mı destek verelim… Bilmem yorum sizin, bu satırların yazarı eski bir kurumu yeniden hatırlattı sadece…&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3491078016698213419-2071039884205448227?l=vakiflarportali10.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/feeds/2071039884205448227/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=3491078016698213419&amp;postID=2071039884205448227' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/2071039884205448227'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/2071039884205448227'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/2009/02/sizin-mahallenin-vakfi-var-mi.html' title='SİZİN MAHALLENİN VAKFI VAR MI?'/><author><name>Vakıflar Portalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10348583191573484327</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13468211044687257475'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/SaGP-WbfVzI/AAAAAAAAAIU/1hGETRLhl_k/s72-c/sarrafo%C4%9Flu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3491078016698213419.post-8458482121408440300</id><published>2008-12-21T12:26:00.000-08:00</published><updated>2008-12-21T12:33:02.948-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fedayi Deliormanlı'/><title type='text'>BEZM-İ ALEM VALİDE SULTAN</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/SU6nuA21XJI/AAAAAAAAAII/srUKt7y-vIw/s1600-h/247.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5282343821897981074" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 96px; CURSOR: hand; HEIGHT: 96px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/SU6nuA21XJI/AAAAAAAAAII/srUKt7y-vIw/s400/247.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bu makalede bir güzel insanın hayatına uzanacağız. Yaşadığı sürece gayesi; bütün mahlûkatın muhtaç olanlarına cömertçe ikramda bulunmak, şefkat ve merhametle yaklaşarak Cenabı Hakkın hoşnutluğunu kazanabilmek, yaralı gönüllere bir şifa olup, onlara tertemiz bir soluk verebilmek olan samimi bir hanımefendiden bahsetmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yaratandan ötürü yaratılana şefkat ve merhamet duygularının en güzel örneklerini, malını Allah yolunda harcayarak göstermişti. Çok uzaklara gitmiyoruz, hemen yakınlarda 19. yüzyılda yaşamış bir hanımdı o. Dünyanın en kudretli kadınlarından biriydi. Bir padişah annesi yani Valide Sultan'dı. 2.Mahmut'un karısı ve Sultan Abdülmecit'in de annesi olan Bezm-i Âlem, valide sultandır. Bezm-i Âlem, dünya meclisi demektir. Osmanlı tarihinin en tanınmış valide sultanlarından biridir. Hayırseverlik için yaptığı çalışmalardan dolayı sevilen ve saygı duyulan bir hanımefendi olarak tarihe geçmiştir. 19. yüzyılın ilk senelerinde Kafkasya'da dünyaya gelmişti. Müslüman Kafkas kavmine mensuptur. Çocuk yaşta iken esir tüccarları tarafından İstanbul'a getirilip saraya satıldı ve hareme kondu. Bu arada zamanın padişahı 2. Mahmut'un dikkatini çekti ve padişahla evlenerek Şehzade Abdülmecit'i dünyaya getirdi.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;1839 yılında Abdülmecit tahta geçtiğinde 16 yaşında, valide sultan ise 32 yaşındaydı.1853 yılında vefat edinceye kadar 14 yıl boyunca valide sultan olarak kaldı. Döneminde sarayın en güçlü kişisi oydu. O, bu gücünü Allah rızası istikametinde hayırlar yaparak kullandı. Bezm-i Âlem valide sultan büyük bir saltanatın içinde iken kendilerine verilen bütün nimetlerin gerçek sahibinin Cenabı Hak olduğu şuuruyla yaşadı. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yunus Emre'nin dediği gibi:&lt;br /&gt;Mal sahibi, mülk sahibi,&lt;br /&gt;Hani bunun ilk sahibi?&lt;br /&gt;Mal da yalan, mülk de yalan&lt;br /&gt;Var biraz da sen oyalan!&lt;br /&gt;İmtihan yeri olan şu dünyada mal ve serveti gönlüne sokmadan yaşamak büyük bir maharetti ve Valide Sultan bunu başaran ender insanlardan biriydi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Cenabı Hak Kuran'ı Kerim'de:&lt;br /&gt;"Mallarını Allah yolunda harcayanların hali, yedi başak bitiren ve her başağında yüz dâne bulunan bir tek tohumun hali gibidir. Allah kime dilerse, kat kat verir. Allah ihsanı bol olan, hakkıyla bilendir." (Bakara,261) buyuruyordu. Bezm-i Âlem valide sultan da bu ayetin şümulüne girebilmenin gayretiyle yaşadı. Vefat ettiğinde 40'lı yaşlarındaydı ve arkasında çok sayıda hayır eserinin yanı sıra Osmanlı tarihinin en zengin vakıflarından birini bıraktı.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bugün İstanbul'un önde gelen birçok eserinin valide sultan tarafından yaptırılıp vakfedildiğini çoğumuz bilmekteyiz. İşte sahip olduğu büyük serveti hayır işlerine harcayan valide sultanın arkasında bıraktığı eserlerinden sadece bir kaçı:&lt;br /&gt;- Vakıf Gureba Hastanesi ve bitişiğindeki vakıf&lt;br /&gt;- Dolmabahçe Camii&lt;br /&gt;- Cağaloğlu'nda bugün Anadolu Lisesi adıyla eğitim veren eski İstanbul Kız Lisesi ve Mektebi Maârif ve Valide Mektebi (1850)&lt;br /&gt;- Akaretler'deki Valide Çeşmesi, Kasımpaşa, Silivri kapı, Topkapı (1843) ve Tarabya çeşmeleri&lt;br /&gt;- Haliç üzerinde yapılan ilk ahşap Galata Köprüsü (1845)&lt;br /&gt;- Yıldız sarayındaki Dilkuşa Kasrı (1842)&lt;br /&gt;- Maçka (1839)&lt;br /&gt;- Terkos Gölü. Valide Sultan, Terkos'un bütün gelirini Gureba Hastanesi'ne bağışlamıştı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Valide Sultanın Gureba Vakfiyesi'nin hükümleri şöyle idi:&lt;br /&gt;"Burada çalışacakları en ince detayına kadar belirlemiştir. Vakfiyede son derece insanî hükümler bulunmaktadır. Örneğin, bir hastanın iyileşmesi için limon gerekli ise ve o limonun değeri de 1 altın lira ise o mutlak alınacaktır."&lt;br /&gt;Valide Sultan, Sultan Mahmut türbesinin arkasında rüştiye eğitimi yapan ve içerisinde tipografya matbaası bulunan bir okul yaptırmıştır (1850). Yine bunun için hazırladığı vakfiyesinde okutulacak derslerden, hocalara verilecek ücrete kadar bütün detaylar üzerinde durmuştur. Ayrıca 546 değerli yazma kitaplardan oluşan bir de kütüphane kurmuştur.&lt;br /&gt;Bunların yanı sıra başta Yahya Efendi dergâhı olmak üzere birçok dergâha vakıflar yaptırmıştır. Çok sayıda mimari eserin yapılmasına öncülük etmiştir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Bezm-i Âlem valide sultanın oğlu Abdülmecit'e devlet yönetiminde de fikirler verdiği olmuştur. Oğluna Tanzimat'ın ilanı konusunda Mustafa Reşit Paşa'ya güvenmesini tavsiye ettiği söylenir. Ayrıca Sultan Abdülmecit'in annesini çok sevdiği ve hükümet nazırını (bakan) seçerken annesine danıştığı bilinmektedir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bezm-i Âlem valide sultan 2 Mayıs 1853 tarihinde Dolmabahçe sarayında vefat etti ve Divan yolundaki İkinci Mahmut Türbesi'ne defnedildi. Garabet Balya'nın mimarlığı altında inşaatını başlattığı Dolmabahçe Camii henüz bitmemişti. Camiyi oğlu Abdülmecit Han annesinin anısına 1855 yılında tamamlattırarak Bezm-i Âlem Camii adı altında hizmete açtı. Cami zamanla Dolmabahçe Sarayı'na yakınlığı nedeni ile Dolmabahçe Camii olarak anılmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Manevi hayata ömrü boyunca değer veren Valide Sultanın sık sık kullanmış olduğu mühründe kazınmış olan ibare onun manevi şahsiyetinin kaynağını ortaya koyan güzel bir örnektir:&lt;br /&gt;"Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl&lt;br /&gt;Muhammedsiz muhabbetten ne hâsıl&lt;br /&gt;Zuhurundan Bezm-i Âlem oldu vasıl..."&lt;br /&gt;Cenabı Hak'tan istikbalin annelerine de şefkat abidesi validenin bu engin şefkatinden bir hisse nasip etmesini dileriz. Unutmayalım ki ömrümüz fedakârlık ve hizmetimiz nispetinde, fâni hayatımızdan sonra da devam edecektir. Bu gök kubbede hoş bir seda bırakabilmek temennisi ile...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3491078016698213419-8458482121408440300?l=vakiflarportali10.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/feeds/8458482121408440300/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=3491078016698213419&amp;postID=8458482121408440300' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/8458482121408440300'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/8458482121408440300'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/2008/12/bezm-i-alem-valide-sultan.html' title='BEZM-İ ALEM VALİDE SULTAN'/><author><name>Vakıflar Portalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10348583191573484327</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13468211044687257475'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/SU6nuA21XJI/AAAAAAAAAII/srUKt7y-vIw/s72-c/247.JPG' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3491078016698213419.post-967805954513400618</id><published>2008-12-21T11:26:00.000-08:00</published><updated>2008-12-21T11:38:38.609-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sevim Can'/><title type='text'>OSMANLI DEVLETİNDE VAKIF KURAN KADINLAR</title><content type='html'>Temelinde insanlar arasında yardımlaşma ve dayanışma anlayışı yatan vakıf müessesesi sosyal, ekonomik, dini, hukuki ve kültürel yönleriyle insan hayatına etkisi sebebiyle farklı adlarla bile olsa geçmişten günümüze varlığını sürdürmüştür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslâm hukukunun temel kaynakları olan Kur'an-ı Kerim ve hadis-i şeriflere baktığımızda, vakfı teşvik eden emirlere rastlanmaktadır. Kur'an-ı Kerim'de: "Allah yolunda mal harcamak" (Bakara Sûresi 195, 261. ayetler), "hayır yapmakta yarışmak" (Bakara Sûresi 148, Âl-i İmran Sûresi 114. ayetler) ve Peygamber Efendimiz (s.a.s.)'in: "Bir insan öldüğünde ameli (nin sevabı) kesilir, amel defteri kapanır. Yalnız sadaka-i cariye, ilmî eseri ve kendisine dua eden evlâdı olan kimsenin amel defteri kapanmaz" hadis-i şerifindeki "sadaka-i cariye" ile vakfın kastedildiği belirtilmektedir. (1) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakıf, bir kişinin herhangi bir malını hiçbir etki altında kalmadan kendi arzusu ile Allah'ın rızasını kazanma niyetiyle, toplum yararına tahsis etmesidir. Vakıf kurucusunun akıl sahibi ve hür olması, vakfa razı olması, bu işi hayır amacıyla yapıyor olması gibi şartları vardır. Vakfın kuruluş belgesine "vakfiye-vakıfnâme", vakıf yapan kişiye "vâkıf", vakfedilen bina ve müesseselere "hayrat", vakfedilen gelir kaynaklarına "akar" denir.(2) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakfiyelerde vakıfların kuruluş amaçları, işleyişi, vakfedilen mülkler, vakıf hizmetlerinde çalıştırılacak hizmetlilerin vasıfları, ücreti, vakıf binalarının bakım ve onarımı, vakıf hizmet ve işlemlerinden sorumlu mütevelli ve bu görevi daha sonra kimin yürüteceği ile ilgili tüm bilgileri bulmak mümkündür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8. yüzyıldan 19. yüzyıl ortalarına kadar uzanan bir devirde İslâm devletlerinde özellikle Selçuklular ve Osmanlılar zamanında vakıf müessesesi büyük gelişme göstermiştir. Selçuklular zamanında devletin resmi politikasının bir parçası olarak Nizamiye Medreseleri vakıf medresesi olarak kurulmuştur. Malazgirt Savaşı'nın kazanılmasından sonra Türk tarihinde yeni devir açılmış ve Anadolu'nun Türk vatanı olmasında Anadolu'da yeni kurulan devletler; Anadolu Selçukluları, Danişmentliler, Saltuklular, Mengücekliler'in Türk kültür ve medeniyetini Anadolu'ya taşımalarının payı büyük olmuştur. Bugün Anadolu'nun her köşesinde o döneme ait mimarr Türk kadını da bu sahada aktif rol oynamıştır. Kayseri'de Hunat Hatun Medresesi, Mardin Hatuniye (Sitti Radviyye) Medresesi, Erzurum Yakutiye Medresesi, Kayseri Gevher Nesibe Hatun Şifahanesi, Sivas Divriği Melike Turan Daruşşifası, Ilduz Hatun tarafından yaptırılan Amasya Daruşşifası, İsmetiye Zaviyesi, Rabia Hatun Zaviyesi, Mal Hatun Zaviyesi, Danişmentli Elti Hatun'un yaptırdığı Kayseri Gülek Camii, Erzincan'da Mama Hatun Kervansarayı ve Türbesi, Sitti Radviyye'nin hayratı Radviyye Hamamı, Artuklu Hatunu Zübeyde Hatun'un Diyarbakır'da yaptırdığı Haburman Köprüsü, Ahlat'da meydana gelen yangın sonucu harap olan şehrin yeniden imarı için uğraşan Şah Banu Hatun bunlardan sadece birkaçıdır. (3) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı devleti zamanında başta padişah olmak üzere vezir, sultan hanımlar, büyük servet sahibi, orta halliler, geliri daha az olan insanlar tarafından vakıf yoluyla cami, mescid, namazgah, mektep, medrese, kütüphane, aşhane, kervansaray, bedesten, çeşme, yol, köprü, kale, mesire yerleri, deniz fenerleri, sebiller, dul ve yetim evleri, çocuk emzirme ve büyütme yuvaları meydana getirilmiştir. Sadece insanlara yönelik hizmetler değil yaşayan her varlığın değerli kabul edildiği için; kış aylarında kuşların beslenmesinin yanında köpeklere ekmek dağıtılmasına, çevreye gelen leyleklere yiyecek temini için hizmet veren vakıflar vardı. (4)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunların dışında borçluların borçlarının ödenmesi, esirlerin esaretten kurtulması, alış-verişe çıkanların aldatılmalarını önlemek, hizmetkârların azarlanıp dövülmemeleri için kırdıkları kap - kacakların yerine konması, yoksul kızlara çeyiz verilmesine ve düğünlerinin yapılmasına, çalışamayacak kadar yaşlanan ve sakatlanan meslek erbabı ile işçilerine fonlar tahsisine, kitap yazılmasına, cezaevlerinde mahkumların ihtiyaçlarının karşılanmasına (5) kadar uzanan çok geniş vakıf amaçları mevcuttu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakfedenin hayatı boyunca hatim indirilmesi, kendisinin, çocuklarının ve torunlarının ölümünden sonra ruhlarına Kur'an-ı Kerim ve mevlid okunması şartlarıyla kurulan vakıf sayısı da oldukça fazladır. 1558 yılında İstanbullu Zeyni Hatun Vakfı'nın vakfiyesine göre; kendisi için her gün üç cüz, oğlu için günde bir cüz ve kızı için günde iki cüz okunacak ve her hafıza da 1,5 akçe ödenecektir. (6) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakıf müessesesi öyle gelişmiştir ki; "Vakıflar sayesinde bir adam vakıf bir evde doğar, vakıf bir beşikte uyur, vakıf mallardan yer içer, vakıf kitaplardan okur, vakıf bir medresede hocalık eder, vakıf idaresinden ücretini alır ve öldüğü zaman kendisi vakıf bir tabuta konur ve vakıf bir mezarlığa gömülür."(7) sözü vakfın, bir insanın hayatının her safhasında etkili olduğunun örneğidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakıf müessesesinin yanında kurucuları arasında kadınların bulunması ise vakıf müesesesinin kendisi kadar önemlidir. Bu durum Osmanlı kadınının mülk sahibi olabildiğini ve ekonomik alanda söz alabildiğini göstermesi açısından önemlidir. Ankara'da Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'nde bulunan 30.000 vakıf belgesi içinde kadınların kurduğu 2309 vakıf tespit edilmiş, bunlar içinde 1044'nün vakfiyesi mevcut olduğu belirlenmiştir.(8)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankara Şeriyye Sicillerine göre; burada kurulan 151 vakıftan 43 tanesi, Edirne'de kurulan vakıfların %20'si kadınlara aittir. Edirne'de kadınların kurduğu vakıfların %70'i ise halktan kadınlara aittir.(9)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"1546 tarihli İstanbul Tahrir defterine göre ise, 2517 vakfın 913'ü kadınlara aittir. Ayrıca İstanbul'da 1930'lu yıllarda mevcut ve tamamı Osmanlı döneminde yapılmış olması lâzım gelen 491 çeşmenin 128 tanesi (% 28) kadınlar tarafından kurulan vakıflarca inşa edilmiştir. (10) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplumun en üst seviyesindeki hanım sultanlardan, Anadolu'nun küçük bir kasabasındaki kadınlara kadar her gelir ve seviyeden kadın vâkıf, vakıf kurma faaliyetine katılmıştır. Gelirleri itibarıyla daha geniş alanlara hizmet götürme imkanı bulan hanedana mensup kadınlar başta İstanbul olmak üzere Anadolu'nun pek çok yerinde vakıf eserler kurmuşlardır.  Çelebi Mehmed'in kızı Selçuk Hatun'un yaptırdığı eserler arasında Edirne'deki mescid ile Bursa civarındaki köprü gelmektedir. II. Bayezid'in zevcesi Hüsnüşah Sultan 1490 - 1503 yıllarında oğlu ile birlikte Manisa'da bulunduğu sırada kurdurduğu Hatuniye Cami'nin yanında tesis edilen Hüsnüşah Sultan Kütüphanesi'nde 401 yazma eser bulunmakta idi. (11) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yavuz Sultan Selim'in zevcesi Hafsa Sultan, oğlu Şehzade Süleyman (Kanuni Sultan Süleyman)'ın sancak şehri Manisa'da valilik yaptığı sırada ona refakat etmiş ve burada; cami, medrese, kütüphane, imaret, hânkah, şifahane, hamam ve sıbyan mektebinden oluşan bir külliye oluşturmuştur. Külliye içindeki şifahane Osmanlı Devletinde kadınlar tarafından yaptırılan ilk şifahane olup burada, ruh hastaları musıkı ile tedavi ediliyordu. (12)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakfiyeye göre 117 kişi vakıfta görevli idi, görevlerini yerine getirmeyenlerin azledilmesi şartı vardı, günde iki kez sabah ve ikindi vakitlerinde yemek dağıtılması, fakir talebelere yardım verilmesi de diğer şartlar arasındadır. Vakfın ayakta kalması için zengin gelirleri olan han, hamam, köyler, çiftlikler, arazi, dükkan ve değirmenler gibi akar getiren vakıfların isimleri de vakfiyede yer almıştır. (13) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanuni Sultan Süleyman'ın zevcesi Hürrem Sultan tarafından Mimar Sinan'a yaptırılan cami, medrese, şifahane, hamam, kervansaray ve su tesislerinin bulunduğu Haseki Külliyesi ve yine Hürrem adına yaptırılan Çifte Hamam bulunmaktadır. Külliyenin içinde yer alan şifahanenin iki tabibi için aranan vasıflar şöyle sayılmıştır: "Tıp ve hikmek kanunlarını bilir, insanların mizaç ve ahvalinden anlayan, ilaç tertibinde mahir, kerim ahlaklı, güzel huylu, yalan söylemeyen..." (14) Kanuni Sultan Süleyman'ın kızı Mihrimah Sultan'ın da Edirnekapı ve Üsküdar'da olmak üzere iki külliyesi bulunmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;II. Selim'in zevcesi ve III. Murad'ın annesi Valide Nurbanu Sultan tarafından Mimar Sinan Ağa'ya yaptırılan "Valide-i Atik" külliyesinde medrese, şifahane, imaret, çifte hamam ve sıbyan mektebi vardır. Nurbanu Sultan İstanbul'da su yollarını yaptırmış ve bu tesislerle İstanbul'da su birkaç semte de çeşmelerden verilmiştir. (15)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;III. Murad'ın zevcesi Safiye Sultan tarafından yaptırılan Yeni Camii'in temelleri 1597 yılında atılmıştır, ancak camiinin tamamlanması Turhan Valide Sultan'a nasip olmuştur. (16)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safiye Sultan ayrıca Mısır'daki emlakını Mekke, Medine ve Kudüs'te Kur'an okuyacak 120 hafız ile, Mekke'deki sebil, mescid ve kuyulara bakacak hizmetlilere vakfetmiştir.  I. Ahmed'in eşi IV. Murad'ın annesi Mahpeyker Kösem Sultan Osmanlı tarihinin bilinen en önemli kadınlarından biridir. Büyük bir servete sahip olan Kösem Sultan Üsküdar'da Çinili Camii, Çinili Hamamı ve yanında sıbyan mektebini, sebil ve çeşmesini yaptırmıştır. Ayrıca her yıl Kabe yollarında bulunan fakirlere Surre Alayı ile gönderilmek üzere para vakıfları tahsis etmiştir. Kösem Sultan'ın başlattığı Çanakkale hisarlarının yapımı Turhan Valide Sultan zamanında tamamlanmıştır. (17) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turhan Valide Sultan'ın hayratları arasında, 1663 tarihli vakfiyesine göre; mektep, darul hadis, sebil, çeşme, hünkar kasrı, türbe ve çarşı vardı. (18) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;IV. Mehmed'in eşi ve II. Mustafa'nın annesi Gülnuş Emetullah Sultan, Hac yolunda çeşmeler, sebiller yaptırmıştır. 1709 yılında "Sultan Suyu" adıyla anılan su yollarını yaptırmış ve bununla Yeni Cami'ye ve Ahmediye Camii'ne su getirilmiştir. III. Ahmed'in kızı Zeynep Hatun'da yaptırdığı vakıf mektepde okuyan öğrencilere günde bir akçe, yılda bir defa elbise veriliyordu. III. Mustafa'nın zevcesi ve III. Selim'in annesi Mihrişah Sultan vakıflarının başında Eyüp'te bulunan imaret ve Eyüp Camii içindeki medrese, şifahane ve kütüphane gelmektedir. Medrese daha sonra 1837'de garipler ve bekarlar için bir şifahaneye dönüştürülmüştür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı tarihinin en hayırsever sultanlarından biri olan Bezm-i Alem Valide Sultan'ın yaptırdığı eserler arasında; Gureba Hastahanesi ve Bezmi Alem Valide Sultan Mektebi en önemlileridir. II. Mahmud'un zevcesi ve Abdulmecid'in annesi Bezmi Alem Valide Sultan, hem hastahanenin hem de mektebin vakfiyesinin hazırlanması ile bizzat ilgilenmiştir. 100 yataklı olan hastahanenin vakfiyesinde; "Şayet bir hastanın iyileşmesi için limon gerekse ve limonun değeri bir altın lira olsa dahi alına" ifadesi vardır. (19) Ölümünden sonra tamamlanan Dolmabahçe Camii yine Bezmi Alem Valide Sultan'ın hayratıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pertevniyal Valide Sultan II. Mahmud'un eşi ve Abdülaziz'in annesinin hayır eserlerinin başında Aksaray'da bulunan cami, yanında çeşme, kütüphane, mektep ve müezzin odaları bulunmaktadır. (20) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hanedana mensup olmayan servetleri ölçüsünde İstanbul'un çeşitli yerlerine vakıf eserler nakşeden birkaç Osmanlı kadınının hayratları da şöyledir:  "Yedi Sofralı Sakine Hatun" Vakfı; İstanbul'da Topkapı dışında cami, imam meşrutası, sebil, sebil meşrutasından oluşuyordu. Ancak bu vakfın en önemli özelliği; caminin yanında bulunan sebil ile verilen su, mermerden yapılan sofra ve sabit bir tuzluğunun bulunmasıdır. Burada fakir fukaraya günde yedi defa sofra kurulur ve yemek verilirdi. Bu hizmet 400 yıl devam etmiştir. Bu yüzden Sakine Hatun tarafından yaptırılan vakfa "Yedi Sofralı Sakine Hatun" denilmiştir. Bu hayrat 1965 yılında yıktırılmış ve üzerinden yol geçmiştir. (21)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıbrıs Beylerbeyi Ahmed Paşa'nın eşi Perîzad Hatun yaptırdığı zaviye, mescid ve çeşmenin yanında borçlu mahkumları kurtarmak için para vakfı oluşturmuştur. (22)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeyhülislam Zenbilli Ali Efendi'nin kızı Sitti Hatun 1525 yılında İstanbul'da medrese yaptıran ilk kadınlardan biridir. (23) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğunluğu 1823 yılında İstanbul'da kadınlar tarafından yaptırılan 71 mektep vardır. (24)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankara'da Zahide Hanım tarafından 1820 tarihinde kurulan medresenin akarları arasında Ankara'nın çeşitli yerlerinde 12 dükkan ve bir değirmen vardı. Vakfiyeye göre; medreseye fen ilimlerinde mahir bir alimin müderris olması ve ayda 5 kuruş maaş, medresenin üç odasında kalan öğrencilere ayda 60 para verilmesi şart konmuştur. (25) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmişten günümüze uzanan vakıflar Osmanlı Devletinde cami, medrese, şifahane, kütüphane, çeşme, sebil, imaret, hamam, yol, köprü, fener, kale, imaret gibi hizmetlerle kadın, erkek, zengin, yaşlı, müslim, gayri müslim tüm insanların sosyal ihtiyaçlarını karşılamayı amaçlamıştır. Vakıfların temelinde, "ben" değil "biz" şuuru ile yetişen fertlerin maddi ve manevi zenginliklerini başka insanlarla paylaşma anlayışı vardır.&lt;br /&gt;-------------------- &lt;br /&gt;1- Bahaeddin Yediyıldız: "İslâmda Vakıf" Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi, İstanbul 1993, s.24, a.g.y. "Vakıf" mad. İ.A. s. 172. &lt;br /&gt;2- Yediyıldız: "Türk Kültür Sistemi İçinde Vakfın Yeri" Vakıflar Dergisi, Sa: XX, Ankara 1988, s. 404. &lt;br /&gt;3- Ara Altun: Anadolu Artuklu Devri Türk Mimarisinin Gelişmesi, İstanbul 1978, s. 115, Osman Turan: Doğu Anadolu Türk Devletleri Tarihi, İstanbul 1993, s. 165, Afet İnan: "Kayseri Gevher Nesibe Hatun Şifayesi" Malazgirt Armağanı, Ankara 1993, s 1-8, Yılmaz Önge, İbrahim Ateş, Sadi Bayram; Divriği Ulu Camii ve Daruşşifası, Ankara 1978, s. 47. &lt;br /&gt;4- Erdem Yücel; "Osmanlı Tarihinde Vakıf Yapan Kadınlar" Hayat Tarih Mecmuası c. 7., Şubat 1971, Sa:1, s. 44-49. &lt;br /&gt;5- Mehmet Şeker: İslâmda Sosyal Dayanışma Müesseseleri, Ankara 1991, s. 153. &lt;br /&gt;6- Yücel: s. 45. &lt;br /&gt;7- İsmet Kayaoğlu: İslam Kurumları Tarihi, Ankara 1980, s. 148. &lt;br /&gt;8- Gülsen Ataseven- Ayşegül Erdoğ: Vakıf ve Kadın Tebliğler, İstanbul 1999, s. 18, Tarihimizde Vakıf Kuran Kadınlar Hanım Sultan Vakfiyeleri -Belge Yayınları- Tarihi Araştırmaları ve Dökümantasyon Merkezleri Kurma ve Geliştirme Vakfı Yayınları, önsöz, İstanbul 1990. &lt;br /&gt;9- Kadriye Yılmaz Koca: Osmanlı'da Kadın ve İktisad, İstanbul 1998, s. 124&lt;br /&gt;10- M. Akif Aydın: "Osmanlı Toplumunda Kadın ve Tanzimat Sonrası Gelişmeler" Sosyal Hayatta Kadın, İstanbul 1996, s. 144. &lt;br /&gt;11- Müjgân Cunbur: "Türk Kadınlarının Kurdukları Vakıf Kütüphaneler" Türk Kadını, Yıl: 1 Sa: 3-4, s. 10-11 &lt;br /&gt;12- Yücel: s. 47 Cunbur: s. 10. &lt;br /&gt;13- Cunbur: "Selçuklu ve Osmanlı Devirlerinde Kadınların Kurdukları Şifahaneler" Erdem, C. 3, Sa:8, s. 344 &lt;br /&gt;14- Cunbur: s. 345, Yücel: s. 47. &lt;br /&gt;15- Yücel: s. 48. &lt;br /&gt;16- Yücel: s. 49. &lt;br /&gt;17- Mücteba İlgürel: "Kösem sultan'ın Bir Vakfiyesi" Tarih Dergisi, 1966, XVI/21, s. 83-94, Yücel: s. 49. &lt;br /&gt;18- Erdem Yücel; "Osmanlı Tarihinde Vakıf Yapan Kadınlar" Hayat Tarih Mecmuası C.7, Mart 1971 Sa:2 s. 45-49 Ayanoğlu: s. 5. &lt;br /&gt;19- Erdem Yücel: "Osmanlı Tarihinde Vakıf Yapan Kadınlar" Hayat Tarih Mecmuası, c. 7, Mart 1971, Sa:2, s. 45-49, Fazıl Ayanoğlu: "Vakıf Yapan Türk Kadınları" İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, C.XXIX, Sa: 1-2, İstanbul 1963, s. 7-8, Cunbur: s. 33. &lt;br /&gt;20- Yücel: s. 49, Cunbur: s. 346 &lt;br /&gt;21- Erdem Yücel: "Osmanlı Tarihinde Vakıf Yapan Kadınlar" Hayat Tarih Mecmuası, c.7, Şubat 1971, Sa:1, s. 47, Ayanoğlu: s. 4. &lt;br /&gt;22- Erdem Yücel: "Osmanlı Tarihinde Vakıf Yapan Kadınlar" Hayat Tarih Mecmuası, C. 7 Mart 1971, Sa: 2, s. 45-49, Ayanoğlu: s.4. &lt;br /&gt;23- Ayanoğlu: s. 4. &lt;br /&gt;24- Zeliha Gören: "Vakıflar Kuran Türk Kadınları" Türk Kadını, Yıl:1, Sa:2, s. 22-24. &lt;br /&gt;25- Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi: Zahide bint-i Es-Seyyid Üveys Efendi (1235-1840), s. 171-173.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3491078016698213419-967805954513400618?l=vakiflarportali10.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/feeds/967805954513400618/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=3491078016698213419&amp;postID=967805954513400618' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/967805954513400618'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/967805954513400618'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/2008/12/osmanli-devletinde-vakif-kuran-kadinlar.html' title='OSMANLI DEVLETİNDE VAKIF KURAN KADINLAR'/><author><name>Vakıflar Portalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10348583191573484327</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13468211044687257475'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3491078016698213419.post-3356363721408099648</id><published>2008-10-23T04:04:00.000-07:00</published><updated>2008-10-23T04:11:02.274-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kamil Eminoğlu'/><title type='text'>OSMANLILAR'DA VAKIF ANLAYIŞI</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/SQBbmzJXTgI/AAAAAAAAAIA/3EKSXWvftC4/s1600-h/t%C3%BCrkk%C3%BClt%C3%BCr%C3%BC04.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5260305086891380226" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 88px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/SQBbmzJXTgI/AAAAAAAAAIA/3EKSXWvftC4/s400/t%C3%BCrkk%C3%BClt%C3%BCr%C3%BC04.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Temelinde Allah rızası, hayır duygusu ve insanlık sevgisi yatan vakıflar, hayırsever atalarımızın vicdanlarından birer iyilik, güzellik ve şefkat abidesi halinde doğmuş, yükselmiş ve günümüze kadar insanlığa bir çok sahada verimli hizmetlerde bulunmuşlardır. Helal mallarını ve helal paralarını seve seve vakfederek Allah rızasını kazanmayı, cemiyette yardım, fazilet ve sevgi hislerinin gelişmesini gaye edinmiş ceddimiz, yapılmasında fayda mülahaza ettikleri her şeyi vakfa konu seçmişlerdir. öyle ki, “Vakıf yapanlar neler düşündüler?” şeklindeki bir soruya “Neler düşünmediler ki?” diye yeni bir soru ile cevap verilebilir (1) .&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Lügat manasıyla vakıf “Bir kimsenin belirli şartlarla, resmi bir senet veya vasiyet yoluyla, mülk veya parasını bir amme hizmetinin sürdürülmesi için tüzel kişiliğe sahip bir kuruluş haline getirmesi” demektir. Bu ifadeye uygun olarak İslamiyet’den önceki toplumlarda da bazı vakıf uygulamaları görülmüştür (2) . Fakat hakiki manasıyla vakıf müessesesi İslamiyet’le birlikte gelişti. Bilhassa Osmanlı devrinde vakıf müesseseleri en gelişmiş dönemine geldi. İslamiyet’te vakıf kurmak demek, kişinin kendi para ve malından cemiyet adına ve en önemlisi Allah rızası için feragat etmesi, kendi para ve malını bu yolda bağışlaması demektir. Bu arada devletin vakıf kurmak isteyen kimseye yardımı olduğu; mülkiyeti devlete aid olan bir çok gayrimenkulü vakıf kurması şartıyla, o kimseye devrettiği sık sık görülmektedir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Osmanlı vakıf metinlerinden yapılan tesbitlere göre; hasta ve garip leyleklerin bakım ve tedavisi, bayram günlerinde top atılarak halkın sevindirilmesi, halkın neş’e ve sevincinin artırılması, alışveriş edenlerin aldatılmasını önlemek gayesiyle çarşı ve pazarlara ölçek ve kantar kurulması, yoksul genç kızlara çeyiz verilmesi, düğünlerinin yapılması, halka faydalı eserler yazdırılıp bastırılması, dağıtılması, cezaevlerindeki mahkumların ihtiyaçlarının karşılanması, et fiyatlarının kış aylarında yükselmemesini sağlayacak tedbirlerin alınması, ıslah edilmiş koyunluklar kurulması, ziraatın geliştirilmesi, borç yüzünden hapse girenlerin borçlarının ödenmesi, çocukların açık havada gezdirilmesi, Van gölünde gemi işletilmesi, kimsesiz fakirlerin ölülerinin kaldırılması, mektep çocuklarına yardım edilmesi gibi akla gelebilecek her türlü faydalı konuda vakıf kurulduğu görülmektedir. Osmanlı devleti özellikle yükselme ve duraklama devirlerinde, çağının çok ilerisinde bir toplum meydana getirmiştir. (3).&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu devirde Osmanlı öylesine bir olgunluk seviyesine erişmişti ki, yaz aylarında suların karla soğutularak halka verilmesini şart koşan vakıf, çeşme ve sebiller bile inşa edilmiştir (4) .&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sayıları binleri aşan vakıf eserlerinden Selimiye, Süleymaniye, Beyazıt, Fatih külliyeleri bu konuda başka birer misaldirler. Evliya Çelebi’nin verdiği bilgilere göre, Selimiye medresesinin uzunluğu bir mil, eni yarım mildir. Süleymaniye külliyesinin bünyesinde bir cami, bir rasathane, bir akıl hastahanesi, birkaç hamam ve misafirhaneler vardır. Fatih külliyesinde bunlara ilaveten, sekiz fakültesi bulunan bir üniversite ve bir imaret bulunmaktadır. Gureba hastahanesinin vakfıyesinde şu hükümler vardır;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;1— Bu hastahanede garipler, soğanın kilosu bir sarı altına da çıkmış olsa ücretsiz tedavi edilecektir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;2— Her hastaya her gün bir tavuk yedirilecektir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;3— Kış aylarında tavuk eti yedirilemezse, İstanbul yakınlarındaki Belgrat ormanlarından yabani ördek veya kaz vurularak hastalara yedirilecektir (5).&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Böylesine muhteşem müesseselerin kurulması için büyük vergi gelirlerinden vazgeçerek, maddi desteğini azami derecede tutan devlet, aynı zamanda ciddi bir kontrol da yapmaktaydı. Kaynaklara göre, Süleymaniye hastahanesine bakmakla görevli nazır, her an gelip hastaların hallerini sorar, şikâyet ve ihtiyaçlarını tesbit ederdi. Vakıf kuran bir kimse, bir vakfiyename hazırlar ve bu vakfiyenamede fakir, sakat ve kimsesizlere, Allah misafirlerine günde ne kadar yemek pişirileceği teker teker belirtilirdi. Cuma ve bayram günlerinde yemek ve tatlıların daha bol, daha gıdalı olması şart koşulurdu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Her türlü Maddi ve manevi fedakârlığı yaparak vakıflar kuran ve devirlerini aydınlatan ceddimizin yanında bütün bir hayatını Allah yolunda vakfetmiş ve her türlü benlik duygusundan sıyrılmış yeni bir neslin emarelerini görmenin bahtiyarlığı içindeyiz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;LİTERATÜR &lt;/div&gt;&lt;div&gt;1— İbrahim Ateş, Vakıflar Dergisi. Cilt XVI&lt;/div&gt;&lt;div&gt;2— T.H.Y. Magazin Dergisi, Şubat 1986, &lt;/div&gt;&lt;div&gt;3— Necdet Sevinç, Osmanlılarda Sosyo-ekonomik Yapı (s. 102—109)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;4— Osman Ergin Türkiye’de şehirciliğin tarihi inkişaf, (s.7), &lt;/div&gt;&lt;div&gt;5— Evliya Çelebi Seyahatnamesi (c.2, s.22), — Sızıntı Dergisi (c.4. s.41).&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3491078016698213419-3356363721408099648?l=vakiflarportali10.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/feeds/3356363721408099648/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=3491078016698213419&amp;postID=3356363721408099648' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/3356363721408099648'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/3356363721408099648'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/2008/10/osmanlilarda-vakif-anlayii.html' title='OSMANLILAR&apos;DA VAKIF ANLAYIŞI'/><author><name>Vakıflar Portalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10348583191573484327</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13468211044687257475'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/SQBbmzJXTgI/AAAAAAAAAIA/3EKSXWvftC4/s72-c/t%C3%BCrkk%C3%BClt%C3%BCr%C3%BC04.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3491078016698213419.post-5650101028380512677</id><published>2008-10-23T03:53:00.000-07:00</published><updated>2008-10-23T03:58:52.216-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Saim Arı Dr.'/><title type='text'>OSMANLA MAHALLESİNDE SOSYAL DAYANIŞMA ÖRNEĞİ.: AVARIZ VAKIFLARI</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/SQBYsLfpxLI/AAAAAAAAAHw/gD-f3Hrmw6M/s1600-h/13.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5260301880791778482" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 124px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/SQBYsLfpxLI/AAAAAAAAAHw/gD-f3Hrmw6M/s200/13.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Osmanlı'da yerel idarelerin en alt birimi olan mahalle; aile hayatında dine ve örfe uygun, komşuları ile uyumlu bir insan topluluğuydu. Dînî, örfî ve içtimâî düzene uymayanlar, mahallelinin şikâyeti üzerine kâdı tarafından oradan uzaklaştırılıyordu. İdârî yapı bakımından mahalle yapısında Tanzimat öncesi ve sonrası farklılık olduğu gibi, sosyal bakımdan da, değişmeler meydana gelmeye başlamıştı. Osmanlı'da uzun yıllar mahallenin sosyal dayanışma sandığı olarak hizmet veren "Avârız Vakıfları", XIX. yüzyılın sonlarına doğru önce yapı değişikliğine uğramış, sonra da tarih sahnesinden kalkmıştır. Avârız Vakıfları hakkında bilgi vermeden önce, vakıfların kaynakları üzerinde durmak faydalı olacaktır. Bu vakıflar Osmanlı toplumunu ayakta tutan manevî dinamiklerdendir. &lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Medeniyetleri bencil ve diğerkâm şeklinde iki guruba ayırabiliriz. İslâm medeniyetinin kaynağı olan Kur'ân-ı Kerîm ve ha-dîs-i şeriflerde, kardeşlik ve yardımlaşma anlamına gelen diğerkâmlığın cennete giden bir yol olduğu ön plâna çıkartılmıştır. Osmanlıdaki hayır müesseselerinin kaynağınının İslâm olduğunu ifade eden d'Ohsson: "Kur'ân, Türkleri, dünyanın bütün milletlerinin en hayırlısı ve en insan severi haline getirmiştir." demiştir. Böyle bir anlayış üzerine kurulan bir medeniyette; insana sevgi, saygı, yardımlaşma, çevresine zarar verecek davranışlardan kaçınma gibi ahlâkî değerler yeşerir. Orta Çağ Batı dünyasında, özlemi çekilen ideal topluma ait "ideolocya" kitapları yazılırken, Cemil Meriç'in ifadesi ile, İslâm dünyasında bunlar yaşanmaktaydı. Toplumların en küçük yapısını oluşturan ailenin fertleri arasında yaşanan bu medenî hayat, toplumun her kesiminde yaşanıyordu. Kaynağı İslâm olan bu hayat, Osmanlı toplumunun her alanında geçerliydi. İslâm; kulluk borcunu yerine getirme, psikolojik olarak huzura erme gibi, fert ile Allah arasında ilişkileri düzenleyici ibadetleri emrederken, insanların birbirine bağlanarak daha barışçı ve üretici bir hale gelmesi için, zekâtı da emretmiştir. Kur'ân, ayrıca zekâtın ötesinde infâk ile yardıma muhtaç insanların elinden tutmanın, Cennet'i kazanmaya vesile olacağından bahseder. İnfâk yollarından biri olan vakıf, bizzat Peygamberimiz tarafından kurularak insanlığın hizmetine verilmiştir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yöneticisi ve halkıyla birlikte Allah'ın rızasını kazanmaya yönelik bir hayatın yaşandığı, refah seviyesinin yüksek olduğu ve problemlerin en aza indirildiği dönemler, bütün insanlığın özlediği günlerdir. Komşuluk hakları ile ilgili Kur'ân âyetlerini ve "Sizin en hayırlınız, insanlara faydalı olandır.", "Bir insan kardeşine yardım ettikçe Allah da ona yardım eder.", "Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir.", "İnsanların problemleri ile ilgilenmeyen bizden değildir." gibi yüzlerce hadîsi şerifi göz önüne alan atalarımız, komşuluk ilişkilerinde örnek davranışlar sergilemişlerdir. Osmanlı'da mahalle fertleri arasındaki dayanışmanın sosyal bir müessese hâline gelmesinde, mahalle camisinin rolü büyüktü. Camilerin müştemilâtı içinde misâfirhâneler, hastahâneler, öğrencilerin kalabileceği odalar vardı. Osmanlı'da cami mahallenin merkezi idi. Dînî duygularla şekillenen Osmanlı toplumunda, imam; ilmiyle, örnek kişiliği ile mahallenin saygın bir büyüğü olduğu gibi; mahallenin yönetiminden de sorumluydu. Osmanlı'da görevleri sadece camide cemaate namaz kıldırmakla sınırlı kalmayan imamların, belirli bir seviyede eğitim almış olması gerekiyordu. Ülkemizde muhtarlık teşkilatının kuruluşuna (1829) kadar, Kadı'nın temsilcisi durumunda olan kişiler imamlardır. İmamlar tertip edilen imtihanlarda en yüksek puanı alanlar arasından seçilirdi. İmamlar, mahallenin düzeninden, âsâyişinden ve inzibât ile halk arasındaki âhenk ve barıştan da sorumlu idi. Mahalle halkının nüfus işleri, mahallenin temizlik işinin yürütülmesi, gıda kontrolü, ihtikârın önlenmesi gibi belediye hizmetleri ve mahalle halkının temel eğitimiyle de meşgul olan imamlar, Avârız Vakıfları'nın da başkanı idi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Osmanlı, uzun bir savaş devresine girmedikçe, kıtlık yılları birbirini takip etmedikçe, bolluk ve refah ülkesi idi. Diğer taraftan sosyal düzen, fazla para harcamaya müsait değildi. Başta Osmanlı padişahları ve hanımları olmak üzere her seviyedeki insan, servetinin bir kısmını hayır işlerinde harcamaktaydı. Bu konuda devlet adamlarıyla, zengin vatandaşlar birbirleriyle yarışmaktaydılar. Vakıflar kurarak mallarının bir kısmını insanların ve diğer canlıların hizmetinde harcamanın sevap olduğu inancı İslâm toplumlarında yaygındır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Osmanlı toplumunda yardımlaşma kurumlarından olan vakıfların, kuruluş, şekil ve hizmetler bakımından pek çok çeşidi bulunmaktaydı. Osmanlı'daki vakıflar genel anlamıyla; eğitim, belediye, sağlık, bayındırlık gibi hizmetleri karşılamaktaydı. Modern toplumlarda devletlerin eğitim, sağlık, bayındırlık gibi hizmetler için ayırdığı bütçeyi, Osmanlı'da vakıflar karşılıyordu. Osmanlı döneminde kurulan vakıflardan biri de; geliri köy veya mahalle sakinlerinin ihtiyaçlarına sarf edilmek üzere tesis edilmiş avârız vakıfları idi. Hastalık dolayısıyla, güç ve kazançtan âciz kalanların, giydirilip, yedirilip, içirilmesine, tedavilerinin sağlanmasına, sermaye bulamayanlara para verilmesine, fakirlerden ölenlerin kefenlenmesine, borcunu ödeyemeyenlerin borçlarının ödenmesine, fakir kızların çeyizlerine, köy ve mahallelerin, yol, kaldırım, kuyu, su yolu gibi yerlerinin tamirlerine sarf olunmak üzere tesis olunan vakıflar bu kabildendir. Bu gibi vakıflar, bir hayır sahibi tarafından tesis olunduğu gibi, zenginlerden veya esnaftan para toplanarak da kurulurdu. Avârız vakıflarının gelirlerinden mahalledeki ihtiyaç sahibi gayri müslimler de faydalanırdı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Günümüz devletlerinde, toplumun geleceğini güvence altına alabilmek için tesis edilen sosyal güvenlik kurumları, Osmanlı ve diğer İslâm ülkelerinde avârız vakıfları yoluyla devletin katkı ve koordinatörlüğü olmaksızın gerçekleştirilmiş, hattâ bugünkü seviyeden daha ileri noktalara ulaştırılmıştır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kaynaklar &lt;/div&gt;&lt;div&gt;1. Dilâver Cebeci, Tanzimat ve Türk Ailesi, Ötüken Yay., İst.,1993, 100. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;2. Yılmaz Öztuna, Büyük Türkiye Tarihi, Ötüken Yay., İst., 1983, X, 319. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;3. Emre Kongar, İmparatorluktan Günümüze Türkiye'nin Toplumsal Yapısı, Cem Yay., İst., 1976, s. 37 &lt;/div&gt;&lt;div&gt;4. Ahmed Akgündüz, İslâm Hukukunda ve Osmanlı Tatbikatında Vakıf Müesseseleri, Türk Tarih Kurulu Yay., Ankara 1988, s.16-17. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;5. Ziya Kazıcı, İslâm Kültür ve Medeniyeti, Timaş Yay., 200-201. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;6. Kemal Beydilli, Osmanlı Devrinde İmamlık, T.D.V. İ.A., XXII, 181-182. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;7. Nazif Öztürk, Menşe'i ve Tarihi Gelişimi Açısından Vakıflar, Vakıflar Gen. Md. Yay., Ankara 1983, 85-86. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3491078016698213419-5650101028380512677?l=vakiflarportali10.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/feeds/5650101028380512677/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=3491078016698213419&amp;postID=5650101028380512677' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/5650101028380512677'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/5650101028380512677'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/2008/10/osmanla-mahallesinde-sosyal-dayanima.html' title='OSMANLA MAHALLESİNDE SOSYAL DAYANIŞMA ÖRNEĞİ.: AVARIZ VAKIFLARI'/><author><name>Vakıflar Portalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10348583191573484327</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13468211044687257475'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/SQBYsLfpxLI/AAAAAAAAAHw/gD-f3Hrmw6M/s72-c/13.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3491078016698213419.post-8216122987263902879</id><published>2008-10-23T03:29:00.000-07:00</published><updated>2008-10-23T04:03:50.502-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ziyaeddin Hilal'/><title type='text'>YABANCILARIN GÖZÜYLE OSMANLI'DA VAKIF HİZMETLERİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/SQBaBJEH9_I/AAAAAAAAAH4/eHza3xvlol8/s1600-h/emirsultan.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5260303340428326898" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 150px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/SQBaBJEH9_I/AAAAAAAAAH4/eHza3xvlol8/s200/emirsultan.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Tarihteki vakıflar, günümüzün sivil toplum örgütlerine benzer. Bu vakıflar vesilesiyle Müslüman toplumlarda birlik ve beraberlik sağlanmıştır. Vakıf hizmetleri canlı cansız bütün varlığa hizmet götürme düşüncesi etrafında şekillenmiştir. Kalbleri sevgi ve şefkatle dolu Osmanlı insanları kurduğu vakıflarla sadece insanı değil, kuşları bile düşünmüştür. Kuşların barınması için yaptırılan ‘kuş evleri’ bol güneş alan rüzgârsız cephelerin yüksek yerlerine yerleştirilmiştir. Bu inceliği gösteren milletimiz elinin uzandığı her yerde kurduğu vakıf müesseseleriyle toplumun ihtiyaçlarını gidermeye çalışmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16. asır başlarında Osmanlı topraklarının beşte birini vakıf arazileri oluşturmaktaydı. Osmanlı döneminde kayıtlara geçen vakıf sayısı 26.300 civarındadır. Osmanlı Devleti’nde din, dil ve ırk farkı gözetilmeksizin gerçekleştirilen vakıf hizmetlerine gayrımüslimler bile bîgane kalmamıştır. Fransız Comte de Bonneval: “Osmanlı ülkesinde, verimsiz ağaçların sıcaktan kurumasına meydan vermemek üzere, her gün sulanmaları için işçilere para vakfedecek kadar çılgın Türkler görmek mümkündür.” der.(1) 1550’li yıllarda Avusturya elçisi Busbeck ise: “Türkiye’de her şey insanileşmiş, her katı yumuşamıştır. Hayvanlar bile.” ifadeleriyle bunu doğrular. Osmanlı topraklarına yaptığı seyahati yazıya döken Hans Lewenklaw: “Türkler, yalnızca yoksullara karşı iyiliksever olmakla yetinmezler; onlar caddeleri onarırlar, yolcuların istifade etmesi için çeşmeler yaparlar; Müslüman olsun olmasın herkesin iyiliği için, hastahane, otel, hamam, köprü ve cami inşa ettirirler.”(2) şeklindeki tespitleriyle Osmanlı’daki vakıf anlayışının çerçevesini çizmeye çalışır.Moradjea D’ohsson’a göre bu köklü hayırseverliğin menşei İslâmdır. D’ohsson eserinde sözlerini şöyle noktalar: “Kur’ân, Türkleri, dünyanın en hayırseveri hâline getirmiştir.”(3) 2. Mahmut’un: “Ben tebâmın Müslümanını câmide, Hristiyanını kilisede, Mûsevisini de havrada fark ederim, aralarında başka bir fark yoktur, cümlesi hakkında muhabbet ve adâletim kavidir ve hepsi hakiki evlâdımdır.”(4) şeklindeki beyanı da, D’ohsson’nun sözlerini doğrulamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı toplum yapısında Katolik, Ermeni, Rum, Gregoriyan vs. gibi başka dinlere mensup vatandaşların mahalleleri, Müslümanlarınkinden genelde ayrı idi. Bununla beraber zaman zaman Müslümanlarla gayrımüslimlerin aynı mahallede oturdukları da oluyordu. Müslümanlarla gayrımüslimlerin ayrı mahallelerde oturmaları eşitsizlik gibi görünse de, bu yerleşim düzeni sayesinde azınlıklar kendi inançlarını açıktan ve rahat bir şekilde yaşama imkânı bulmuş; Müslüman halk içerisinde asimile olmadan kendi kültürlerini yaşatabilmişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer bir seyyah Jean Thevenot, bu hususla alâkalı tespitlerini şöyle ifade eder: “Türkler çok yardımseverdir. Onlar dinlerine bakmaksızın, bütün düşkünlere yardım ettiklerinden toplumda dilenci sayısı azdır: Yalnızca zenginlerin verdiği sadakaların dilencileri yok ettiğini söylemiyorum; ancak bildiğim kadarıyla başka faktörler de vardır. Meselâ Büyük sultan tarafından desteklenen birçok Türk, az bir harcama ile yaşıyorlar, az çeşit ile büyük sofralar kuruyorlar, pilav, biraz et ve hoşaf hatırı sayılır bir ziyafet için yeterli oluyor. Diğer hayırseverler ise, varlıklarını, hastahane, köprü, kervansaray, ana yollara su getirme gibi işler için bağışlıyorlar. Birçok hayırsever daha hayatta iken kamu yapıları inşa ettiriyor; maddî imkânı pek iyi olmayanlar ise, ana yolların ve su hatlarının onarımı, su depolarının doldurulması gibi işlerde vazife alıyorlar. Buna da gücü yetmeyen fakir ve güçsüz kimseler yoldan geçen yabancılara yol göstererek hizmetten geri kalmıyorlar.”(5)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı’da su ihtiyacı da büyük bir nispette vakıflar vasıtasıyla karşılanıyordu. Fatih zamanında Halkalı Köyü ile Cebeci Köyü arasındaki alandan, Kanûnî zamanında Belgrat Ormanı Havzası’ndan, 2. Abdülhamid zamanında ise Kemerburgaz tarafından İstanbul’a getirilen çeşme sularının hemen hepsi vakıf eserleri olarak inşa edilmiştir.(6) Büyük hizmetlerin vakıflarla karşılandığı Osmanlıda yalnız askerî hizmetler (yollar, köprüler, kaleler, kışlalar, silâh fabrikaları) devlet tarafından veriliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cami, mescit, çeşme, yol, köprü, kütüphane ve kabristan gibi hayır müesseselerini yoksul ve zenginler birlikte kullanırdı. Bununla birlikte vakıflar tarafından yaptırılan imaret, misafirhâne, ve hastahaneler doğrudan yoksullara hizmet veriyordu. Vakıfların kontrolündeki mektep ve medrese gibi eğitim kurumlarında (özellikle sıbyan mekteplerinde), fakirler öncelik hakkına sahipti. Sosyal hizmet vermek maksadıyla kurulan vakıflarda muhtaçlara aylık bağlanır, eğitim çağındaki öksüz ve yetim öğrenciler giydirilir, dul ve yetimler evlendirilir, kimsesiz şehit eşleri çocuklarıyla birlikte barındırılırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sultan Ahmed Camii İmareti’nde, sadece insanlar için değil, kuşlar için bile yerler yapılmıştı. İmaret vakfiyesinde, artmış ve yenmeyecek durumda olan yemeklerin kuşlar için yapılmış yerlere dökülmesi yazılı bulunmaktadır.(7) Hayvanlara bile bu şekilde şefkat gösteren Osmanlı insanının, kendinden farklı kimselere ayrı muamele etmeleri söz konusu olamazdı. 1874 senesinde İstanbul’u ziyaret eden İtalyan seyyah Edmando De Amicis şunları söylemiştir: “Sultanların veya şahısların hayratıyla beslenen sayılamayacak kadar çok güvercin sürüsü var. Türkler, kuşları himaye edip beslerler. Kuşlar da onların evlerinin etrafında, denizin üstünde ve mezarların arasında şenlik eder. İstanbul’un her yerinde, insanın etrafında uçuşan kuşlar vardır.”(8)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1611 Haziran’ında Polonyalı rahip Simeon, Edirne’de şahit olduklarını şöyle anlatır: “İstanbul-Edirne yolunun iki tarafı kâmilen kaldırım döşelidir. Her dinlenme noktasında han, hastahane, kervansaray ve hamamlar vardır. Her menzildeki imâretlerde yolculara günde iki öğün bedava pilav, yahni (et), zerde ve iki fodla(ekmek) verilmektedir. Hayvanlar aynı şekilde bedâva bakılmaktadır. Kervan, bin kişilik olsa gene aynı ihtimam gösterilmektedir.”(9)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15. asrın ilk yıllarında Bursa’da yedi imâret vardı. Alman seyyahı Schiltberger’e göre bu imâretlerde “Hristiyan, Mûsevî veya putperest olmasına bakılmaksızın, her yoksul, yiyip içebiliyordu.” Yine bir Yahudi hacısı olan Samuel Ben Davit Yemşel, 17. asır ortalarında (1641-1642) üç arkadaşıyla Mısır’dan İstanbul’a kadar 67 gün yolculuk yaptıklarını; yolculuk boyunca (Kahire, Kudüs, Nablus, Şam, Humus, Hama, Halep, Antakya, İstanbul) yol güzergahında her gece bir han veya kervansaray bulduklarını ve buralarda misafir edildiklerini, bunlardan mahrum iki küçük kasabada ise, yolculara tahsis edilmiş misafir odalarında ağırlandıklarını, köylüler tarafından kendilerine yemek ikram edildiğini belirtmektedir.(10)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Polonyalı seyyah Simeon ise konuyla alâkalı intibalarını: “Türkler o kadar hayır seven bir millettir ki, her sokak başına bir çeşme yapmışlar ve gelen geçenin içebilmesi için yanlarına taslar koymuşlardır. Köylerde, yol kenarlarında ve hattâ çöllerde bile soğuk su çeşmeleri yapmışlardır.”(11) şeklinde dile getirmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmkânların arttığı günümüzde ihtiyaçlar da artmış, insanların huzur içinde yaşamaları için gerekli hizmetlerin götürülmesinde sivil toplum kuruluşları büyük önem kazanmıştır. Uçan kuşlara hizmet götüren, fakir kimselerin cenaze masraflarını karşılayan, hapisteki kimselerin borçlarını ödeyen, bozuk yolları imar eden, insan olmanın şuuruyla dünyayı mâmûr hâle getiren bir ecdadın torunları olarak bizlerin de çağın ihtiyaçları doğrultusunda sadece kendi insanımıza değil, her milletten insana yapabileceğimiz büyük hizmetler vardır. Bu hizmetleri yapabilenlere ne mutlu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dipnotlar&lt;br /&gt;1. Topbaş, O. Nuri, “Vakıf Hizmet İnfak”, İstanbul, 2002, s. 31, s. 29&lt;br /&gt;2. Hans Lewenklaw, Von Amelbeurn,“Neuwe Chronica Turkiscer Nation..”Frakfurt, 1595&lt;br /&gt;3. Kaynar, Reşat, “Mustafa Reşit Paşa ve Tanzimat”, Ankara 1985, s.100.&lt;br /&gt;4. Moradjea D’Ohsson, “Tableau General del Empire Otoman”, (VI, 302)&lt;br /&gt;5. Thevenot, Jean, “Voyage du Levant”, 1665 s. 82.&lt;br /&gt;6. Sakaoğlu, Necdet, “Osmanlı Dünyasından Yansımalar”, s.256, 257, 258&lt;br /&gt;7. Öz, Tahsin, “Yurdumuzda Tesis (vakıf)”, Vakıflar Dergisi (1973), X, 133.&lt;br /&gt;8. Edmando De Amicis, İstanbul 1874, trc. Beynun Akyavaş, Ankara 1981, s.133&lt;br /&gt;9. Öztuna, Yılmaz, X, 285 Büyük Türkiye Tarihi, 1978&lt;br /&gt;10. Bernard Lewis, “1641-1642 de bir Karayit’in Türkiye Seyahatnamesi”, Türkçeye çev. F. Selçuk, “Vakıflar Dergisi”, Ankara 1956, c.III, s.97-106&lt;br /&gt;11. “Polonyalı Simeon’un Seyahatnamesi”, terc. ve notlar H.D.Andreasyon,İst. 1964. s.13&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3491078016698213419-8216122987263902879?l=vakiflarportali10.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/feeds/8216122987263902879/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=3491078016698213419&amp;postID=8216122987263902879' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/8216122987263902879'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/8216122987263902879'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/2008/10/yabancilarin-gzyle-osmanlida-vakif.html' title='YABANCILARIN GÖZÜYLE OSMANLI&apos;DA VAKIF HİZMETLERİ'/><author><name>Vakıflar Portalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10348583191573484327</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13468211044687257475'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/SQBaBJEH9_I/AAAAAAAAAH4/eHza3xvlol8/s72-c/emirsultan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3491078016698213419.post-1682199974939267149</id><published>2008-05-14T05:12:00.000-07:00</published><updated>2008-06-05T05:38:34.494-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='M Nihat Malkoç'/><title type='text'>DÜNDEN BU GÜNE VAKIF MEDENİYETİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/SEfeOJPnJpI/AAAAAAAAAFA/saJ_1GGQtjI/s1600-h/MNihatMalko%C3%A7.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5208375828658202258" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/SEfeOJPnJpI/AAAAAAAAAFA/saJ_1GGQtjI/s400/MNihatMalko%C3%A7.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;İslam inancında mülkün sahibi Allah’tır. İnsanlar sadece emanetçidirler. Belli bir süre imtihan edilmek için dünyaya gönderilen insan, bütün davranışlarından sorumludur. Malımızı nasıl kazandığımız ve nerede harcadığımız elbette sorgulanacaktır. Helal yollardan kazanılmayan ve yerinde kullanılmayan para, kişinin başına dert olabilmektedir. Malvarlığımızı insanların hayrına kullanmak manevi mertebemizi yükseltir. İnsanların en hayırlıları insanlara faydalı olanlardır. Bu anlayış vakıf kültürünün doğmasına zemin hazırlamıştır. Geçmişte insanlarımız vakıflar kurarak hayırda yarışmışlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakıflar özde dayanışma ve yardımlaşma temeline dayanır. Türk kültürünün ve medeniyetinin geçmişten bugüne aktarılmasında vakıfların ifa ettiği görev çok büyüktür. Selçuklu’dan Osmanlı’ya, Osmanlı’dan günümüze kadar vakıflar çok mühim işlere imza atmışlardır. Şahısların yapamadığı işleri vakıflar gerçekleştirmiştir. Onun içindir ki vakıflar kültür ve medeniyet tarihi içerisinde çok ciddi roller oynamıştır. Bizler zengin bir vakıf kültürünün varisleriyiz. Vakıflar dayanışmanın ve yardımlaşmanın en güzel örneklerini vermişlerdir. Geçmişteki eserlerin ayakta kalması vakıfların hizmetleri sayesindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı devleti çok zengin bir vakıf medeniyeti kurmuştur. Bu kurumların uzun ömürlü olması için onlara kalıcı gelir kaynakları sağlanmıştır. Vakıflar devletin tekelinde olmaktan kurtarılmış, bu hizmetlerin manevî boyutu hakkıyla anlatılarak şahısların vakıflara sahip çıkması sağlanmıştır. Durumu iyi olanlar vakıflara maddî yardımlarda bulunmuşlardır. Durumu iyi olmayanlar ise bizzat hizmet ederek bu hayır yarışına destek olmuşlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakıflar sadece yardım amaçlı kurulmuş teşkilatlar değildir. Selçuklulardan günümüze kadar akla gelebilecek hemen her alanda bir vakıf kurulmuştur. Hangi alanda bir eksiklik ve boşluk görülmüşse onunla ilgili bir vakıf teşkilatı oluşturulmuştur. İnsanların dışında, hayvanları ve çevreyi koruma amaçlı çok sayıda vakfın varlığından bahsedilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Millet olarak zengin bir vakıf kültürünün mirasçılarıyız. Bizler hasta ve garip leyleklerin bakım ve tedavisi için bile vakıf kuran bir milletin evlatlarıyız. Bu millet bayram günlerinde top atılarak halkın sevindirilmesini düşünmüş, alışveriş edenlerin aldatılmasını önlemeyi kendine vazife saymıştır. Yoksul genç kızlara çeyiz verilmesi, bunların düğünlerinin yapılması bile hesaba katılmıştır. Cezaevlerindeki mahkûmların ihtiyaçlarının karşılanması, ziraatın geliştirilmesi, borç yüzünden hapse girenlerin borçlarının ödenmesi bir mesele olarak görülmüş, ilgili vakıflar kurularak gerekli önlemler alınmıştır. Çocukların açık havada gezdirilmesi, Van gölünde gemi işletilmesi, kimsesiz fakirlerin ölülerinin kaldırılması, mektep çocuklarına yardım edilmesi gibi alanlarda da vakıf kuran Osmanlı, bu hayır müesseseleri sayesinde uzun ömürlü olmuştur. Böylece halk devletine güvenmiş, sevgi beslemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün vakıf medeniyeti o görkemli eski görünüşünden çok uzaktır. Onun içindir ki aradığımız huzuru bulamıyoruz. Zira insana huzur veren şey, başkalarına faydalı olmak ve onların hayır duasını kazanmaktır. Zamanımızda kurulan derneklerin ve vakıfların önemli bir kısmı tabela derneği ve vakfı olmaktan öteye gidemiyor. Çünkü bir kısmının teşkilat yapısı çok zayıftır, bir kısmı kişilerin tekelindedir. Eğer o eski vakıf medeniyeti bugün de varlığını sürdürebilseydi aç ve mağdur insan ve hayvan kalmazdı. Günümüzde satıcılar müşterilerini aldatıyorsa, fakirlerin boynu bayramlarda bükülüyorsa, evlenme çağına gelmiş kızlarımız ve erkeklerimiz evlenemiyorsa, insanlar borç yüzünden hapse veya mezara giriyorsa, garibanlar hastanelerde rehin kalıyorsa, bazıları çöplerden rızkını arıyorsa, kimsesiz ölüler ortada kalıyorsa, işkence sıradanlaşmışsa, çevre tahrip ediliyorsa, büyüğe saygı, küçüğe sevgi kalmamışsa, bencillik hayatı kasıp kavuruyorsa bunlar ilgili vakıfların olmayışı yüzündendir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmişte vakıflar halka hizmet ederek devlete büyük destek sağlıyorlardı। Emin olun ki vakıflar ihya edilirse pek çok mesele kendiliğinden çözülecektir. Halk- devlet dayanışması güzellikleri beraberinde getirecektir. Huzur ancak böyle sağlanır. Yeter ki birlik olalım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3491078016698213419-1682199974939267149?l=vakiflarportali10.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/feeds/1682199974939267149/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=3491078016698213419&amp;postID=1682199974939267149' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/1682199974939267149'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/1682199974939267149'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/2008/05/denden-bu-gne-vakif-medeniyeti.html' title='DÜNDEN BU GÜNE VAKIF MEDENİYETİ'/><author><name>Vakıflar Portalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10348583191573484327</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13468211044687257475'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/SEfeOJPnJpI/AAAAAAAAAFA/saJ_1GGQtjI/s72-c/MNihatMalko%C3%A7.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3491078016698213419.post-6073255526830054661</id><published>2008-03-17T02:13:00.000-07:00</published><updated>2008-03-17T02:36:19.265-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cafer Meydan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mehmet Songur'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sadi Özbay'/><title type='text'>YENİ VAKIFLAR KANUNU ÜZERİNE TARTIŞMALAR</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/R94689mD47I/AAAAAAAAAEo/Wu1u_6vmDDM/s1600-h/M.SONGUR.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5178641440523412402" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/R94689mD47I/AAAAAAAAAEo/Wu1u_6vmDDM/s400/M.SONGUR.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Vakıflar Yasasının TBMM'den geçtiği gün kaleme aldığım bir derlemeyi siz değerli forum arkadaşlarımla paylaşmak istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakıflar yasası, DTP'nin desteği ile Hamiyetperver AKP’liler tarafından meclisten geçirildi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu “Hamiyetperver” deyimi bana ait değil AKP’lilerin kendi söylemidir ve bu deyimin TDK sözlüğündeki anlamı şöyledir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamiyetperver (sıfat, eskimiş Arapça §amiyyet + Farsça–perver)“Hamiyetli”Hamiyetli (sıfat)Hamiyeti olan, hamiyet sahibi, hamiyetperver.hamiyet (isim, eskimiş Arapça §amiyyet,)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir insanın yurdunu, ulusunu ve ailesini koruma çabası:"İçinde müthiş bir harp taraftarlığı, bir vatanperverlik, bir hamiyet taşıyordu."- R. H. Karay.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte, kendilerini bu şekilde tanımlayanların çıkardığı “Vakıflar Yasası”, tek başına AKP’nin kapatılma sebebidir. Çünkü; hem Türkiye AB’ye üye olmadığı halde Avrupa Birliği direktifi ile çıkarılmıştır hem de devletin değiştirilemeyecek temel niteliklerinden olan laikliğe aykırıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söz konusu Vakıflar Yasası laikliğe neden aykırıdır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Çünkü; Müslüman Türk vatandaşlarına verilmeyen hakları, gayrimüslim Türk vatandaşlarına ve yabancılara vermektedir ki, bu durum bir gruba ayrıcalık (kapitülasyon) tanımaktadır. Laik hukuk sisteminde; hiç kimseye, zümreye veya yabancılara ayrıcalık tanınmaz. Herkes kanun önünde eşit haklara sahiptir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Çünkü; Türkiye’de bulunan hayır amaçlı geleneksel vakıfların, karşılıklılık ilkesine göre dev boyutlu küresel vakıflar ile boy ölçüşmesi mümkün değildir. Başta Avrupa olmak üzere Batıdaki Vakıfların yapısı ile Osmanlı’dan gelen bir yapı olan Türkiye’deki vakıfların benzerliği yoktur. Sadece Osmanlı hakimiyetinde bulunmuş olması nedeniyle Yunanistan’daki vakıflar, birebir aynı olmamakla beraber, Türkiye’deki vakıflara benzemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Çünkü; Yasama ve Yürütmenin en temel ve vazgeçilmez görevi, Türk vatandaşlarının millî çıkarlarını ve haklarını diğer devletlere karşı korumak ve kendi vatandaşları arasında ayrımcılık yapmamak, ülke kalkınmasına ve çağdaş medeniyetler düzeyine yükseltilmesine yönelik yasalar çıkarmak ve uygulamaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Çünkü; Millî ve Üniter bir devlet olan Türkiye’nin, çağdaş laik hukuk sisteminden vazgeçme lüksü yoktur. Bu nedenle; millî ve üniter bir devlette “ayrı hukuk sistemi talepleri” kabul edilemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Çünkü; Lozan’daki görüşmelerde siyasî ve idarî yetkileri olmadan Türkiye’de kalmasına izin verilen Fener Rum Patrikhanesinin uluslararası “Ekümeniklik” talebi, hukuk sistemimizden ayrı bir hukuk gerektirmekte olup laikliğe aykırıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Çünkü; Ekümeniklik talebinin, özel statü talebi niteliğinde ve hukuk birliği gerektiren laik hukuk sistemine aykırı olduğu hususu, Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin Haziran 2007’de verdiği karar ile de sabittir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ırk veya cemaati desteklemek üzere vakıf kurulması, Anayasamızın 10. maddesinde yazılı olan eşitlik ilkesine aykırı olup, hukuken mümkün değildir. Dolayısıyla Cumhuriyetten önceki şer’i hükümlere uygun olarak kurulan cemaat vakıfları, bugünkü laik hukuk sistemimize ve Medeni Kanun’a uygun olarak kurulmuş yeni vakıflar gibi işletilemezler; faaliyetlerine Lozan’da ve Atatürk zamanında çıkarılan 2762 Sayılı Vakıflar Kanunu’nda öngörülen statüde devam edebilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakıflar Yasa Tasarısı ayrıca; Lozan Antlaşması’nın, 39, 40, 42 ve 45nci maddeleri hükümlerine de bütünüyle aykırıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Laik hukuk sistemine göre herkesin kanun önünde eşit olduğu, dolayısıyla, gayrimüslim Türk vatandaşlarına, Müslüman Türk vatandaşlarına veya Yunanistan’daki Türk azınlığa verilmeyen hiçbir hakkın verilemeyeceği hususu unutulmamalı, Lozan’a, Anayasaya, Medeni Kanuna, Cumhuriyetimizin temel niteliklerinden biri olan laiklik ilkesine ve millî çıkarlarımıza aykırı olan Vakıflar Yasası için, CHP, MHP ve DSP derhal Anayasa Mahkemesi’ne iptal başvurusunda bulunmalıdır.&lt;br /&gt;**************************&lt;br /&gt;Pürüzlü bir konu olan Patrikhane görüşmeleri Lozan’da uzun tartışmalara neden olmuştur. Türk heyetine göre savaş kazanılmış ve nüfusu 100 000’e varmayan İstanbul Rumları, İstanbul’da bir mahalli kilise ile yetinmeliydi. Böylece; Yunanistan, Kıbrıs, Mısır, Suriye ve ABD gibi ülkelerde bulunan Rum kiliseleri için İstanbul’da Uluslararası bir dini makam olan Ortodoks Kilisesi’nin kalmasına ve devamına herhangi bir neden bulunamazdı. Ama karşı taraf için Patrikhane, Bizans’ın son hatırasıydı. Bu nedenle yalnız Yunanlılar değil diğer Hıristiyan delegelerde Patrikhane’nin varlığını korumak istiyorlardı. Bu nedenle de görüşmeler uzayıp gidiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kapsamda yapılan görüşmeler kısaca şöyledir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müttefik Devletlerin; “ 01 Ağustos 1914’ten önce var olan biçimi ile; din, hayır ve öğretim işlerindeki özerkliklerin tanınması ve azınlıkların aile durumları ile kişisel statülerine ilişkin konularda çıkacak sorunların, bu azınlıkların göreneklerine göre çözülmesini öngören ve Türkiye’nin bu azınlıklara ait; kilise, havra, mezarlık ve din kurumlarına koruma sağlaması, onların vakıflarını, din ve hayır işleri kurumlarını tam olarak tanıması ve bu tür öteki özel kurumların da sağlanmış olan bu kolaylıklardan yararlandırması” şeklinde olarak verdikleri tasarının sekizinci maddesi, Türk Heyeti tarafından; Patrikhane’nin dünya işlerine ilişkin ayrıcalığının Türk devletine onaylatılması çabası olarak değerlendirilmiştir.Venizolos, Türk hukukunun, 30 Kasım 1917 tarihli bir yasa ile, aile durumu ve kişisel konuları Şeriat Mahkemelerine bıraktığını bu durumda Hıristiyanların da bu konularda özel mahkemelerinin olması gerektiğini ileri sürmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Patrikhane’nin İstanbul dışına çıkarılmasına İngiltere; Hıristiyan dünyasının dinsel duygularını yaralayacağı gerekçesi ile karşı çıkmış ve Fransa’da bu görüşü desteklemiştir. Fransa, ayrıca, Patrikhane’nin İstanbul dışına çıkarılması halinde, Ortodoks dünyasının bir dini liderden yoksun kalacağını ileri sürmüştür. ABD’de Patrikhane’nin İstanbul dışına çıkarılmasına karşı görüş bildirmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konunun sürekli olarak çözümsüz kalması üzerine daha sonra Fransa; “İstanbul’da kalacak bir patriğin Ortodoksların dinsel başkanı olması nedeniyle sınırlı yetkileri olmasını, yönetim ve siyasal yönden başka ülkelerdeki kiliselerle ve bağımsız İstanbul Kilisesi ile ilişkisinin olmaması ve Patrik’in Türk Hükümeti’nin uygun bulacağı adaylar arasından seçerek ruhani çalışmaların ötesine geçip geçmediğini denetleyebileceği” şeklinde bir öneri getirmiştir. Bu arada Türk Heyeti de sunduğu bir bildiride “…Türk Hükümeti, Halifelik ile Devleti birbirinden ayıran demokratik bir rejim kurduğu için Osmanlı döneminde Müslüman olmayan topluluklara tanınan haklara son verildiğini ve azınlıkların, hayır, eğitim ve yardım kurumları ile devlet arasındaki ilişkilerin artık doğrudan yürütülmesi gerektiğini ve din adamlarının bundan böyle sadece ruhani işlerle ilgileneceklerini dolayısı ile Patrikhane’nin siyasal bir organ olarak kendisine bağlı kurumların ortadan kalkması nedeniyle Patrikhane’nin de varlık nedeni yitirdiğini…” bildirmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun üzerine Fransa; Türk ve Yunan heyetlerine; “…bütün Ortodoks Kiliseleri üzerinde üstünlüğü olan “Evrensel Patrikhane”nin dünya işlerine ilişkin haklarına son verilerek İstanbul’da kalması…” temelinde bir anlaşmaya varmaları önerisini getirdi. Fakat yine uzlaşma sağlanamamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alt komisyonlarda bu tartışmalar devam ederken Lord Curzon, siyasi ve idari yönden hiçbir yetkisi olmayan sadece dinsel yetkiler kullanacak bir Patrikhane’nin İstanbul’da kalması teklifini desteklemiştir.. Bunun üzerine İsmet Paşa; Patrikhane’nin bundan sonra siyasi ya da yönetime ilişkin hiçbir işe karışmayacağı, yalnızca dinsel alana giren işlerle ilgileneceği yönünde konferans önünde yapılan Müttefik ve Yunan açıklamalarını senet saydığını belirterek Patrikhane’nin İstanbul’da kalmasını kabul etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konferansa verilen ara sırasında Patrikhane’nin İstanbul’da kalacağına dair TBMM’ye verilen bilgi tepki ile karşılanmıştır. Çünkü, TBMM bu konuda büyük hassasiyet göstermektedir. TBMM’ye; Patrikhanenin siyasi, idari ve adli yetkilerinden arındırılmış olarak İstanbul’da kalacağı söylenmiş olup “Patriklik” ünvanının kalıp kalmadığı sorusuna ise Rıza Nur “Her türlü vasfı gittikten sonra bunun bir öneminin olmadığı..” cevabını vermiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında, Patrikhane konusunda daha fazla ısrar edilmemesinin nedeni, azınlıklar kavramında, sadece gayrimüslimleri kapsamasının kabul ettirilmesinin daha önemli görülmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece; 38 nci maddesi; “Bütün Türk vatandaşlarının; din, mezhep ve inanç özgürlüklerini güvence altına alırken, bu özgürlükleri ve hakları kamu düzenine bağlamıştır. Dolayısı ile Patrikhane’nin faaliyetleri bu koşula bağlıdır. Başta Patrik olmak üzere tüm papaz ve dinsel kişiler Türk uyruğunda olmak ve Türk Kanunlarına göre çalışmak zorundadır”.şeklinde olan Lozan Antlaşması 23 Temmuz 1924 günü imzalanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YARARLANILAN KAYNAKLAR:&lt;br /&gt;1. Türk Tarih Kurumu Sitesi&lt;br /&gt;2. O günkü Tv haberleri&lt;br /&gt;3. Yaşayan Lozan, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayını (2003)&lt;br /&gt;MEHMET SONGUR&lt;br /&gt;------------------------------&lt;br /&gt;Sayın SONGUR;&lt;br /&gt;Vakıflar Yasası'yla ilgili, hatta aynı isim altında benim de bir yazım vardı. Sizinle de paylaşmak istedim. Saygıyla.Vakıflar YasasıBaşka ülkelerde Türklere ehliyet verilmezken, oturduğu evin tadilatına müsade edilmezken, biz onlara toprak veriyoruz.&lt;br /&gt;Başka ülkelerde Türkleri vatandaşlıktan çıkarırlarken, biz onlara ayrıcalık veriyoruz."&lt;br /&gt;Irak'ın toprak bütünlüğünü en çok arzulayan ülkelerin başındayız" diyen hükümet, kendi ülkesinde yasayla Lozan Antlaşlasını mı değiştirmek istiyor?&lt;br /&gt;AB'ye verilen taahhütler (?) doğrultusunda bu yasa şimdilik tamam.&lt;br /&gt;Neler olacak?&lt;br /&gt;Dini ve hayri ihtiyaçlarla sınırlı olmadan ve izin de olmadan sınırsız mal edinebilecekler.&lt;br /&gt;Cemaat vakıfları birbirleriyle paslaşabilecek.&lt;br /&gt;Bir başka cemaat vakfına taşınmazlarını tahsis edebilecekler.&lt;br /&gt;Dışarıdan bağış ve yardım alabilecekler.&lt;br /&gt;CHP'ye göre Lozan'a aykırı&lt;br /&gt;MHP'ye göre ihanet.&lt;br /&gt;Bir şey olmaz diyenler, "anlamaz" dan gelenler, belli ki durumun vahametini kavrayamamış.&lt;br /&gt;Son söz: Lozan'a ters olan, Anayasa Mehkemesi'ne de ters. SADİ ÖZBAY&lt;br /&gt;------------------------------&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/R947WdmD48I/AAAAAAAAAEw/84Y2MdqJEZY/s1600-h/C.MEYDAN.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5178641878610076610" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/R947WdmD48I/AAAAAAAAAEw/84Y2MdqJEZY/s400/C.MEYDAN.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Sayın SONGUR&lt;br /&gt;ben kısaca şöyle diyeceğim bu devirde paranın nasıl girdiği ,çıktığı belli olmayan yerler bunlar vakıf adınıda almış olabilir. Tehlikelidir. Hele birde işin içine yabancı din adamları girdiyse geçmişde yaşadık ne diyeyim bilmem ki. Bunu birde kendi elimizle yapmamız benide çok üzüyor. Zamana ve gelecek iktidarlara bırakalım. Bunlar hep böyle kalacak değiller ya. CAFER MEYDAN&lt;br /&gt;------------------------------&lt;br /&gt;Sn. MEYDAN;&lt;br /&gt;Size katılmamak elde değil. Bu yasa tam anlamı ile yürürlüğe girdikten sonra neler olabileceklere kısaca bakalım.&lt;br /&gt;*Patriğin ve / veya diğer üyelerinin TC vatandaşı olma zorunlulukları olmayacak (örneğin Papa'lar İtalyan vatandaşı değil),&lt;br /&gt;*Sizin dediğiniz gibi, para akışı kontrol edilemediği gibi nereye ve ne için harcandığı da tespit edilemiyecek,&lt;br /&gt;*Okullarında nasıl bir eğitim verildiği belli olmayacak (özel okul statüsünde oldukları için diğer konu başlıklarında anlatılanlar bunlar için de geçerli olacak),&lt;br /&gt;*İleride herhangi bir yasadışı işlemleri tespit edildiğinde (tespit edileceğini sanmıyorum) yasal olarak işlem yapılacağı zaman bütün dünya ayağa kalkacak ve Türkiye' üzerinde yeni baskılar kurulacak,&lt;br /&gt;*Rus ve Bulgar Kiliseleri, İstanbul Patriğinin Ekümenik olmasına karşı olduğu için belkide ileri de Rusya ile karşı karşıya geleceğiz,&lt;br /&gt;*İstanbul Patriğinin ekümenik olması demek Türkiye'nin "Yeni Osmanlı" olması demektir ki bunun getireceği başka şeylerde olacaktır......&lt;br /&gt;Sonuç olarak; Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş yasası olan "Lozan" delindikten sonra arkası gelecek ve ülke olarak sıkıntılar yaşayacağımız kesindir. MEHMET SONGUR&lt;br /&gt;------------------------------&lt;br /&gt;Sayın SONGUR,&lt;br /&gt;Sitemizdeki amaçlardan biri de, bilindiği gibi paylaşım. İki yazı eklenince konunun daha da pekiştiğini düşünüyorum. Bence güzel oldu. Saygıyla. SADİ ÖZBAY&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3491078016698213419-6073255526830054661?l=vakiflarportali10.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/feeds/6073255526830054661/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=3491078016698213419&amp;postID=6073255526830054661' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/6073255526830054661'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/6073255526830054661'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/2008/03/yeni-vakiflar-kanunu-zerine-tartimalar.html' title='YENİ VAKIFLAR KANUNU ÜZERİNE TARTIŞMALAR'/><author><name>Vakıflar Portalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10348583191573484327</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13468211044687257475'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/R94689mD47I/AAAAAAAAAEo/Wu1u_6vmDDM/s72-c/M.SONGUR.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3491078016698213419.post-7501461760875828233</id><published>2008-03-13T06:52:00.000-07:00</published><updated>2008-03-13T06:58:19.594-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mehmet Şevket Eğgi'/><title type='text'>YAĞMALANAN VAKIFLAR</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/R9kym9mD46I/AAAAAAAAAEg/3qBYUt7uzBA/s1600-h/eygi.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5177224891589714850" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/R9kym9mD46I/AAAAAAAAAEg/3qBYUt7uzBA/s400/eygi.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Gerçekten muhterem, gerçekten elleri öpülesi birtakım vicdanlı, vefalı, vatansever kimseler var. Bunlar ecdadımızın (atalarımızın) bizlere miras ve emanet olarak bıraktıkları vakıf eserlerini koruyor, tamir ettiriyor, onları gelecek nesillere (kuşaklara) aktarmak için ellerinden geleni yapıyor. Vakıflar Genel Müdürlüğü mensubu olsun, tarihçi ve araştırıcı olsun, hangi sıfatı taşıyorsa taşısın bu saygıdeğer kimselere minnet ve teşekkür borçluyuz. &lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Lakin... Birtakım uğursuz, alçak, şerefsiz, rezil, kara vicdanlı, eşkıya ruhlu adamlar ve çeteler var ki, bunlar yukarıda övdüğüm işlerin tam aksini yapıyor. Bu habisler, İslâmî vakıf eserlerini ellerine geçirmek, yok etmek, gasb etmek için ellerinden geleni artlarına koymuyor. Maalesef yakın tarihimizde çok büyük, çok korkunç, çok yüz kızartıcı bir “Evkaf-ı İslâmiye” (İslâm Vakıfları) yağması ve kıyımı olmuştur.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;“Yakın Tarihîmizde Cami Kıyımı” adlı kitabım (373 s. BEDİR YAYINEVİ, 0212/519 36 18) tedkik edilecek olursa yakın tarihimizdeki vakıf faciasının çapı kolayca anlaşılacaktır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;İstanbul’umuz Müslümanlara düşman güçlerin ellerine geçse ne yaparlar? İslâmî vakıfları yok ederler... İşte içimizdeki hainler ve habisler de vaktiyle böyle yapmıştır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Bazıları, gözümüzün içine bakarak “Yalandır, yakın tarihimizde dine ve dindarlara hiçbir baskı yapılmamıştır” diyebiliyor. Ne büyük yalandır bu...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Yakın tarihimizde en az 10 bin tarihî cami, mescid, tekke, zaviye, taş mektep, medrese, imaret ve diğer hayır hasenat binası yok edilmiştir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Binlerce tarihî İslâm kabristanı yok edilmiş; yeri park yapılmış veya kapanın elinde kalmıştır.&lt;br /&gt;İstanbul’daki o büyük Okmeydanı ne oldu? Yerine şimdi bir beton büyük sahrası var.&lt;br /&gt;Karaköy meydanında, Sultan Abdülhamid Han hazretlerinin baş mimarı İtalyan Raymondo D’Aranco tarafından inşa edilmiş nefis bir cami vardı. Yıktırıldı, yeri boş duruyor.&lt;br /&gt;İstanbul’un her yerinde küçük tarihî mezarlıklar/hazireler vardı. Yüzde doksanını düzlediler. Kimler düzledi? Herhalde mü’minler düzlemedi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Vakıflar Genel Müdürlüğü’nü tenzih ederek açıkça beyan ediyorum ki, vakıf düşmanı çeteler, mafyalar, eşkıya, eşirra hâlâ birtakım düzenlerle ecdad yadigarı hayır binalarını ve arsalarını gasb etmek için bin çeşit dolap çevirmektedir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Bunların gözlerini para, mal, servet hırsı bürümüştür. Kendilerini ne kadar uyarsanız uyanmazlar. Gözleri perdeli, kulakları tıkaçlı, kalpleri mühürlüdür.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Ancak geberince uyanacaklar, o zaman da iş işten geçmiş olacaktır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Atalarımız yurt sathını (yüzeyini) vakıf eserleri ile doldurmuşlardı. Yüzde kaçı kaldı?&lt;br /&gt;Daha fazla vakit geçirmeden birtakım güçlü ve idealist araştırıcıların, Tarihçilerin harekete geçerek “Yakın Tarihimizdeki Vakıf Eserleri Kıyımı” adıyla çok ciddî kitaplar yazması gerekiyor.&lt;br /&gt;Eskiden Osmanlı imparatorluğunun birer parçası olan bazı ülkelerde bir cami, bir medrese, bir Osmanlı binası yıkıldığı vakit gürültü kopartıyoruz. Peki, kendi ülkemizdeki Vandallığa karşı niçin gereken tepkiyi göstermiyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Yağmacılar, birtakım vakıf eserlerini ellerine geçirebilmek maksadıyla onları hayrat vakfı statüsünden, mülhak vakıf statüsüne geçirmek için bir yığın dolap çevirmektedir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hükümetimizin bu gibi kötü teşebbüslere yeşil ışık yakmamasını temenni ederiz.&lt;br /&gt;Vakıf eserlerinin şartnameleri vardır. Eseri vakfeden Müslüman, “Ben bu malımı Allah rızası için vakfediyorum. Kim bu vakfı bozarsa yarın ahirette ondan davacı olacağım. Allah’ın, meleklerin, insanların laneti onun üzerine olsun...” mealinde bir cümle sarfetmiştir. Şimdiye kadar bozulan vakıf şartnamelerinin lanetleri ülkemiz üzerinde kara bir bulut gibi durmaktadır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Bu lanetler sadece zalimleri ve gasıpları yakmakla kalmaz, bu gibi kötülüklere meydan verenleri, onları önlemeyenleri de yakar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Fatih Sultan Mehmed Han-ı Sânî hazretlerinin vakfettiği Ayasofya’nın uzun bir vakfiyesi vardır, Arapçadır. O vakfiyede de, vakfı bozacaklar, binayı camilikten çıkartacaklar için çok ağır beddualar edilmektedir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Atalarımızın yerine kendimizi koyalım: Bir mülkünüz var, yahut yepyeni bir okul veya imarethane (fakirlere yemek verilen hayır kurumu) yaptırdınız. Bunun için bir vakıf şartnamesi yazdınız, tasdik ettirdiniz, Evkaf-ı İslâmiye teşkilatına teslim ettiniz. Sonra öldünüz, öteki tarafa gittiniz. O vakıf hizmet ettikçe sizin sevap defteriniz kapanmıyor, zimmetinize hep hayır hasenat yazılıyor. Bunlar sizin için Büyük Hesap Günü’nde azık olacaktır. Bunlarla Yüce Yaratan’ın rızasını kazanıyorsunuz... Sonra, aradan bir müddet geçtikten sonra birtakım alçaklar, reziller, hainler sizin vakıf eserinize göz dikiyor, onu vakıflıktan çıkartıyor, zimmetlerine geçiriyor... Beddua etmez misiniz, lanet savurmaz mısınız, Mahkeme-i Kübra’da davacı olmaz mısınız?&lt;br /&gt;Vakıflar arşivinde, tapu sicillerinde, tarih kitaplarında ve başka kaynaklarda eski vakıflar hep yazılıdır. Yurt dışında kalanların çoğuna olanlar oldu. Yurt sınırları içindekilerin hepsinin listesi yapılmalı, mahiyetleri halinde bilgi verilmeli ve bunlar büyük bir külliyat şeklinde basılmalıdır.&lt;br /&gt;Yakın tarihte yıkılmış vakıf eserlerinin hepsi, başta camiler olmak üzere yeniden yapılıp hizmete açılmalıdır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Vakıf eserlerine hıyanet bir insan hakları ihlalidir.&lt;br /&gt;Vakıf eserlerine hıyanet bir vatan hainliğidir.&lt;br /&gt;Vakfiyelerdeki lanetler hainleri yakacaktır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;HATIRLATMA&lt;br /&gt;(1) Yakın tarihimizde, binlerce tarihî camiden kimisi çok kıymetli antika, hattâ bazısı müzelik vakıf halılar alınmış, yerlerine hiçbir sanat kıymeti olmayan renkli paçavralar serilmiştir. Bu tarihî vakıf halılar ve kilimler ne olmuştur? Paraları hangi alçakların kursağına girmiştir? Beş yüz senede biriken bir hazine, otuz yıl içinde yağma edilmiştir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;(2) Türbelerdeki vakıf eşya da soyulmuştur. Hangi padişah sandukasının üzerinde kıymetli, tarihî bir pûşide (örtü, kumaş) kalmıştır?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;(3) Ecdadımızın bazısının mezar taşları bile yerlerinden sökülüp satılmıştır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;(4) Karun hazinesini bin zahmetle yurt dışından getirttik de ne oldu?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;(5) Güney illerimizden birinin müzesinden tam 12 bin adet obje “kayboldu”.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;(6) İstanbul Topkapı civarındaki Mevlevihane vakıf eşyası deposu yapılmıştı. Hırsızlar ve alçaklar burasını soydular ve izlerini yok ettirmek için binayı kundaklayıp yaktılar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;(7) 1985’te Mersin’de polis çok eski, papirüs üzerine Aramî diliyle (Hz. İsa’nın anadili) yazılmış bir İncil bulmuştu. Yapılan tedkikat neticesinde bunun, Aziz Barnaba’nın bizzat kendi eliyle yazmış olduğu orijinal bir İncil nüshası olduğu anlaşılmıştı. Dinler tarihini değiştirecek bu önemli İncil nüshası ne oldu? Kayıplara karıştı!..&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;(8) Son yıllarda camilerdeki kıymetli tarihî hat levhaları da yok edildi. En son, İst. Ayvansaray’daki Hz. Cabir Camii’nden çalınan bir Bakkal Arif levhası müzayedede 25 bin dolara satılmıştır. İlgilenen çıktı mı?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;(9) İstanbul Vilayeti civarında Fatma Sultan Cami-i şerifi aynı zamanda Gümüşhanevî dergahı idi. Ülkemizde bunca tarikat mensubu var, bazıları Karun kadar zengin. Adnan Menderes zamanında temellerine kadar yıktırılmış olan bu cami niçin, ihya edilmiyor? Yine, Şehremini taraflarında Kelamî dergahı vardı. Şeyhi, Erbilli Esad Efendi hazretleri Menemen vak’asında bîgünah olduğu halde hastanede şehit edilmiştir. Yıktırılan o dergâhın yerine niçin bir cami yaptırılmıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;(10) Tarihî camilerimizdeki binlerce kıymetli elyazması Mushaf ne oldu?&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3491078016698213419-7501461760875828233?l=vakiflarportali10.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/feeds/7501461760875828233/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=3491078016698213419&amp;postID=7501461760875828233' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/7501461760875828233'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/7501461760875828233'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/2008/03/yamalanan-vakiflar.html' title='YAĞMALANAN VAKIFLAR'/><author><name>Vakıflar Portalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10348583191573484327</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13468211044687257475'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/R9kym9mD46I/AAAAAAAAAEg/3qBYUt7uzBA/s72-c/eygi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3491078016698213419.post-6121047387095281871</id><published>2008-03-10T12:15:00.000-07:00</published><updated>2008-03-10T12:24:42.489-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='B Eren Aydın'/><title type='text'>ÜNİVERSİTE VAKIFLARI VE BANKA PROMOSYONLARI</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/R9WKNtmD44I/AAAAAAAAAEQ/4uZo2OdKRJU/s1600-h/120.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5176195314914419586" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/R9WKNtmD44I/AAAAAAAAAEQ/4uZo2OdKRJU/s200/120.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Öğrencilerinin harçlarını bankalara aracılığıyla tahsil eden üniversiteler; bu bankalardan promosyon ve bağış adı altında menfaat temin edebilirler mi? Bunları üniversite vakıflarına aktarabilirler mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ÜNİVERSİTE VAKIFLARINA AKTARILAN BANKA PROMOSYONLARI&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;I- Giriş&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Günümüzde bankacılık sisteminin gelişip yaygınlaşması pek tabidir ki kişileri olduğu gibi kurumları da bu sistemin içerisine almıştır. Kapsama almada sistemin kişi ve kurumlara sağladığı kolaylıkların yanı sıra aynı zamanda güvenliği ve hızı kadar işlemlerin koordine edilebilmesi de büyük bir etken olmuştur.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Tüm bunların doğal bir sonucu olarak kurumlar giderlerini bankalar aracılığıyla ödeyebilirlerken gelirlerini de yine bankalar vasıtasıyla tahsil edebilmektedirler. Gelirlerin bankacılık sistemi içerisinde toplanmasına örnek olarak verilebilecek olan, öğrenci harçlarının üniversiteler adına ve hesabına bankalar tarafından tahsili uygulamada yaygın olarak görülen bir durumdur.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Harçların bankalar kanalıyla tahsili durumunda bankaların ilgili üniversitelere promosyon, bağış ya da benzeri adlarla menfaatler temin ettikleri de bilinmektedir. Üniversitelerin bu şekilde herhangi bir menfaat temin edip edemeyecekleri ve temin ettikleri menfaatleri üniversite vakıflarına aktarıp aktaramayacakları bu çalışmanın özünü oluşturmaktadır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;II- Gelirlerin Bankalar Aracılığıyla Tahsili&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Cari hizmet maliyetine öğrenci katkısı olan üniversite harçlarının bankalar vasıtasıyla tahsil edilebileceği 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu’nun 46. maddesinde; “Cari hizmet maliyetine öğrenci katkısı gelirler(i), üniversite (…) adına milli bankalardan birinde açılacak hesaba yatırılır. Bu miktarlar rektörlükçe en geç ilgili ayın sonuna kadar Bütçe Dairesi Başkanlığı hesabına bir yandan gelir, diğer yandan özel ödenek kaydolunmak üzere aktarılır.” hükmü ile ifade edilmektedir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;1998 yılından itibaren yılı bütçe kanunlarına konulan ve 21.09.2004 tarihinden itibaren 5234 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’la ayrı bir düzenlemeye tabi tutulan Kamu Haznedarlığı uygulamasına göre, üniversiteler kendi bütçeleri veya tasarrufları altında bulunan bütün kaynaklarını T.C. Merkez Bankası veya muhabiri olan T.C. Ziraat Bankası nezdinde kendi adlarına açtıracakları Türk Lirası cinsinden hesaplarda toplayacaklardır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;1998/1 ve 2003/1 sayılı Kamu Haznedarlığı Genel Tebliğ’lerinde de olduğu gibi 5234 sayılı Kanuna dayanılarak çıkarılan 2004/1 sıra no’lu Kamu Haznedarlığı Genel Tebliği’nde bankaların yaptıkları tahsilatları, ilgili kurum hesaplarına aktarmalarında 2547 sayılı Kanunun 46. maddesinde farklı süreler tespit edilmiştir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;2004/1 sıra no’lu Kamu Haznedarlığı Genel Tebliği’nin; 5. maddesinde; “ Kamu kurum ve kuruluşları, özel kanunların verdiği izne dayanılarak veya uygulamadan doğan zorunluluklar nedeniyle diğer bankalardan bankacılık hizmeti alabilecek, ancak bu kurum, kurul ve kuruluş adına yapılan tahsilat en geç 7 gün içinde belirtilen kamu bankalarına aktarılacaktır.”&lt;br /&gt;Aynı Genel Tebliğin 7. maddesinde de; “ Madde kapsamında yer alan tüm kurum, kurul ve kuruluşlar yukarıda açıklanan esaslara uymak zorundadırlar. Bu Tebliğ esaslarının yerine getirilmesinden şahsen ve müteselsilen sorumlu olduklarından, ilgili kamu kurum, kurul ve kuruluş yetkilileri ile saymanların uygulamayı yakından takip etmeleri gerekmektedir. “ denilmektedir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hem 2547 sayılı Kanunda hem de Kamu Haznedarlığı Genel Tebliğlerinde gelirlerin bankalar vasıtasıyla tahsil edilebileceği ve tahsil edilen tutarların ilgili üniversite (kurum) hesaplarına aktarılacağı düzenlenmiş bulunmaktadır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;III- Gelirlerin Bankalar Aracılığıyla Tahsili Karşılığı Bankalardan Promosyon Alınması&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;1998/1 sayılı Kamu Haznedarlığı Genel Tebliği’nde; “ Özel kanunların verdiği izne dayanılarak veya uygulamadan doğan zorunluluklar nedeniyle diğer bankalar aracılığıyla bu kurum ve kuruluşlar adına yapılan tahsilatın T.C. Merkez Bankası veya T.C. Ziraat Bankası nezdindeki hesaba aktarılmasında yapılan protokollerde belirlenen sürelere uyulacak, ancak yapılmış ve yapılacak olan protokollerdeki belirlenen süreler hiçbir şekilde bir haftayı geçmeyecek ve bu süre içerisinde herhangi bir nema elde edilmeyecektir.” ifadesi yer almaktadır. Buna göre bankalar yaptıkları tahsilatları bir hafta içerisinde ilgili kurumların hesaplarına aktaracak ve bu süre içerisinde herhangi bir nema elde edilmeyecektir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;1998/1 sayılı Genel Tebliğ, 2003/1 sayılı Genel Tebliğin uygulanmaya başlandığı tarihine kadar yürürlükte olduğundan 12.02.1998 ile 08.01.2003 tarihleri arasında geçerlidir. Buna göre 12.02.1998 ile 08.01.2003 tarihleri arasında üniversiteler adına bankalar tarafından yapılan tahsilatlar nedeniyle tahsilat yapan bankalardan üniversiteler herhangi bir nema isteyemeyeceklerdir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ancak, hem Yüksek Öğretim Kanunu’nda hem de 2003/1 ve 2004/1 sıra no’lu Kamu Haznedarlığı Tebliğlerinde kamu kurum ve kuruluşları adına bankalar tarafından yapılan tahsilatlar karşılığında kamu kurum ve kuruluşlarının bankalardan herhangi bir nema alabilecekleri veya alamayacaklarına dair açık bir düzenleme bulunmamaktadır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;IV- Bankaların Mevduat Hesaplarına Menfaat Sağlamaları&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;23.06.1999 tarihli ve 4389 sayılı Bankalar Kanunu ile 01.11.2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunları ile bankaların ödünç para verme işlemleri ve mevduat kabulünde uygulanacak azamî faiz oranlarını, katılma hesaplarında kâr ve zarara katılma oranlarını, özel cari hesaplar dâhil bu maddede belirtilen işlemlerde sağlanacak diğer menfaatlerin nitelikleri ile azamî miktar ya da oranlarını tespit etmeye, bunları kısmen veya tamamen serbest bırakmaya Bakanlar Kurulu yetkili kılınmış ve Bakanlar Kurulu’nun bu yetkilerini TCMB’ ye devredebileceği hükme bağlanmıştır.&lt;br /&gt;Bu kanunlara göre çıkarılan 2002/3707 ve 2006/11188 sayılı Mevduat ve Kredi Faiz Oranları ve Katılma Hesapları Kâr ve Zarara Katılma Oranları İle Özel Cari Hesaplar Dahil Bu İşlemlerde Sağlanacak Diğer Menfaatler Hakkında Kararlar ile bankaların mevduata faiz dışında menfaat temin edemeyecekleri kararlaştırılmıştır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Adı geçen Bakanlar Kurulu Kararları gereği bankalar tahsil ettikleri gelirleri vadeli mevduat hesaplarında tutmadıkları sürece tahsilatların mevduat hesabında olması karşılığı üniversitelere herhangi bir menfaat temin edemeyeceklerdir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Mevduat hesabına faiz dışında herhangi bir menfaat temin edilemeyeceği ile ilgili olarak, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu 20.06.2005 tarihinde Türkiye Bankalar Birliği’ne (TBB) gönderdiği 5498 sayılı yazısında; “ Bazı bankaların kurumsal nitelikli olanlar da dahil olmak üzere mevduat hesabı sahiplerine, bilgisayar ve ekipmanları, internet aboneliği ve telefon hattı giderleri ile kırtasiye malzemesi ve reklam harcamalarının ödenmesi gibi bazı ek menfaatler sağladıkları tespit edilmiş…” olduğundan TBB’den bilgi edinilmesini ve “bahse konu uygulamaların sona erdirilmesi(ni)” Bakanlar Kurulu’nun 2002/3707 sayılı Kararı’na istinaden istemektedir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;V- Tahsilatlar Karşılığı Alınan Promosyonların Niteliği&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bankacılık mevzuatına göre mevduat hesabına faiz haricinde herhangi bir menfaat temin edilemeyecek olmasına rağmen bankalar adına öğrenci harcı tahsil ettikleri üniversitelere menfaat (promosyon) sağlamaktadırlar.&lt;br /&gt;Bahsi geçen Genel Tebliğlerde de üniversitelerin (kurumların) öğrenci harçlarının bankalar vasıtasıyla tahsili karşılığı herhangi bir nema elde etmeleri veya etmemeleri açıkça düzenlenmediğinden üniversitelerin elde ettikleri bu nemaların niteliğinin tespit edilmesi bakımından öğrenci harçlarının üniversiteler için ne anlama gediğine bakılması yeterli olacaktır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu’nun; 46. maddesinde, “Cari hizmet maliyetine öğrenci katkısı … gelirler”,&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Aynı Kanunun gelir kaynakları başlıklı 55. maddesinde de, “Yükseköğretim üst kuruluşları, yükseköğretim kurumları ve bunlara bağlı birimlerin gelir kaynakları; (…) (c) Alınacak harç ve ücretler,” denilerek cari hizmetler maliyetine öğrenci katkısı olan harçların üniversitelerin gelirleri olduğu açıkça hüküm altına alınmıştır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu maddelerden hareketle, üniversitelerin gelirlerinin, öğrenci harçlarının tahsiline aracılık edilmesi nedeniyle elde edilecek menfaatlerde üniversitelerin geliridir ve bunlar üniversitelerin bütçelerine gelir kaydedilmelidir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Borçlar Kanunu’nun 234’üncü maddesinde hibe; “hayatta olan kimseler arasında bir tasarrufturki onunla bir kimse, mukabilinde bir ıvaz taahhüt edilmeksizin malının tamamını veya bir kısmını diğer bir kimseye temlik eder.” şeklinde tanımlanmaktadır. Bu tanımdan hareketle, bankaların öğrenci harçlarının tahsili nedeniyle üniversitelere verdiği promosyonların değerlendirilmesinde herhangi bir karşılığın olup olmadığına bakılması gerekmektedir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Üniversitelerin bankalarla yaptıkları gelirlerin tahsilatı protokolleri incelendiğinde promosyonların harç ve öğrenci yurt ücretleri tahsilatları karşılığında verildiği görüldüğünden her ne kadar bağış adı altında olsa da bu promosyonlar karşılıklı olduğu için bağış olarak düşünülemeyecektir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;VI- Tahsilatlar Karşılığı Alınan Promosyonların Üniversite Vakıflarına Aktarılması&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Türk Medenî Kanununa göre kurulan vakıfların kamu kurum ve kuruluşları ile ilişkilerini düzenleyen 5072 sayılı Dernek ve Vakıfların Kamu Kurum ve Kuruluşları İle İlişkilerine Dair Kanun’un Temel İlkeler başlıklı 2. maddesi (b) fıkrasında;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;“(…) vakıflar kamu kurum ve kuruluşlarının sundukları hizmetlerle ilgili olarak gerçek ve tüzel kişilerden ücret, bağış, katkı payı ve benzeri adlar altında herhangi bir karşılık alamaz.” denilmektedir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu kanun hükmüne istinaden, üniversitelerin sundukları eğitim hizmetleri karşılığı öğrencilerden alınan cari hizmet maliyetine öğrenci katkısı olan harçların bankalar vasıtasıyla tahsilatı sonucunda bankaların üniversiteye sağladıkları menfaatler üniversite vakıflarına aktarılamaz.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kanun’un 2. maddesinde belirtilen ilkelere aykırı hareket edenler, eylemleri başka bir suç oluşturmadığı takdirde, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ayrıca dernek ve vakıf yöneticileri hakkında görevden alma işlemi uygulanır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bankalar tarafından sağlanan bu menfaatlerin üniversite vakıflarına aktarılarak üniversitenin ihtiyaçlarının giderilmesinde kullanılacağı yaklaşımları yersizdir. Elde edilen menfaatler üniversite bütçesine gelir kaydedilerek yasal düzenlemeler çerçevesinde üniversite ihtiyaçlarının karşılanmasında kullanılabilir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;VII- Sonuç&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Öğrenci harçları üniversite geliri olduğundan bunların bankalar aracılığıyla tahsil edilmesi karşılığı olarak bankalar tarafından üniversitelere sağlanan her türlü menfaat üniversite bütçelerine gelir kaydedilmelidir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Üniversiteler kaynakların şeffaf kullanımı bakımından söz konusu menfaatleri, yasa gereği olarak da bütçelerine gelir yazmalıdırlar.&lt;br /&gt;Vakıfların kamu kurumlarıyla ilişkilerini düzenleyen 5072 sayılı Dernek ve Vakıfların Kamu Kurum ve Kuruluşları İle İlişkilerine Dair Kanun hükümleri gereği olarak da, kamu hizmeti olan eğitim karşılığı öğrencilerden alınan harçların bankalar aracılığıyla tahsil edilmesi nedeniyle bankaların sağladıkları menfaatler üniversitelerin vakıflarına aktarılamayacaktır. Yasa hükümlerine aykırı hareket edenler hakkında yasada yer alan yaptırımların uygulanması gereklidir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kurumlara kendi adlarına yapılan tahsilatlar karşılığı herhangi bir nema elde edebilecekleri veya edemeyecekleri, bankaların bu gibi durumlarda menfaat sağlayabilecekleri ve sağlanan menfaatlerin kaydedilmesi ve kullanımı hakkında yasal düzenleme yapılmasının gerekli olduğu düşünülmektedir.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3491078016698213419-6121047387095281871?l=vakiflarportali10.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/feeds/6121047387095281871/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=3491078016698213419&amp;postID=6121047387095281871' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/6121047387095281871'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/6121047387095281871'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/2008/03/niversite-vakiflari-ve-banka.html' title='ÜNİVERSİTE VAKIFLARI VE BANKA PROMOSYONLARI'/><author><name>Vakıflar Portalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10348583191573484327</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13468211044687257475'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/R9WKNtmD44I/AAAAAAAAAEQ/4uZo2OdKRJU/s72-c/120.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3491078016698213419.post-2886570518882167745</id><published>2008-03-10T10:56:00.000-07:00</published><updated>2008-03-10T12:15:35.978-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='S Sabri Küçükoğlu'/><title type='text'>ŞANLIURFA'DA VAKIFLAR</title><content type='html'>Yardımlaşma ve dayanışma düşüncesinin Türk toplumunda en teşkilatlanmış şekli vakıflardır. Tarih boyunca kurulan birçok vakıf, sosyal, ekono&amp;shy;mik ve kültürel alanlarda toplumun refahı için önemli hizmetlerde bulunmuştur. Arapça bir kelime olan vakıf; kişinin taşınır veya taşınmaz mallarını kendi isteğiyle şahsi mülkiye&amp;shy;tinden çıkarıp, hayır ve hizmet gayesiyle yine ken&amp;shy;disi tarafından belirtilen şart ve hizmetlerin yerine getirilmesi için ebedi olarak tahsis etmesidir. Vakıf kuran kişiye vakfeden, vakfın hangi şart&amp;shy;lara göre yürütüleceğini belirten yazılı belgelere de vakfiye denilmektedir. Vakfiyeler aynı zamanda kültürümüzü yansıtan bilgiler açısından çok önemli belgelerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakıfları idari yönden şu bölümlerde inceleye&amp;shy;biliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MAZBUT VAKIFLAR:&lt;br /&gt;Bunların idaresi doğru&amp;shy;dan doğruya Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne ait&amp;shy;tir.Vakıf emlâkleri, mahallin vakıflar müdürlü&amp;shy;ğünce kiraya verme veya işletme yoluyla değer&amp;shy;len&amp;shy;dirilir. Her vakfın geliri o vakfın vakfiyesinde yazılı şart ve gayeye sarfedilerek vakıf şartı yerine getiri&amp;shy;lir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MÜLHAK VAKIFLAR: Vakfiyelerinde yazılı, vakfeden tarafından ileri sürülen şartlara haiz vakıf evlatları tarafından idare edilen vakıflardır. Bu va&amp;shy;kıfları idare edenlere mütevelli adı verilir. Mütevelliler vakfeden adına vakfiye şartlarına göre vakfı idare ederler. Her yıl yapmış oldukları faali&amp;shy;yetleri Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından denet&amp;shy;lenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı vakfiyelerde mütevelliler hizmetlerinden dolayı vakıftan ücret de almaktadırlar. Vakıft ida&amp;shy;reciliği, vakfiyesinde belirtilmek kaydıyla baba&amp;shy;dan evlada intikal edebilmektedir. Urfa'daki 786 tarihli Cami Kebir Vakfıyla ilgili Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde bulunan 19 Rebiülahir 1118 (1 Ağustos 1706) tarihli bir dilekçe, buna örnek olarak gösterilebilir. Bu dilekçede, Cami Kebir (Urfa Ulu Cami) vakfı mütevellisi olan zat, yaşının ilerlemesinden dolayı hakkiyle vazife ya&amp;shy;pamayacağından bahs ederek adı geçen vakfın idareciliğinin evladiyet şartına bağlı olduğunu bu sebepten kendi hüsn-i rızası ile işini oğluna devr etmek istediğini bildirmektedir. Aynı şartlarla evladına vazifesinin verildiği berat kaydından anlaşılmaktadır. Bu vakıf şu anda mazbut vakıf olarak Vakıflar Şube Müdürlüğünce idare edilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;903 Sayılı Kanunla Kurulu Yeni (mülhak) Vakıflar: Vakıf senedinde belirtilen şartlar gereği oluşturulan mütevelli Heyetince idare edilir. Denetim diğer mülhak vakıflarda olduğu gibi Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne aittir. Yukarıda zikredilen mazbut ve mülhak vakıflar da kendi aralarında hayrat nev'inden vakıflar ve akar nev'inden vakıflar olmak üzere ikiye ayrılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayrat Vakıflar: Doğrudan doğruya hayrattan olan vakıflardır. (Cami, Mescit, Hastane, Medrese, Kütüphâne, Türbe, Çeşme, Sebiller, Sarnıçlar, Kuyular, Göller, Mezarlıklar, Mer'alar, Köprüler, vb)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akar Vakıflar: Vakfiyedeki hayır şartlarının ifası için gelir getirecek evsafta olan (ev, dükkân, bina, arazi, arsa, v.s.) vakıf emlakleridir. Şanlıurfa'da en eski tarihli vakıf 284 tarihli Mevlid-i Halilürrahman zaviyesi'dir. Şanlıurfa çok sayıda vakıf ve vakıf eserlere sa&amp;shy;hiptir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmişte olduğu gibi bugün de vakıf hizmet&amp;shy;lerinden bir çok sahada yararlanılmaktadır. Şanlıurfa'da Vakıflar Şube Müdürlüğü'nde ka&amp;shy;yıtlı toplam 180 vakıf bulunmaktadır. Bunlardan 130 adedi mazbut, 15 adedi mülhak, ve 35 adedi yeni vakıftır. Bu vakıflar toplumdaki her kesime mensup olan insanlar tarafından kurulmuş&amp;shy;tur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞANLIURFA'DAKİ MAZBUT VAKIFLAR (Hicri Kuruluş Tarihleriyle)&lt;br /&gt;1- 284 Tarihli Mevlid-i Halil-ür Rahman Zaviyesi&lt;br /&gt;2-775 Tarihli Emir Mencek b. Abdullah&lt;br /&gt;3- 786 Tarihli Cami Kebir (Ulu Cami)&lt;br /&gt;4- 884 Tarihli Kadızâde Mehmet Rehavioğlu Seyyid Ali&lt;br /&gt;5- 939 Tarihli Şeyh Mahmut oğlu ıbrahim Mahmûd Ahmet&lt;br /&gt;6- 939 Tarihli Allahverdi oğlu Hasan Efendi&lt;br /&gt;7- 948 Tarihli Kanuni Sultan Süleyman Han Bin-i Sultan Selim&lt;br /&gt;8- 972 Tarihli Ahmet Oğlu Hacı Hamza&lt;br /&gt;9- 973 Tarihli Hoca Şakir Efendi b. Halil Efendi&lt;br /&gt;10- 976 Tarihli Behram Paşa&lt;br /&gt;11-1018 Tarihli Şah Hüseyin-Hacı Yusuf b. Hacı Hasan&lt;br /&gt;12- 1030 Tarihli Abdülfettah b. Şaban&lt;br /&gt;13- 1048 Tarihli El-Emir Ebül Cevat Mencik (Şeyh Hayatı Harrânî) Mezarı 14- 1100 Hâce Fatma bint-i Elhac Mehmet&lt;br /&gt;15- 1105 Tarihli Şilikçizâde Mustafa Ağa b. Mehmet (Şirikçi)&lt;br /&gt;16- 1105 Tarihli Velibey.&lt;br /&gt;17- 1108 Tarihli Abbâsiye.&lt;br /&gt;18- 1122 Tarihli Rakka Valisi Yusuf Paşa&lt;br /&gt;19-1123 Tarihli Doğancızâde Maksud b. Osman&lt;br /&gt;20-1125 Tarihli Siverek'te Hüseyin Çeribaşı&lt;br /&gt;21- 1126 Tarihli Divan Efendisi Abdurrahman Efendi b. Süleyman Efendi 22- 1128 Tarihli Aynızeliha bint-i Hacı Ali&lt;br /&gt;23- 1130 Tarihli El-Hac Ali b. Mehmet (Şeker Ali)&lt;br /&gt;24- 1133 Tarihli Büyük Hatip (Mustafa Efendi b. Hacı Halil b. Mehmet)&lt;br /&gt;25- 1134 Tarihli Şehit Ali Paşa&lt;br /&gt;26- 1134 Tarihli Nimetullah b. Asker&lt;br /&gt;27- 1138 Tarihli El-Hac Mustafa b. Bayram&lt;br /&gt;28- 1138 Tarihli Şeyh Hacı Kasım Efendi oğlu Şeyh Hacı ıbrahim Efendi&lt;br /&gt;29- 1139 Tarihli Eş Şeyh El-Hac ıbrahim Efendi&lt;br /&gt;30- 1141 Tarihli Darendeli Hüseyin Paşa&lt;br /&gt;31- 1153 ve 1154 Tarihli Rakka Valisi Sabıkan Merhum Ahmet Paşa (namı diğer Rıdvaniye-Rızvaniye)&lt;br /&gt;32- 1153 Tarihli Abdülkadir Çelebi b. Süleyman&lt;br /&gt;33- 1153 Tarihli Kerim Ağa (Namı diğer Abdülkadir Çelebi b. Süleyman Ağa)&lt;br /&gt;34-1164 Tarihli Serbevvabin-i Dergâh-ı Ali Mehmet Ağa&lt;br /&gt;35- 1167 Uğurluzâde bint-i Zeliha&lt;br /&gt;36- 1169 Tarihli Damat Süleyman Ağa Medresesi ve Cami&lt;br /&gt;37- 1169 Tarihli El- Hac Haydar Ağa ıbn-i Mehmet&lt;br /&gt;38- 1181 Tarihli Kazzaz Mehmet Çelebi b. Abdullah&lt;br /&gt;39-1193 Tarihli Ahmet Paşa Haremi Ümmü Gülsüm Hatun'un bina eylediği Ridaniye Medresesi.&lt;br /&gt;40- 1194 Tarihli Ömer Paşanın Kutbettin Cami&lt;br /&gt;41- 1199 Tarihli Ahmet Paşazâde Ömer Paşa Haremi Ümmü Gülsüm&lt;br /&gt;42- 1203 Tarihli Zeynep ve Halil&lt;br /&gt;43- 1205 Tarihli El-Hac Feyzullah b. Arapzâde Mustafa&lt;br /&gt;44- 1227 Tarihli Kadıoğlu Hüseyin Paşa&lt;br /&gt;45- 1228 Tarihli Fatma Hatun bint-i Mehmet Emin&lt;br /&gt;46- 1231 Tarihli Molla ısmail b. Koç&lt;br /&gt;47- 1233 Tarihli Rahime Hatun b. Osman&lt;br /&gt;48- 1238 Tarihli Hacı Fettah&lt;br /&gt;49- 1257 Tarihli Hacı ıbrahim oğlu Arabi Mehmet Fazlı Efendi.&lt;br /&gt;50- 1269 Tarihli El-Hac Ömer b. El-Hac Nebo&lt;br /&gt;51- 1271 Tarihli Hacı Mustafa b. ısmail&lt;br /&gt;52- 1286 Tarihli El-Hac Mehmet Emin Sakıp Efendi b. El-Hac Mustafa&lt;br /&gt;53- 1286 Tarihli Siverek'te Fevziye Medresesi&lt;br /&gt;54- 1287 Tarihli Eyyub-ün Nebi (A.S)&lt;br /&gt;55- 1290 Tarihli Rukuş Hatun bint-i Ahmet Ağa b. El-Hac Hasan&lt;br /&gt;56- 1296 Tarihli Pazar Camii&lt;br /&gt;57- 1297 Tarihli Hakverdi b. Abdullah&lt;br /&gt;58- 1297 Tarihli El-Hac Hüseyin b. Haçin Efendi&lt;br /&gt;59- 1302 Tarihli Hacı Medine bint-i Hacı Ahmet Ağa Kâmilzâde&lt;br /&gt;60- 1304 Tarihli Kürkçüzâde Ahmed Bican Efendi&lt;br /&gt;61- 1305 Tarihli Hacı ımam b. Cuma b. Mehmet&lt;br /&gt;62- 1305 Tarihli Siverek'te El-Hac Yusuf b. Mehmet b. Osman Ağa&lt;br /&gt;63- 1306 Tarihli Zeliha ve Zühre bint-i Hüseyin el Habek&lt;br /&gt;64- 1307 Tarihli Cenatırzâde Sadeddin Efendi b. Ahmet Ağa&lt;br /&gt;65- 1308 Tarihli Hacı Hafız Mehmet Efendi b. Hacı Hasan&lt;br /&gt;66- 1311 Tarihli Molla Mehmet b. Molla Ömer b. Molla Yusuf&lt;br /&gt;67- 1311 Tarihli Kısas Köyü Camii&lt;br /&gt;68- 1313 Tarihli Kadirzâde Yusuf Efendi&lt;br /&gt;69- 1318 Tarihli Çerkezzâde El-Hac ısmail Efendi b. Hafız Abdullah&lt;br /&gt;70- 1319 Tarihli Hacı Kâmilzâde El-Hac Hasan Ağa b. El-Hac Mehmet Ağa 71- 1324 Tarihli Yusuf b. Abuzer b. Yusuf Kellur&lt;br /&gt;72- 1325 Tarihli Şah Kulu&lt;br /&gt;73- 1325 Tarihli Hacı Bekir Bey b. Müslim (Şehbenderiye)&lt;br /&gt;74- 1327 Tarihli Hâcı Mekkiye bint-i Mehmet Ağa&lt;br /&gt;75- 1327 Tarihli Birecik'te Şeyh Mend&lt;br /&gt;76- 1327 Tarihli Siverek'te Hasan Çelebi&lt;br /&gt;77- 1327 Tarihli Hasan Çelebi Camii&lt;br /&gt;78- 1327 Tarihli Şıh Taha&lt;br /&gt;79- 1330 Tarihli Ruha'da Kâin Hz. Cabir-ül Ensâri (R.A) Zaviyesi&lt;br /&gt;80- 1330 Tarihli Kölezâde Müslüm Ağa&lt;br /&gt;81- 1330 Tarihli Hacı Mintaha bint-i Şeyh Mustafa Efendi b. Hacı Baba&lt;br /&gt;82- 1330 Tarihli El-Hac Ali Ağa b. Hacı Ömer (Hacı Ali Ağa)&lt;br /&gt;83- 1331 Tarihli Mülket Hacı Ahmet&lt;br /&gt;84- 1335 Tarihli Şeyh Hattadi&lt;br /&gt;85- 1335 Tarihli Küçük Avan (Namı diğer Mehmet Bakır b. Mahmut)&lt;br /&gt;86- 1336 Tarihli Topal Mollazâde Hacı Abdülgani b. Molla Ahmet&lt;br /&gt;87- 1337 Tarihli Osman Esat Efendi b. Eyyüp Sabir Efendi b. Osman&lt;br /&gt;88- 1337 Tarihli Birecik'te Elife bint-i Abdülkadir&lt;br /&gt;89- 1339 Tarihli Hacı Mihman (Mehmet ve Münevver Hanım)&lt;br /&gt;90- 1339 Tarihli Keçeci Hacı Mehmet&lt;br /&gt;91- 1340 Tarihli Tataroğlu&lt;br /&gt;92- 1341 Tarihli Arif Paşazâde Emine Hanım&lt;br /&gt;93- 1341 Tarihli Göncü Ali&lt;br /&gt;94- Latifzâde Mahmut Masum Efendi b. Menhum Abdüllatif&lt;br /&gt;95- Büyük Avan&lt;br /&gt;96- Cedd-ül Enbiya&lt;br /&gt;97- Siverek'te Mehmet oğlu Hacı Bahattin&lt;br /&gt;98- Hasan Paşa, namı diğer Tahtamor Camii Şerifi&lt;br /&gt;99-Halvetiye, namı diğer Bozlukuş Abdurrah-man b. Hüseyin&lt;br /&gt;100- Siverek'te Mehmet oğlu Hacı Bahattin&lt;br /&gt;101- Hacı Ayşe Hatun bint-i Hacı Kâmilzâde Hacı Mehmet Ağa b. Hacı Kâmil&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞANLIURFA'DAKı MÜLHAK VAKIFLAR VE KISACA HAYIR ŞARTLARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Rakka Valisi Sabıkan Merhum Ahmet Paşa (Rızvaniye) Vakfı (1153-1154): Mütevelli eliyle idare edilmektedir. Vakfın hayrattan 1 adet cami, akar nev'inden 333 adet dükkân, 3 adet arsa, 1 adet bahçe, 43 adet tarla, 1 adet mağara, 1 han ve 1 adet değirmeni mevcuttur. Akarların kiraya verilmesiyle elde edilen gelirinden başta Rızvaniye Camii'nin ih&amp;shy;tiyaçları karşılanmakta, daha sonra senede bir ha&amp;shy;tim ve duası okutturulması, vakıf öğrenci yur&amp;shy;dunda barınan öğrencilere yardım yapılması, ca&amp;shy;miye ait hela müteahhirlik ücreti, yüksek öğrenim yapan öğrencilere burs verilmesi gibi şartları karşı&amp;shy;lamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Rakka Valisi Yusuf Paşa Vakfı (1122): Emaneten idare edilmektedir. Hayrat nev'inden 1 adet cami, akar nev'inden 59 adet emlaki vardır. Akarların kiraya verilmesiyle elde edilen gelirinden başta Yusuf Paşa Camii'nin ihtiyaçları karşılan&amp;shy;makta ve daha sonra vakfiyesi gereği Yusuf paşa camiinde vaaz verilmesi, 5 nefer cüz okutturulması gibi hayır şartları bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Hakverdi b. Abdullah Vakfı (1297): Mütevelli eliyle idare edilmektedir. Vakfın 3 adet emlaki vardır. Vakıf evlada meşruttur (evlada geçmesi şartına bağlıdır).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- Azabistanağası Hacı Ali Vakfı: Mütevelli eliyle yönetilmektedir. Akarı yoktur, nakit mevcu&amp;shy;dunun nemalandırılmasıyla elde edilen gelirinden fukaralara yardım şartı ifa etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5- Küçük Avan Vakfı (Namı diğer Mehmet Bakır b. Mahmûd) 1335: Mütevelli eliyle idare edilmek&amp;shy;tedir. 1 adet emlaki vardır. Vakıf evlada meşruttur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6- Hacı Hamza Vakfı: Mütevelli eliyle idare edilmektedir.Vakfın emlaki yoktur. T. Vakıflar Bankası'na ait hisse senedi vardır. Vakıf evlada meşruttur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7- Hacı Kâmil Vakfı: Mütevelli eliyle idare edil&amp;shy;mektedir. Akar nev'inden 15 emlâki vardır. Muhtaçlara pirinç pilavı, Hasan Paşa ve Lütfullah Camilerine hasır alınması gibi şartları ifa etmekte&amp;shy;dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8- İmam Sekkaki Vakfı: Mütevelli eliyle idare edilmektedir. Vakfın akar nev'inden 12 emlâki vardır. Vakıf evlada meşruttur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9- Mülket Hacı Ahmet Vakfı: Emaneten idare edilmektedir. Akar nev'inden 5 emlaki vardır. Mevlüt okutturulması ve fakirlere aşure dağıtılması gibi hayır şartları ifa edilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10- Aynızeliha Vakfı: Bir süre emaneten idare edildikten sonra mazbut vakıf olmuştur. Akar nev&amp;shy;'inden 4 emlaki vardır. Ulu Camii'ne yardım şartı ifa edilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11- Şilikçizâde Mustafa Ağa b. Mehmet (Şirikçi) Vakfı (1105): Daha önce mütevelli eliyle yönetil&amp;shy;mekte iken şimdi Vakıflar Şube Müdürlüğünce emaneten idare edilmektedir. Akar nev'inden 10 emlaki vardır. Senede 3 hatim okuturulması ve fa&amp;shy;kirlere yemek dağıtılması şartı ifa edilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12- Doğancızâde Maksut b. Osman Vakfı (1123): Emaneten idare edilmektedir. akar nev'inden 5 emlâki vardır. Fakirlere yardım yapılması şartı ifa edilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13- Arabizâde Vakfı: Vekâleten idare edilmek&amp;shy;teyken daha sonra mazbut vakıf olmuştur. Akar nev'inden 12 emlaki vardır. Hayrat nev'inden de 1 camii vardır. Gelirlerinden camii ihtiyaçları çıktık&amp;shy;tan sonra kalanı evlada meşruttur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14- Şehbenderiye Vakfı: Mütevelli eliyle idare edilmektedir. Hayrat nev'inden 1 cami ve akar nev&amp;shy;'inden 46 emlaki vardır. Şehbenderiye camiinden vaaz verilmesi, Rabiülevvel ve Recep aylarında mevlüt okutturulması, fakirlere yemek dağıtılması ve fakir ilkokul çocuklarına kalem defter yardımı yapılması şartı bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15- Kadızâde (Mehmet Rehâvi oğlu Seyyid Ali) Vakfı (884): 2 adet bahçesi bulunmaktadır. Vakıf evlada meşruttur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;903 SAYILI KANUNLA KURULU YENİ (MÜLHAK) VAKIFLAR&lt;br /&gt;A) VAKIFLAR ŞUBE MÜDÜRLÜĞÜ'NCE İDARE EDİLENLER:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Mahmut Yetkin Vakfı (1985): Vakfın Sarayönü mevkiinde 3 adet emlaki mevcut olup, gelirinin ta&amp;shy;mamı kuruluş amacına göre Merkez Ulu Camiine sarfedilmektedir.&lt;br /&gt;2- Mehmet Billurcu Vakfı (1979): Akarbaşı mev&amp;shy;kiinde 2 adet dükkânı bulunmaktadır. Kuruluş amacına göre gelirinin tamamı Narinci Camii'ne sarfedilmektedir.&lt;br /&gt;3- Zekiye Parmaksız Vakfı (1975): Koyun Pazarı mevkiinde 1 dükkânı vardır. Kuruluş amacına göre geliri; kurban kesilmesi, fakirlere yemek dağıtılması ve her ay 1 hatim okutturulması şartlarına sarfe&amp;shy;dilmektedir.&lt;br /&gt;4- Kadir Kısa Vakfı (1993): 1 dükkânı bulunmak&amp;shy;tadır, emaneten idare edilmekte olup, hayır şartı olmadığından geliri Vakıflar Genel Müdürlüğüne gönderilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B) MÜTEVELLİ HEYETİNCE İDARE EDİLEN YENİ VAKIFLAR:&lt;br /&gt;1- Hazreti ıbrahim Halilullah Kültür ve Eğitim Vakfı (1979): Kabiliyetli fakir öğrencilerin eğitimine yardımcı olmak ve böylece milli ve manevi kültüre bağlı vatansever ilim adamları yetiştirmek amacıyla faaliyette bulunmaktadır. 1 adet öğrenci yurdu bu&amp;shy;lunmaktadır. Urfa'da en faal vakıflardan birisidir.&lt;br /&gt;2- Ziraat Fakültesini Güçlendirme Vakfı (1978): Kuruluş gayesi Şanlıurfa Ziraat Fakültesi'nin güç&amp;shy;lenmesi ve gelişmesi için her türlü girişimlerde bu&amp;shy;lunmaktadır.&lt;br /&gt;3- ıhlâsiye Camii Vakfı (1979): 1 adet dükkânı vardır. 1994 yılına kadar vakfeden kişinin tasarru&amp;shy;funda olup, bu tarihten sonra idaresinin Vakıflar Şube Müdürlüğü'ne devredilmesi şartı vardır. Ve geliri ıhlasiye Camii'ne sarfedilecektir&lt;br /&gt;4- Harran Ün. ılahiyat Fakültesini Güçlendirme Vakfı (1989): Şanlıurfa ılahiyat Fakültesi'nin güç&amp;shy;lendirilmesi için faaliyetler yapmak amacıyla ku&amp;shy;rulmuş ve bu amaç doğrultusunda çalışmalarda bulunmaktadır.&lt;br /&gt;5- Şanlıurfa ıli Kültür Eğitim Sanat ve Araştırma Vakfı (ŞURKAV)-(1990): 25 Aralık 1990 tarihinde Şanlıurfa Valisi T. Ziyaeddin Akbulut başkanlı&amp;shy;ğında Şanlıurfa'nın tarihi, kültürel, sanat eserlerini bulup ortaya çıkarmak, bu maksat doğrultusunda konferans, sempozyum, panel, kongre, seminer, sergi, anma günleri ve benzeri faaliyetler düzenle&amp;shy;mek, iştirak etmek, maddi ve nanevi katkılarda bu&amp;shy;lunmak, korunmaya değer kültür, tabiat ve sanat varlıklarını korumak ve tanıtımını sağlamak proje&amp;shy;ler hazırlamak, Şanlıurfa ilinin tarihi ve kültürel değerlerinin yaşatılması ve tanıtılması için gerekli araştırma ve derleme çalışmaları yapmak, bu alanda yapılan çalışmalara maddi ve manevi destek sağlamak amacıyla kurulmuştur.&lt;br /&gt;6- Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı (1986): Şanlıurfa merkez ve ilçelerinde toplam 11 adettir. 1986 yılında Türkiye genelinde kurulmuş&amp;shy;tur. ıllerde Valiler, ilçelerde kaymakamlar vakfın başkanıdırlar. Mütevelli heyetçe idare edilmektedir&amp;shy;ler. Vakfın kuruluş amacı; fakru zaruret içinde ve muhtaç durumda bulunan vatandaşlara yardım etmek ve sosyal adaleti pekiştirici tedbirler alarak gelir dağılımının adilane bir şekilde tevzi edilme&amp;shy;sini sağlamak, sosyal yardımlaşma ve dayanışmayı teşvik etmektir.&lt;br /&gt;7-Harran Üniversitesi Güçlendirme Vakfı (HÜGEV) (1993): Harran Üniversitesinin güçlenme&amp;shy;sine yönelik faaliyetlerde bulunmak amacıyla ku&amp;shy;rulmuştur. Vakfın Başkanı Harran Üniversitesi Rektörüdür. Harran Üniversitesi bütçesinden karşılanama&amp;shy;yan öğretim, eğitim araştırma ve yayın konuların&amp;shy;daki ihtiyaçları sağlamak, öğretim Üyelerine maddi ve manevi imkan sağlamak, Harran Üniversite-sinde yardıma muhtaç öğrencilere yar&amp;shy;dımda bulunmak, başarılı öğretim üye ve eleman&amp;shy;ları ile öğrencilere ödüller vermek, Üniversiteye bağlı araştırma kuruluşları açmak, başarılı öğrenci&amp;shy;lere burslar sağlamak, kültürel faaliyetleri destek&amp;shy;lemek, Üniversitedeki yatırımlara katkıda bulun&amp;shy;mak, araç gereç almak ve bu konularda çalışmalar yapmaktır.&lt;br /&gt;8- Bediüzzaman Eğitim Kültür ve Sanat Vakfı (1993): Vakfın amaçları; milli, nanevi, ahlaki değer&amp;shy;lere sahip insan yetiştirmek, eğitmek fertler ara&amp;shy;sında sevgi ve işbirliğini arttırmak beraberliği temin edici her türlü faaliyetlerde bulunmak, ıslâm bü&amp;shy;yüklerinin şahsiyetlerinin fikirlerini ve eserlerini araştırıp neşretmek, bu amaçlar doğrultusunda özel okullar açmak, konferanslar, seminer ve toplantılar düzenlemek, maddi imkansızlık içinde bulunan ög&amp;shy;rencilere burslar vermek, kütüphâneler açmak, araştırma ve inceleme çalışmaları yapmak, gençliğe yönelik yarışmalar, şenlikler düzenlemek, toplantı salonları açmak, nişan, düğün, sünnet merasimle&amp;shy;rine yardımlarda bulunmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;C- TÜRKıYE GENELİNDE HİZMET VEREN VE ŞANLIURFA'DA ŞUBESİ BULUNAN VAKIFLAR&lt;br /&gt;1- Hak Yol Eğitim Kültür Vakfı (1985)&lt;br /&gt;2- PTT Personeli Emeklileri Dul ve Yetimleri Sos. Yardımlaşma Vakfı (1985)&lt;br /&gt;3- Sağlık ve Sosyal Yardım Vakfı (1987)&lt;br /&gt;4- Türk Kadınını Güçlendirme ve Tanıtma Vakfı (1987)&lt;br /&gt;5- Hancıoğlu Eğitim ve Kültür Vakfı (1988)&lt;br /&gt;6- Hilâl Eğitim Vakfı (1991)&lt;br /&gt;7- Milli Gençlik Vakfı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞANLIURFA'DAKİ VAKIFLARIN EMLÂKLERİ&lt;br /&gt;Urfa merkez ve ilçelerinde idaresi Vakıflar Şube Müdürlüğü'nce yürütülen mazbut vakıfların 84 adet hayrat nev'inden (cami, mescit, medrese, türbe, v.s.) emlaki bulunmaktadır. Bunlardan 64'ü camidir. Mazbut vakıflara ait 706 akar türünden emlak bulunmaktadır. Mülhak vakıflara ait 535 akar nev'inden ve 3 hayrat nev'inden (cami) emlak bulunmaktadır. Merkez ve ilçelerde vakıfların top&amp;shy;lam 1.328 emlâki bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;VAKIFLARIN HİZMETLERİ&lt;br /&gt;Urfa'da cami inşa edip vakfeden hayır sahibi caminin masraflarını karşılamak üzere çeşitli emlak ve gelir getiren mallar da vakfetmiştir. Bu cami&amp;shy;lerde görev yapanlara vakıf gelirlerinden ücret ve&amp;shy;rilmesi de düşünülmüş ve bu hizmetlerin devam etmesi sağlanmıştır. Aynı zamanda vakıf gelirlerin&amp;shy;den va&amp;shy;kıf eserlerinin tamirleri, bakımları yapılarak devlet bütçesine yük getirilmemiştir. Bazen vakfedi&amp;shy;len bir emlakten gelir elde edilmesi için bir takım insanla&amp;shy;rın çalışması gerekmektedir ve bu insanlar çalışma&amp;shy;larından dolayı ücret alarak ailelerini geçin&amp;shy;dirmek&amp;shy;tedirler. (zirai bir arazinin işletilmesi gibi) Şanlıurfa'da vakıflar; dini, sosyal, kültürel, eko&amp;shy;nomik, tıbbi konularda çeşitli hizmetler vermiş ve bu hizmetlerle diğer müesseselerin de gelişmesine yardımcı olmuşlardır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3491078016698213419-2886570518882167745?l=vakiflarportali10.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/feeds/2886570518882167745/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=3491078016698213419&amp;postID=2886570518882167745' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/2886570518882167745'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/2886570518882167745'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/2008/03/anliurfada-vakiflar.html' title='ŞANLIURFA&apos;DA VAKIFLAR'/><author><name>Vakıflar Portalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10348583191573484327</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13468211044687257475'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3491078016698213419.post-2949269945314341144</id><published>2008-03-09T11:35:00.000-07:00</published><updated>2008-03-09T11:40:04.079-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Veysi Seviğ'/><title type='text'>VAKIFLARDA VERGİ MUAFİYETİ</title><content type='html'>"Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Vakıflara Vergi Muafiyeti Tanınması Hakkında"ki yasanın 20'nci maddesi uyarınca "gelirinin en az üçte ikisini nev'i itibariyle, genel, katma ve özel bütçeli idarelerin bütçeleri içinde yer alan bir hizmetin veya hizmetlerin yerine getirilmesini amaç edinmek üzere kurulan vakıflara, Maliye Bakanlığı'nın önerisi üzerine Bakanlar Kurulu'nca vergi muafiyeti tanınabilir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yasal düzenleme gereği "bunların vergi muafiyetinden yararlanması ve muafiyetlerinin kaybedilmesine ilişkin şartlar, usul ve esaslar Maliye Bakanlığı'nca" belirlenecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Olağan denetimler sırasında veya yaptırılacak özel denetimler sonucunda vergi muafiyeti tanınmasına ilişkin şartları kaybettikleri tespit edilen vakıfların vergi muafiyetleri" kaldırılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yasal düzenleme ile Maliye Bakanlığı'na verilen yetkiyi kullanan söz konusu bakanlık, "vakıflara vergi muafiyeti tanınmasının şartları, vergi muafiyeti tanınan vakıfların yerine getireceği yükümlülükler ve vergi muafiyetinin kaldırılmasına ilişkin usul ve esasları belirlemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurumlar Vergisi 83 Seri Numaralı Genel Tebliği ile yapılan açıklamadan da anlaşılacağı üzere "vakıflara vergi muafiyeti tanınmasının şartları vergi muafiyeti tanınan vakıfların yerine getireceği yükümlülükler ve vergi muafiyetine ilişkin usul ve esaslar aşağıda açıklanmıştır. Buna göre "vergi muafiyeti tanınması isteminde bulunacak vakıfların başvuru tarihi itibariyle aşağıda belirtilen koşulların tümünü bir arada taşıması gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bakanlar Kurulu tarafından vergi muafiyeti tanınacak olan vakfın; sağlık, sosyal yardım, eğitim, bilimsel araştırma ve geliştirme, kültür ve çevre koruma ile ağaçlandırma konularında faaliyette bulunmayı amaç edinmiş olması gerekmektedir. Bu bağlamda vakfın faaliyet konusu bu sayılanlardan birisi veya birden fazlası ile ilgili olabilir. Ancak, vergi muafiyeti isteminde bulunacak vakfın bu faaliyetlerinin kamuya açık ve devletin kamu hizmeti yükünü azaltıcı etki yapacak düzeyde olması gerekir. Belli bir yöre veya belli bir kitleye hizmeti amaçlayan vakıflara vergi muafiyeti tanınması mümkün değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Vakıfların vergi muafiyeti isteminde bulunmadan önce kuruldukları tarihten itibaren en az bir yıl süre ile faaliyette bulunuyor olması ve bu süre içindeki faaliyetleri ile devletin kamu hizmeti yükünü azaltıcı etki sağlamış olmaları gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Vergi muafiyeti tanınacak olan vakıfların bilanço esasına göre defter tutmaları gerekmektedir. Bu vakıfların birinci sınıf tüccarlar tarafından tutulması gereken defterleri yasal süresi içinde tasdik ettirerek kullanmaları ve muhasebe kayıtlarının Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği'ne uygun olması, vakfa ait iktisadi işletmelerin bulunması halinde bunlar için de ayrıca defter tasdik ettirilerek kullanılması ve vakfın muhasebe kayıtları ile iktisadi işletmesinin muhasebe kayıtlarını birbiriyle karışmayacak şekilde ayrı ayrı izlemeleri gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Vergi muafiyeti isteminde bulunan vakıfların vergi muafiyeti isteminde bulundukları tarihte en az 300 milyar TL (Üçyüz milyar lira) gelir getirici mal varlığına ve en az 30 milyar (Otuz milyar) lira yıllık gelire sahip olmaları gerekmektedir. Yıllık gelirin tespitinde; genel, özel ve katma bütçeli idareler bütçelerinden yapılan yardımlar ile bağış niteliğindeki gelirler dikkate alınmayacaktır. Bu tutarlar, her yıl o yıl için belirlenen yeniden değerleme oranında artırılacak ve izleyen yılda artırılmış miktarlar esas alınacaktır. Bu miktarların hesabında, bir milyar liraya kadar olan tutarlar dikkate alınmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Vakıf resmi senedinde yıl içinde elde edilen brüt gelirlerin en az üçte ikisinin sağlık, sosyal yardım, eğitim, bilimsel araştırma ve geliştirme, kültür ve çevre koruma ile ağaçlandırma faaliyetlerinden oluşan amaçlara harcanacağının yazılı olması ve son bir yılda bu koşulu yerine getirmiş olması ve vergi muafiyetinin devamı sürecinde de bu şarta uyulması gerekir. Vakfın amaçlarına ayrılması ve harcanması gereken miktarlar hiçbir şekilde başka bir amaçla kullanılamaz. Ancak, yönetim ve idame giderleri ile ihtiyata ve vakıf malvarlığını artırıcı yatırımlara ayrılan miktarların, tamamının veya bir kısmının vakfın amaçlarına yönelik hizmetlere harcanması mümkündür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Vakıfların vergi muafiyeti istemlerinin Maliye Bakanlığı tarafından ilk değerlendirilmesi yapıldıktan sonra, vakfa vergi muafiyeti tanınıp tanınmayacağı konusunda Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün ve vakıf senedinde amaç edinilen konulara göre ilgili diğer kuruluşların bu konudaki görüşleri alınacaktır. Vakıflar Genel Müdürlüğü ile ilgili kuruluşların bu konudaki görüşlerini vergi muafiyeti isteminde bulunan vakfın kurulduğu tarihten itibaren vergi muafiyeti isteminde bulunduğu tarihe kadar ki faaliyetleri ile devletin kamu hizmeti yükünü ne ölçüde azalttığını kendi denetim elemanlarına (denetim birimi bulunmayan kuruluşların yetkili organlarınca) yaptırılacakları incelemelere dayanarak bildirmeleri ve yazıları ekinde inceleme raporu ve tutanağın bir örneğini de Maliye Bakanlığı'na göndermeleri gerekmektedir. Herhangi bir incelemeye dayanmayan görüşler, ilgili vakfa vergi muafiyeti tanınmasına gözönünde bulundurulmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Gerekli koşulların yerine getirilmesi halinde, vergi muafiyeti isteminde bulunan vakfın, kurulduğu tarihten inceleme tarihine kadar olan faaliyet ve çalışmaları Maliye Bakanlığı merkezi denetim elemanları tarafından incelenecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak: DÜNYA GZETESİ 12/09/2003&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3491078016698213419-2949269945314341144?l=vakiflarportali10.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/feeds/2949269945314341144/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=3491078016698213419&amp;postID=2949269945314341144' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/2949269945314341144'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/2949269945314341144'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/2008/03/vakiflarda-vergi-muafiyeti.html' title='VAKIFLARDA VERGİ MUAFİYETİ'/><author><name>Vakıflar Portalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10348583191573484327</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13468211044687257475'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3491078016698213419.post-1547711131394861981</id><published>2008-03-09T11:07:00.000-07:00</published><updated>2008-03-09T11:16:52.911-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şükrü Kızılot'/><title type='text'>VAKIFLARDA KAFA KARIŞTIRAN MİR NOKTA</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/R9QoudmD43I/AAAAAAAAAEI/TDcK1tJ5hdg/s1600-h/%C5%9F%C3%BCkr%C3%BCk%C4%B1z%C4%B1lot.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5175806650438902642" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/R9QoudmD43I/AAAAAAAAAEI/TDcK1tJ5hdg/s200/%C5%9F%C3%BCkr%C3%BCk%C4%B1z%C4%B1lot.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;BİR nokta dedik çünkü kafa karıştıran çok nokta var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Diğerleri, birkaç gündür Meclis’te tartışılıyor ve zaman zaman bazı gerginlikler de yaşanıyor. Gerginlik, Salı günü de devam edeceğe benziyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Bu arada, gözden kaçan bir madde var. O maddeyi dikkatle incelediğimizde, kafalar karışıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;CİDDİ BİR SORUN&lt;br /&gt;Vakıflar Yasası ile ilgili 28. maddede "ince bir nokta" gözden kaçmışa benziyor. Bu maddeye göre;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;- Sermayesinin yüzde 50’sinden fazlası, Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait olan iştiraklerin (örneğin Vakıflar Bankası’nın),&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;- Kurumlar Vergisi matrahının (vergiye tabi yıllık kazancının) yüzde 10’u, Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne aktarılacak.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bildiğimiz kadarıyla, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Vakıflar Bankası sermayesinin yüzde 50’sinden fazlasına (mazbut vakıflar adına) sahip.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;IMKB ve Ticaret Sicili son verilerine göre; yüzde 58.45 olan bu hissenin, yüzde 73’ü A grubu, yüzde 15.45’i de B grubu hisselerden oluşuyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Bu duruma göre, Vakıflar Bankası’nın kurumlar vergisi matrahının yani vergiye tabi kazancının yüzde 10’unun, öncelikli olarak Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne aktarılması söz konusu olacak.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Şimdi diyeceksiniz ki; "Vakıflar Genel Müdürlüğü, bu para ile kültür varlıklarının onarımı, resterasyonu ve inşası gibi güzel şeyler yapacak. Burada sorun nerede?"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Haklısınız, ilk bakışta sorun yok gibi gözüküyor ama şöyle bir sorun var; Vakıflar Bankası’nın, yüzde 25.18’i halka arz edildiğinden, bu hisseleri alanların rızası olmadan, yasa ile yapılacak yüzde 10’luk bir para aktarımı, ciddi sorunlar yaratabilir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Örneğin; Anayasa ihlali, mülkiyetin gasp edilmesi ve Sermaye Piyasası düzenlemelerine aykırılık gibi tartışmalar başlayabilir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;GÖZDEN GEÇİRİLMELİ&lt;br /&gt;Kurumlar Vergisi matrahı üzerinden; yüzde 20 Kurumlar Vergisi ödeniyor. Ayrıca kurum ticari kárından yüzde 5 tertip kanuni yedek akçe ayrılıyor. Dağıtılan kárın yüzde 10’u ikinci tertip kanuni yedek akçe olarak ayrılıyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gerçek kişi ortağa kár dağıtılırken, yüzde 15’de stopaj (vergi kesintisi) yapılıyor. Bu itibarla, vergiler ve yedek akçeler öncesi verilen yüzde 10 pay, reel olarak yüzde 15’e yaklaşıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Halka açılma nedeniyle hisse alanların, temettü (kár payı) kaybına ve hisselerinin değer kaybetmesine neden olabilecek, Vakıflar Yasası ile ilgili 28. maddenin gözden geçirilmesinde yarar var.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Vergi kaçakçısına af düzeltilecek mi?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;ÇARŞAMBA günü okudunuz, Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla çıkartılan yasada vergi kaçakçılığı yapanlara adeta sürekli af getiren bir düzenleme yapıldı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;İnanılır gibi değil ama maalesef gerçek.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Naylon fatura alan, veren ya da hileli yollara başvuranlar, hayali ihracat yapıp, sahte faturalarla vergi iadesi alanlar;&lt;br /&gt;- Tarhiyat öncesi uzlaşma isteyip uzlaşırlarsa&lt;br /&gt;- 1 YTL ödemeseler bile, hapse girmeyecekler. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Çarşamba günü ayrıntılarını yazdığımız için bugün tekrarlamıyoruz. Acilen, yasalaşacak bir tasarıya, bunu düzelten bir madde eklenmeli. Bu yapılmazsa, naylon fatura ve diğer hileli yollarla vergi kaçıranlar, bayram edecekler.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Konuyla ilgili kısa bir araştırma yaptık. Olumlu bir haber; önümüzdeki hafta Meclis Plan ve Bütçe Alt Komisyonu’nda "Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Tasarı" görüşülecek. Maliye Bakanlığı, bu aşamada bir madde eklenmesini talep ederek, "kaçakçılara sürekli af" tartışmalarına son vermeyi düşünüyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kaynak: HÜRRİYET &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3491078016698213419-1547711131394861981?l=vakiflarportali10.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/feeds/1547711131394861981/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=3491078016698213419&amp;postID=1547711131394861981' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/1547711131394861981'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/1547711131394861981'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/2008/03/vakiflarda-kafa-karitiran-mir-nokta.html' title='VAKIFLARDA KAFA KARIŞTIRAN MİR NOKTA'/><author><name>Vakıflar Portalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10348583191573484327</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13468211044687257475'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/R9QoudmD43I/AAAAAAAAAEI/TDcK1tJ5hdg/s72-c/%C5%9F%C3%BCkr%C3%BCk%C4%B1z%C4%B1lot.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3491078016698213419.post-7037010792699705622</id><published>2008-03-08T13:13:00.000-08:00</published><updated>2008-03-08T13:34:08.939-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Osman Nuri Topbaş'/><title type='text'>OSMANLI'DA VAKIF MEDENİYETİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/R9MGMNmD42I/AAAAAAAAAEA/6XmVCVy6v0g/s1600-h/topba%C5%9F.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5175487203656328034" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/R9MGMNmD42I/AAAAAAAAAEA/6XmVCVy6v0g/s200/topba%C5%9F.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Vakıf, yaratandan ötürü yaratılanlara merhamet, şefkat ve sevginin müesseseleşmiş şeklidir. Diğer bir ifâdeyle Allâh'a adanan temlîk ve temellükten ebediyyen menedilen mülkiyetlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslâm'ın dünyâyı şereflendirmesi ile vakfın ilk fiilî nümûnesini de Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem- Efendimiz vermişlerdir. O, her davranışında bir nümûne-i imtisâl olduğu için önce Medîne-i Münevvere'de sahibi bulunduğu yedi ayrı hurmalığını, daha sonra da Fedek ve Hayber hurmalıklarından kendi hissesine düşeni Allâh yolunda vakıf buyurmuşlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu gören ashâb-ı güzîn de ellerindeki imkânlardan pek çok kıymetli gelir ve emlâki vakfetmişlerdir. Öyle ki Hazret-i Câbir:"Muhâcir ve ensârdan imkân sahibi olup da vakfetmemiş bulunan tek kişi bilmiyorum." demektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazret-i Ömer -radıyallâhü anh-, Hayber'de ganîmetten güzel bir hurmalık arâzî sahibi olmuştu. Rü'yâsında üç gün üst üste bu arâzîyi infâk etmesi kendisine işâret edildi. O da, Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-'e gelerek:&lt;br /&gt;"-Ey Allâh'ın Rasûlü! Nazarımda şimdiye kadar sahip olmadığım kıymette bir hurmalığa mâlikim. Bu hususta ne buyurursanız, öyle yapacağım." dedi.&lt;br /&gt;Allâh Rasûlü -sallâllâhü aleyhi ve sellem-:"-Dilersen bu hurmalığın aslını Allâh için vakfet! Gelirini de tasadduk et! Artık o hibe edilmez, ona vâris olunmaz, onun mahsûlü yalnız infâk edilir, muhtaca yedirilir." buyurdular.&lt;br /&gt;Bunun üzerine Hazret-i Ömer -radıyallâhü anh-, mâliki olduğu bu hurmalığı vakfetti. Buradan Allâh yolunda gazâ ve cihâd üzre olanlar, esâretten kurtulmak isteyen köleler, misâfirler v.s. nice ehl-i ihtiyaç istifâde eyledi.&lt;br /&gt;Ashâbın bu infâk seferberliğinden nasîb alan Osmanlılar da, vakıf mevzûunda pek büyük hizmetlerde bulundular. Vakıflar, en büyük gelişmeyi Osmanlı devrinde yaşadı. Osmanlılar'da vakıf, millet sayesinde kazanılan serveti, tekrar o toplumun istifâde ve hizmetine sunan birer vefâ müessesesidir. Pragmatist ve menfaatçi bir anlayışla sadece kazanmayı ve servet edinmeyi hedefleyen değil, merhamet ve insaniyeti öne çıkartan anlayışın ortaya koyduğu bir gönül mahsûlüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlılar, Hadîs-i şerîfte buyurulan:"İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır." beyânını kendilerine düstûr edinerek vakıf yoluyla sayısız muazzam ve kalıcı eserler vücûda getirdiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı'da kurulan vakıfların hizmet ve faâliyetleri, zengin bir muhtevâya sahipti. Bunların, topluma faydalı olmak kasdı ile zaman, zemin, yöreler ve eğilimlere göre çeşitlilik göstermesi, sistemin, statik değil, dinamik bir yapıya sahip olduğunun açıkça bir ifâdesidir. Câmî, mescid, tekke, zâviye, muallimhâne, medrese, dârulhuffâz, dârulhadîs, imâret, kervansaray, dâruşşifâ hizmetlerinin yanında su yolları, su kemerleri, çeşme ve sebiller, yollar, kaldırımlar, aşevleri, çocuk emzirme ve büyütme yuvaları; ayrıca namazgâh, kütüphâne, dükkân, misâfirhâne, kuyular, çamaşırhâne, helâ, han, hamam, bedesten, türbe, iskele, deniz feneri, ok ve güreş meydanları, esir ve köle âzâd etmek, fakirlere yakacak te'mîn etmek, hizmetçilerin efendileri tarafından azarlanmaması için kırdıkları kâse ve kapların yerine yenilerini almak, gâzîlere at yetiştirmek, ağaç dikmek, borçtan hapse girenlerin borcunu ödemek, dağlara geçitler kurmak, yetim kızlara çeyiz hazırlamak, borçluların borçlarını ödemek, dul kadınlara ve muhtaçlara yardım etmek, çocukları açık havada gezdirmek, mekteb çocuklarına gıdâ ve yiyecek yardımı, fakir ve kimsesizlerin cenâzesini kaldırmak, bayramlarda çocukları ve bîkesleri sevindirmek, kalelere, istihkâmlara veya donanmaya yardımda bulunmak, kış aylarında kuşların beslenmesi, göç edememiş olan hasta ve garîb leyleklerin bakımı ve tedâvîsi gibi uzayıp giden daha pek çok maksadla muhtelif vakıflar te'sîs edilmiştir. Bunlara ilâveten Mekke-i Mükerreme ve Medîne-i Münevvere'ye âid olmak üzere binlerce vakıf kurulmuştur ki, bunlara umûmî bir isimle "Harameyn vakfı" adı verilir. Böyle vakıflara, bugünkü gibi petrolü olmayan o mübârek topraklarda ictimâî sulh, sükûn ve refâhı sağlamak için orta Avrupa'dan Yemen'e kadar her tarafta rastlanmaktaydı ve bunlar için ayrı bir idâre kurulmuştu. Bu vakıf gelirlerine ilâveten hemen her pâdişâh, "sürre alayı" denilen ve İstanbul'da dokunarak Kâbe'ye gönderilen örtünün gönderilişi sırasında hem Harameyn ve hem de mücâviri olan ahâlî için çeşitli hediye ve ihsânlarda bulunurdu ki, bu an'ane, devletin yıkılışına kadar devam etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte Peygamber müjdesiyle gerçekleşen bir fetihten sonra Kostantinapol'u İslâmbol hâline getiren de bütün bu vakıfların hizmet sistemi olmuştur. Böylece eski isim târihe karışmış ve bu belde-i tayyibe, İslâmbol, Derseâdet, Pâyitaht ve Âsitâne gibi isimlerle devam etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başta Osmanlı pâdişâhları, devlet adamları ve diğer hayırsever zenginlerin o mübârek ve mukaddes beldelere tahsîs ettikleri vakıflar sayesinde oralarda yürütülen hizmetler, bütün ehl-i İslâm'ın takdir ve şükrânını kazanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyâyı âhırete hazırlık mekânı, âhıreti de bu dünyânın devamı kabûl eden İslâm, bu iki âlem arasında beden-rûh, madde-mânâ bakımından en güzel ve mükemmel dengeyi kurmuş, böylece âhenkli ve müreffeh bir cemiyetin en sağlam zeminini oluşturmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakıf insanların en zirvesinde bulunanlar, peygamberler, velîler ve onların terbiyesinde kemâle eren mü'minlerdir. Onlar, gönüllerindeki îmân heyecânını dünyânın dört bir tarafına taşımışlar, yine târihin en güzîde altın sahîfelerini onlar doldurmuşlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı'da mürşid-i kâmillerin feyz ve rûhâniyeti ile hidâyetlere vesîle olunuyordu. Tasavvufun mânevî terbiye merkezleri ve birer vakıf eserleri olan tekkeler de inkişâf edip, halkı olgunlaştırıyordu. Bu da ekseriyâ, devletin yanısıra şahısların rûhânî gayretlerinin eseri olan vakıflarla gerçekleşiyordu. Ferdlerde diğergâmlık, hassâsiyet, rikkat-i kalbiyye ve incelik, bir tabîat-i asliyye hâlinde idi. Nefs engelini aşanlar, irşâd ve mânevî hizmetleri ile memleket için bereketli ilkbahar yağmurları hâlinde her tarafa rahmet saçıyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vefâkâr mü'min kalbleri de, bu Hakk dostlarını vefatlarından sonra da unutmamışlar, onları, vakıflarını yaşatmak, türbelerini ziyâret etmek, fâtiha ve yâsînler göndermek sûretiyle dâimâ yâd etmişlerdir. Hattâ Osmanlı Devleti'nin son günlerine kadar Boğaz'da deniz seferi yapan kaptanlar; yolcularını, Üsküdar'dan geçerken Azîz Mahmûd Hüdâyî -kuddise sirruh- dergâhına, Beşiktaş önünden geçerken Yahyâ Efendi dergâhına, Beykoz'dan geçerken de Hazret-i Yûşâ -aleyhisselâm- tarafına doğru tevcîh ederek "Fâtiha"ya dâvet ederlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir zamanlar halkın, İstanbul'da medfûn olan büyük velîlere karşı edebi işte böyleydi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünkü toplumumuz dahî, o âlicenap ecdâdımızın müesseselerinin nîmetleriyle perverde olmaktadır. Câmîler, çeşmeler, askerî kışlalar, hastahâneler, hattâ içtiğimiz sular ve daha isimlerini sayamadığımız nice hayır hizmetleri bugün onlardan kalan muazzez emânet ve hâtırâlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilhassa Osmanlı tatbikâtında riâyet edilen bir husus olarak vakfın en mühim mânevî nîmetlerinden biri de yardım eden ve edilenin birbirlerini tanımamalarıdır ki, riyâ illetinden kurtulup aralarında makbûl olan gıyâbî duâ tahakkuk etsin! Ayrıca bu yardım, mescid vâsıtası ile tevzî edildiğinden halkın inanç dünyâsının güçlenmesine vesîle olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı'da vakıf duyarlılığı o kadar zirveleşmişti ki, insanlara hizmet imkânı kemâl bulduktan sonra hayvanlara hizmet çığırı açılmıştır. Yaralı kuşlara, hasta hayvanlara bile tedâvî merkezleri kurulmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı Devleti'nde kurulan vakıf adedinin gerçek sayısı meçhuldür. Ancak 26 bin küsûr kadarı tesbit edilmiştir. Bu sayılar, ecdâdın diğergâmlığının zirvesini ne güzel ifâde eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakıfların îfâ ettiği vazîfe, devletlerin sarsılıp dış ve iç gâilelerle zayıf düştüğü dönemlerde bile devam etmiş ve cemiyetin yaralarına pek şifâlı bir merhem olmuştur. Böylece en zor şartlarda ve nâzik durumlarda dahî cemiyetin mağdûr, mahzûn ve gönlü yaralı insanlarına açılan bir şefkat kucağı dâimâ olagelmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evliyâ Çelebi'nin Sokullu Mehmed Paşa vakfiyesindeki misâfirhâne ile alâkalı vermiş olduğu şu mâlumat ne kadar güzeldir:&lt;br /&gt;"... Eğer gece yarısı taşradan misâfir gelirse kapıyı açıp içeri alalar. Hazırda bulunandan yemek ikrâm edeler. Fakat cihan yıkılsa geceleyin içerden dışarıya bir kimse bırakmayalar.&lt;br /&gt;Sabahleyin ayrılma vakti geldiğinde de hancılar tellâllar gibi:&lt;br /&gt;"-Ey ümmet-i Muhammed! Malınız, canınız, atınız ve elbiseleriniz tamam mıdır, bir ihtiyacınız var mıdır?" diye nidâda bulunalar. Misâfirler hep birden:&lt;br /&gt;"- Tamamdır. Allah Teala, hayır sahibine rahmet eyleye!" dediklerinde, kapıcılar şafak vaktinde kapıların iki kanadını açarak:&lt;br /&gt;"- Gafil gitmeyin! dikkat edin, bisatınızı kaybetmeyin! Tanımzdığınız kimseleri arkadaş edinmeyin! Yürüyün, Allah kolay getire!..." diye duâ ve nasîhat ile uğurlayalar.&lt;br /&gt;"Bir mü'minin rûhî derinliğini gösteren Nakîbü'l-Eşrâf Es'ad Efendi'nin şu vakfiyesi de, ne kadar câlib-i dikkattir:&lt;br /&gt;"... Kıymetli ve hayırsever devlet adamlarının geçmediği ve geçmeyeceği sokaklara ve iskelelere yerleşmiş olan son derece yaşlı ve fakir kimselere veya bir hastalık sebebiyle iş yapmaya kudreti olmayan âcizlere odun, kömür ve diğer ihtiyaç maddeleri tedârik edile! Kimsesiz ve yoksul kız çocuklarından evlenme çağına gelenlerin de çeyizleri alına!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Batılı seyyah Hunke'nin, müslüman hastahânesinde yatmakta olan bir gencin babasına yazdığı mektubundan aldığı şu bölümler, vakıf hassâsiyetinin gönülleri saran ne kadar bâriz bir misâlidir:&lt;br /&gt;"Babacığım! Benim paraya ihtiyacım olup olmadığını soruyorsun. Taburcu edilirsem, hastahâneden bana bir kat yeni elbise ve hemen çalışmaya başlamak zorunda kalmayayım diye de beş altın verecekler. Onun için süründen davar satmana gerek yok. Ama beni burada görmek istiyorsan hemen gel! Canım buradan çıkmak istemiyor. Yataklar yumuşak, çarşaflar bembeyaz, battaniyeler kadife gibi. Her odada çeşme var. Soğuk gecelerde bütün odalar ısıtılıyor. Bizleri tedâvî edenler, çok şefkatli ve merhametli kimseler. Hemen her gün midesi hazmedenlere kümes hayvanları ve koyun kızartmaları veriliyor. Sen de sonuncu tavuğum kızartılmadan önce gel, beraber yiyelim!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Diğer yandan Osmanlı'da kurulan yirmialtıbin küsûr vakfın bindörtyüz küsûr kadarının hanımlar tarafından kurulmuş olması da, ayrıca câlib-i dikkattir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlardan Nûr Bânû Vâlide Sultan, İstanbul'un Anadolu ve Rumeli yakasında birçok eserler yaptırmıştır. Üsküdar Toptaşı'ndaki Atik Vâlide Câmii, imâreti, medresesi, dâruşşifâsı ve çifte hamamı onun hayrâtıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mâhpeyker Kösem Vâlide Sultan, Yeni Câmii'nin temelini atmış, Üsküdar Çinili Câmii ve yatırına mekteb, çeşme, dârulhadîs, çifte hamam ve sebil ile Anadolu Kavağı'ndaki câmîyi inşâ ettirmiştir. Onun, yetim kızları muhâfaza ve onları evlendirme vakfı da meşhûrdur. Bundan başka daha birçok eser ve hayrâtı vardır. Şâyân-ı dikkattir ki, vâlide sultanlar arasında celâletiyle tanınan Kösem Sultan'da dahî merhamet ve şefkat bir tabîat-ı asliyye hâlindeydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatice Turhan Sultan, temeli atılan Yeni Câmii'nin inşâsını tamamlatıp ibâdete açmıştır. Bunun yanında mekteb, medrese, imâret, kütüphâne ve çeşme hayrâtları yapmıştır. Ayrıca Yeni Câmii vakfiyesinde dikkati çeken bir husus da, kandil ve Ramazan gecelerinde bazı çeşmelerden bal şerbeti akıtılması ve namazdan çıkan cemâate ikrâm edilmesinin düşünülmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatice Turhan Sultan, bırakmış olduğu vakfiyyelerin yaşaması için zengin gelir kaynakları da hibe etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pertevniyâl Vâlide Sultan, İstanbul Aksaray'daki Vâlide Câmii ile Yâ Vedûd Mescidi'ni inşâ ettirmiş, ayrıca kütüphâne, çeşme ve mekteb yaptırarak vakfetmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edirnekapı'da ve Üsküdar'da birer selâtîn câmî inşâ ettirmiş olan Mihrimâh Sultan, vaktiyle Hârun Reşîd'in hanımı Zübeyde'nin Bağdad'dan Arafat'a getirttiği su yollarının bozulduğunu ve bu sebeple hacıların Arafat günü şiddetli su sıkıntısı çektiklerini duymuştu. Bunun üzerine derhal babası Kânûnî Sultan Süleyman'ın huzûruna çıkarak sahibi bulunduğu bütün mücevheratı bu yolda sarfetmek için müsâade istedi. Mîmâr Sinan'ın da bu işe me'mûr edilmesi talebinde bulundu. Ayrıca bu hayrâtının da dâimâ gizli kalmasının te'mînini istirhâm eyledi. Süleymaniye Câmii'nin temelleri atıldıktan sonra Mîmâr Sinan'ın uzun bir müddet ortadan kayboluşu vardır ki, bunun sebebi pek bilinmez. Umûmiyetle câmînin temelinin oturması için böyle hareket ettiği söylenir. Halbuki bu müddet zarfında Sinan, Hârun Reşîd'in hanımı Zübeyde'nin yaptırmış olduğu su yollarını Mihrimâh Sultan'ın servetiyle yeniden tâmir edip Arafat'a bol su getirmiştir. Bu suyun hâlâ "Ayn-ı Zübeyde" ismiyle anılması, Mihrimâh Sultan'ın bu hayrını gizlemiş olmaktaki hassâsiyetinin bir neticesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vâlide sultanların içinde hayrât bakımından en meşhûrlarından biri de, Bezmiâlem Vâlide Sultan'dır ki, asırlarca hizmet veren ve târihe mâl olan pek çok hayır hizmetleri yapmıştır. Yaptırdığı câmîlerin en büyüğü Dolmabahçe sarayı karşısındaki Vâlide Câmii'dir. Meşhur Galata Köprüsü de onun vakfiyesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vâlide Sultan'ın Şam'a kurduğu bir vakıf da çok mühimdir. Öyle ki vakıf şartı:&lt;br /&gt;a. Şam'ın tatlı suyunu hacılara ulaştırma,&lt;br /&gt;b. Hizmetkârların kırdığı veya ziyan verdiği eşyâları, onların haysiyet ve şahsiyetleri rencide olmasın diye tazmindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayır eli çok uzaklara kadar uzanan Vâlide Sultan'ın hizmetlerinin en büyüklerinden biri de şahsî servetini vakfederek yaptırdığı Gurabâ-i Müslimîn Hastahânesi'dir. Bu büyük eser, câmî ve çeşmesiyle 1843 yılında hizmete açılmış olup o günden beri ümmet-i Muhammed'in fakirlerine şifâ dağıtmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mübârek ecdâdın ihlâsla kurduğu vakıflar, kıyâmete dek faâliyetlerinin devam etmesi duâ ve temennîsi ile te'sîs edilmiştir. Bu vakıflar, bugünkü ve yarınki insanımızın ihtiyaçlarını, câmî, mekteb, hastahâne, kışla v.s. olarak gidermekte ve hizmetlerini devam ettirmektedir. Bunlar, mübârek ecdâdımızın muazzez rûhlarını şâd edecek birer sadaka-i câriye, îmân ve asâlet nişânesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allâh yolunda infâkta sevilen şeylerden ve gönülden verme hususu çok mühimdir. Âyet-i kerîmede buyurulur:&lt;br /&gt;"Sevdiğiniz şeylerden infâk etmedikçe aslâ e (yâni hayrın kemâl noktasına) eremezsiniz! Her ne infâk ederseniz, Allâh onu hakkıyla bilir." (Âl-i İmrân, 92)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakıf malında hassâsiyet ve onun muhâfazası çok mühimdir. Bunların maksadına mâtuf kullanılmaları husûsundaki ciddiyetin dâimâ hatırda tutulması için umûmiyetle vakfiyelerin ya başında veya sonunda hem hayır-duâ, hem de bedduâlar vardır. Hayır-duâ, vakfa hizmette kusûr etmeyenler içindir. Bedduâ ise, vakfiyede belirtilen hizmeti yerine getirmeyen, yâni vakfa kötülüğü ve zararı dokunan kimseleredir. Böyle kimseler için ekseriyâ şu bedduâ cümleleri kullanılır:&lt;br /&gt;"Her kim bu vakfın şartlarını bozar veya değiştirirse, Allâh'ın, peygamberlerin, meleklerin, insanların ve bütün mahlûkâtın lâneti onun üzerine olsun!..&lt;br /&gt;"Bu bedduâ, mânevî bir tehdîddir. Çünkü ince düşünüş sahipleri, muvahhid kimseler, âhıretteki hesâbın azâbla nihâyetlenmesinden korkarak böyle bir bedduâya mâruz kalmak istemeyip dâimâ gerekli hassâsiyet içinde hareket ederler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allâh'ım! Bizlere verdiğin emânetlerin hakkını liyâkatle edâ etmeyi ve yaratandan dolayı yaratılanlara hizmet eden "vakıf insan"lardan olabilmeyi nasîb eyle!&lt;br /&gt;Âmîn!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3491078016698213419-7037010792699705622?l=vakiflarportali10.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/feeds/7037010792699705622/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=3491078016698213419&amp;postID=7037010792699705622' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/7037010792699705622'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/7037010792699705622'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/2008/03/osmanlida-vakif-medeniyeti.html' title='OSMANLI&apos;DA VAKIF MEDENİYETİ'/><author><name>Vakıflar Portalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10348583191573484327</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13468211044687257475'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/R9MGMNmD42I/AAAAAAAAAEA/6XmVCVy6v0g/s72-c/topba%C5%9F.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3491078016698213419.post-2353412006179362859</id><published>2008-03-04T02:00:00.000-08:00</published><updated>2008-03-04T02:05:48.710-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Necdet Aksoy Dr.'/><title type='text'>SİVİL TOPLUM KURULUŞU VAKIF İLİŞKİSİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/R80eqhxWfpI/AAAAAAAAAD4/rhzFCSFzwro/s1600-h/sul_b.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5173825262887272082" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/R80eqhxWfpI/AAAAAAAAAD4/rhzFCSFzwro/s200/sul_b.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Yaşlı dünyamız yirminci yüzyılın sonlarında çok önemli dönüşümlere sahne olmuştur. Hem ekonomik, hem siyasal hem de sosyal alanları kapsayan bu köklü değişimin arkasında piyasa ekonomisi, bireysel girişimcilik ve bireycilik, pozitif yaklaşım vb. adlarla farklı yönleri tarif edilmeye çalışılan liberal iktisat vardır. Liberal iktisadın ideolojisi olarak liberalizm özünde devletin her alanda (ekonomide, siyasette, sosyal hayatta) küçülmesi, bu arada sosyal işlevlerini de mümkün olduğunca bırakmasını gerektirmekteydi.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;İnsan tabiatına uymayan bu değişim ve dönüşüm zinciri sivil toplum kuruluşlarını gündeme getirmiştir. Sivil toplum kavramı köken itibariyle Batıda doğmuş ve önceleri insanların çıkarlarını devlet dışında elde etmek üzere meşruluğu kabul edilen örgütlenmeler biçiminde ortaya çıkmıştır. Tarihi süreç olarak önceleri şehir hayatının getirdiği haklar ve yükümlülükleri ifade etmek amacıyla kullanılmaya başlanmış, devlet yada barbar kelimelerinin karşıtı olan “medeni” kelimesi yerine kullanılmıştır. Bu gün sivil toplum devlet dışı aktiviteler ile uğraşan, gerekirse devlet üzerinde bütün baskıları uygulayabilen ekonomik, kültürel gönüllülerin toplamıdır.1&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Kar gütmeyen sektör, gönüllü kuruluşlar, sivil toplum kuruluşları veya üçüncü sektör adı verilen bu alan çeşitli sebeplerle günümüzde yaygın bir şekilde kabul görmeye başlamıştır. Bütün dünya ile birlikte ülkemizde de son yıllarda kamu ve özel kesimin yanında yukarıda değişik adlarını saydığımız sivil toplum kuruluşları (STK’lar) farklı yapıları ile siyasi, ekonomik ve sosyal alanlarda kendisini iyiden iyiye hissettirmektedir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sivil toplum kuruluşları dernek, sendika, birlik, platform, siyasal parti, kulüp vakıf gibi çeşitli adlarla kurulan günümüz sivil toplum örgütlerinden vakıflar bu yazımızın konusunu teşkil etmektedir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Yüzyıllardan beri varlığını sürdüren vakıf ve hayrat kurumu acaba sivil toplum kuruluşu olarak adlandırılabilir mi?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Şüphesiz sivil toplum modern bir kavramdır. Bu nedenle geçmişten günümüze intikal etmiş olan vakıf müessesini bu kavramla adlandırmak tarihi yaklaşım itibarıyla elbette mümkün değildir. Bununla birlikte, farklı dönemlerin bu iki kuruluşunun icra ettikleri fonksiyonları göz önünde bulundurarak karşılaştırdığımızda vakıfların bu günkü rollerini daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir. Sivil toplum kuruluşlarına ve vakıflara hayat veren temel faktörleri incelediğimizde temelde aynı etkenlerin rol oynadığını görebiliriz. Bu benzerlikleri şöyle sıralayabiliriz 2. Her sivil toplum kuruluşunu ortaya çıkaran temel faktörlerden biri kişilerin hür iradesidir. Bizzat bireyler kendileri istemedikçe (istisnalar hariç) sivil toplum kuruluşu kurulamaz. Vakfın temelinde de vakıf kurucularının diğer bir ifadeyle bağışlayanın kişisel hür iradesi çok önemlidir. Bireyler kendi mal varlıklarını kendi hür iradeleri ile toplum hizmetine bağışlamakta, kullanım şartlarını belirlemekte ve bu şartlar devlet iradesi dâhil başka iradeler tarafından değiştirilememektedir.&lt;br /&gt;İkinci olarak bir sivil toplum kuruluşu kurmak bazı kaynakları bu amaca hasretmeyi, harekete geçirmeyi gerektirmektedir. Örneğin güçlü bir sivil toplum kuruluşunun ortaya çıkabilmesi için insan gücü yani üyeler ile maddi imkânları yani parayı gerçekleşmesi istenen ortak amaç etrafında bu iki unsuru meç etmeyi gerektirir. Aynı şekilde hayrat yapabilmek de kişinin sahip olduğu maddi imkânları herhangi bir toplumsal faydanın gerçekleşmesi için bahşetmeyi gerektirmektedir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bir sivil toplum kuruluşu oluşturabilmenin temel şartlarından birisi de kuruluşun misyonunun yani ana gayesinin tüm üyeler tarafından benimsenmesi gerekmektedir. Bu aynı zamanda toplumsal desteğin sağlanması için de gereklidir. Toplumun çoğunluğunun faydasına olan konuların hedef alınması halinde, ana gayenin gerçekleşmesinde toplumsal destek de aynı oranda artacaktır. Aynı şekilde toplumun ihtiyaç duyduğu alanlara hasredilen maddi değerler yani vakfiyeler yüzyıllar boyu yaşatılmakta, canlılığını sürdürebilmektedir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Bu üç noktadan baktığımızda vakıf sistemi ile günümüz sivil toplum kuruluşları arasında paralellikler bulunduğunu görmekteyiz. Farklı olarak vakıf sisteminde maddi unsuru toplum lehine vakfeden kişi bu icraatından dolayı bu dünyada bir karşılık beklemektedir. Yani vakıf bu dünya için yapılmamaktadır. Sivil toplum kuruluşlarında ise durum biraz farlılık göstermektedir. Sivil toplum kuruluşlarında ana gaye her zaman toplumsal fayda olmayabilir. Ortak gayenin gerçekleşmesi amacıyla bir araya gelen üyelerin oluşturduğu sivil toplum kuruluşlarında çoğu zaman ortak gaye sadece üyelerin çıkarına olmakta en azından toplumu hedefe almayabilmektedir. Örneğin mahdut sayıda işadamının ortak gayesini gerçekleştirmek amacıyla kurdukları sivil toplum kuruluşu bu amaç için çalışmakta üyelerinin hak ve menfaatlerini savunabilmektedir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Tüm bu açıklamalarımızdan sonra asıl konumuz olan vakıf müessesine geçebiliriz. Bir malı veya mülkü satılmamak kaydıyla bir hayır işine bağışlama, bırakma; başka bir ifadeyle bir mülkü ammenin (toplumun) menfaatine ebedi olarak tahsis etmek şeklinde tanımlanan vakıf 3 , tarihin ilk devirlerinden beri var olan bir hayır müessesesidir. Vakıf İslam’ın yardımlaşma ve topluma yararlı olma konusuna verdiği büyük değer sayesinde, yaygınlaşmış, kurumsallaşmış ve çağları aşarak günümüze kadar gelmiştir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;İslam’ın ana kaynağı olan Kur’an ve Sünnette elinde bulunanı ihtiyaç sahipleri ile paylaşma konusunda sayılamayacak kadar emir ve tavsiyeler bulunmakta olduğundan Müslümanlar öldükten sonra sevap defterlerinin kapanmaması için vakfiyeler bırakmaktadırlar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Anadolu Selçukluları devrinde Sultanların yanı sıra devlet adamları ve emirlerin de vakıfları bulunmaktaydı. Ayrıca evlatlık vakıflar diye tabir edilen ve genellikle Türkistan’dan gelerek Anadolu’da uç bölgelere yerleşen dervişlerin temlik ettikleri araziler üzerine kurulan vakıflar oldukça yaygındır. Bu vakıflar sayesinde toplumsal katmalar arasındaki bağlar kuvvetlenmekte, vatandaş ile yöneticiler arasında rızaya dayalı olan bağlılık güçlenmekteydi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı Devletinin vakıflara verdiği önemi göstermek adına bir örneğe bakmamız yeterlidir. Fetihten yaklaşık yüz yıl sonra 1546 yılında kaleme alınan İstanbul Vakıflarının Tahrir Defterindeki kayıtlara göre Eyüp, Galata, Üsküdar hariç sur içi bölgesinde kayıtlı bulunan vakıf sayısı tam 2515 adettir. Ayrıca bu rakama padişahlar tarafından kurulan ve vakıf kuruluşlarının en görkemlilerini oluşturan hayrat siteleri (Padişah Vakıfları) dâhil değildir 4. Bu rakamdan hareketle sadece İstanbul’un sur içinde her yıl ortalama 27 vakıf, diğer bir ifade ile her ay en az iki vakıf kurulmuştur. Günümüzde yerel yönetimler yada merkezi idare tarafından verilmekte olan pek çok kamu hizmeti Osmanlı Devletinde karşılıksız olarak vakıf müesseseleri tarafından üstlenilerek hizmetlerin maliyeti kamuya yansıtılmamaktaydı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Cumhuriyet döneminde vakıflarımız ve gününüzde vakıflara bakışımızı daha sonraki sayılarımızda derlendireceğiz.&lt;br /&gt;Dr. Necdet AKSOY Araştırmacı&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;1. Aksoy, N. (2002) Türkiye’de Sivil Toplum Kuruluşlarının Baskı Grubu Olarak Çevre Politikalarına Etkileri, yayınlanmamış Doktora Tezi, ss 10. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;2. Yediyıldız, B. (2006). Türk hayrat sistemi ve sivil toplum. Sivil Toplum. 4 (15) ss. 7-14.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;3. Çiftcioğlu, İ. (2006). Sosyal Yardım ve Dayanışmada Vakıf Kültürünün Yeri ve Önemi: Türkiye Selçukluları Döneminde Mühtediler ve Yoksullar İçin Tahsis Edilen Vakıflara İlişkin Bazı Örnekler; Sivil Toplum, 4 (15), ss.25-32.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;4. Yediyıldız, B. (2006) adm.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3491078016698213419-2353412006179362859?l=vakiflarportali10.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/feeds/2353412006179362859/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=3491078016698213419&amp;postID=2353412006179362859' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/2353412006179362859'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3491078016698213419/posts/default/2353412006179362859'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vakiflarportali10.blogspot.com/2008/03/sivil-toplum-kuruluu-vakif-ilikisi.html' title='SİVİL TOPLUM KURULUŞU VAKIF İLİŞKİSİ'/><author><name>Vakıflar Portalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10348583191573484327</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13468211044687257475'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_OFfpiDdHMSo/R80eqhxWfpI/AAAAAAAAAD4/rhzFCSFzwro/s72-c/sul_b.gif' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry></feed>