BİR ZAMANLAR VAKIFLARIMIZ VARDI

Yaşadığımız çağ ve sistem, beraberinde bâzı mânevi hastalıklar getirmiştir: Sâdece kendini düşünmek, çıkar ve menfaat peşinde olmak, başkalarının hâlleriyle ilgilenmemek vb. hastalıklar.. Müslümanlıktan ve Osmanlıdan beslenmesi gereken günümüz insanı, vakıf medeniyetini ve vakıf insanları incelemelidir..

Selâmların En güzeli ile; ''Esselâmu 'Aleyküm''

Mayıs ayının ilk haftalarında ''vakıflar haftası'' kutlanır..Biz de bu konuyu gündeme getirelim istedik. Neden mi?Hangi medeniyetin mîrasçıları olduğumuzu bilmeliyiz.. Hizmet eden fedâkâr yiğitleri hayırla yâd etmeliyiz..

Vakıf; yorgunu dinlendiren misafirhane, yetimi barındıran yurt, yoksulu güldüren yuvadır. Vakıf; cahili eğiten mektep, açı doyuran aşevi, hastayı tedavi eden hastanedir.
Vakıf, yaratandan ötürü yaratılanlara merhamet, şefkat ve sevginin müesseseleşmiş şeklidir.

Vakıfta almak yoktur, vermek vardır. Vakıfta, gelirleri toplayıp yöneticiler arasında paylaşmak yoktur, toplumun ihtiyaçlarına harcamak vardır. Vakıfta hiç bilmediğiniz, tanımadığınız insanlara, dini, dili, rengi ve cinsiyeti dikkate alınmaksızın hizmet etmek vardır.

Geçmişte vakıflar, başta eğitime ve ilme katkılarıyla, sağlık alanındaki hizmetleriyle dikkat çekerler..

Kurulmuş olan bazı vakıflar da toplumda insanların temel sorunlarının halledildiğinin göstergesidir.

İşte bâzı ilginç vakıflardan Misaller:
* İzmir`de haziran ayından itibaren şehir merkezinde ve hapishanedeki mahkumlara serinlemeleri için kar dağıtmak için..
* Amasya`da Recep ayında pişirilecek 3 batman helvayı medreseler önünde dağıtmak için.. Ramazan ayında köyüne gitmeyip medresede kalan talebelere 5`er kuruş pabuç parası vermek için..
* İstanbul`da yaşlılık hastalık gibi sebeplerle mesleğini icra edemeyen kayıkçı ve hamallara yardım etmek, devlet adamlarının geçmediği ve geçmeyeceği tenha yerlerdeki kaldırımları tamir etmek için... Anadolu'nun çeşitli yerlerinde Allah rızası için savaşa giden gazi ve mücahitlere iyi atlar verilmesini sağlamak için..
* Aydın'da Cuma namazına müteakip köy camii önünde cemaate yemek verilmesi için.. Amasya'da köprüleri, selin getirdiği ağaç ve taşlardan temizlemek için..
* İstanbul'da duvarlara yazılan yazıları temizlemek için...İstanbul'da borcundan ötürü hapse girenlere para yardımında bulunmak için..
* Bursa'da fakirlere meyve yardımı yapmak için..İzmir'de leyleklerin beslenmesi için.. Şam'da düşman eline esir düşen Müslüman esirleri satın alarak kurtarmak için.. vakıflar kurulmuştur. (1)

Görülüyor ki; Osmanlı'da vakıflar; fakirlerin ihtiyaçlarının karşılanmasından, borçluların ödenmesine, göçmen kuşların doyurulması ve beslenmesine; evlenecek yaşa gelmiş kimsesiz fakir ve gariplerin evlendirilmesine varıncaya kadar pek çok alanda hizmet vermekteydiler.
Hayvanlara gıda yardımı ve su verilmesi, yaralı leyleklere bakılması, sivrisineklerle mücadele, nâdide gül ve çiçek yetiştirenlere mükafat verilmesi için .. Okuyan talebeleri pikniğe götürmek, insanlara temiz nefes aldırmak, yaşlı ve hasta olduğu için çalışamayan hamallara yardım etmek gibi birbirinden ilginç nedenlerle kurulan vakıflar da olmuştu.

Kışın kömürsüz kalanlara ismi meçhul bir zengin kömür gönderiyor, Mahalle bakkalının borç defteri, belli bir sayfadan belli bir sayfaya kadar ödeniyordu.Ve bu hayır sahipleri kendilerini özenle gizliyorlardı. (2)

Bunu sâdece bizler söylemiyoruz..
Dünya târihi de buna şahiddir...
Comte de Marsigli'yi (3) dinleyelim:
''Yazın İstanbul'dan Sofya'ya giderken dağlardan anayol üzerine inmiş köylülerin yolculara bedava ayran dağıttıklarına şahit oldum.'' ...
''Fakat şunu da itiraf etmeliyim ki, bu dindarane hareketlerinde biraz fazla ileri gitmektedirler. İyiliklerini yalnız insan cinsine hasretmekle kalmayıp, hayvanlara ve hatta bitkilere bile teşmil ederler.''

Bu tespiti, İslâm ve Türk düşmanı avukat Guer misallendiriyor:
''Hayvanları beslemek için vakıflar ve ücretli adamları vardır. Bu adamlar sokak başlarında sahipsiz köpeklere ve kedilere et dağıtırlar... Sokaktaki ağaçların kuraklıktan kurumasını önlemek için bir fakire para verip sulatacak kadar kaçık Müslümanlara bile rastlamak mümkündür!...''
''Birçokları da sırf azad etmek için kuşbazlardan kuş satın alırlar. Bunu yapan bir Türk'e bir gün yaptığı işin neye yaradığını sordum.
Küçümseyerek baktı ve şu cevabı verdi: ''Allah'ın rızasını tahsile yarar.''
Galiba geçmişimizden uzaklaşmak bize çok pahalıya patladı. İşte Yahya Kemal Beyatlı'nın tespiti:
''Eski Türklerin bir dini hayatları vardı, dini hayatları olduğu içinde çok şeyleri vardı; yeni Türklerin de dini hayatları olduğunda çok şeyleri olacak."

Vakıf ruhu; vakfedilen herşey, kişilerin özel mülkiyetinden çıkarak, toplumun mülkiyetine geçiyor, ''sosyal bir kuruluş'' halini alıyor.

Osmanlı döneminde, vakfetme ve vakıflaşma o kadar yaygınlaşmıştır ki, 1500'lü yılların başında Osmanlı topraklarının beştebiri, vakıf toprağı haline dönüşmüştür. Sadece 1700-1800 yılları arasında, yaklaşık 6.000 adet vakıf kurulmuştur ki; bunların, yüzde 30 kadarı dini hizmet amacıyla, yüzde de 70'i sosyal hizmet amaçlıdır.. (4)

Vakıf medeniyetinin altın çağında; ne muhtaçlar kaderine, ne çocuklar karanlık caddelere, ne gönüller maalesef kadere ne de talebeler küfrün ve edep tanımaz hayatın içine terk edilmemişti.

Bakınız batılı Tillman C. Trowridge-ye:
''Türkler (yani müslümanlar) hristiyanlaştırılmadıkça ve bütün kurumları batılılaştırılmadıkça kurtuluş yoktur.''der.1924-35 arasında olanlar oldu. Bir yandan vakıflar, bir yandan da türbe ve medreselerin kapatılması, Osmanlı arşivlerinin kağıt fiyatına Bulgaristana satılması bazılarındandır. Müesseselerimiz yetim hâle geldi..

Bugün genelde, yaratılışının gayesini unutmuş veya unutturulmuş nesillerle karşı karşıyayız.. Bunlarla nereye kadar gidebiliriz!

Artık bugün; bu sevgi kültürünün, bu şefkat medeniyetinin eksikliği hissedilmektedir`Türk insanına düşenin, bu hayırlı mirası yeniden hayata geçirmek olduğunu haykırmak lazımdır.

Ülkemizde çok güçlü ve köklü bir mirası olan vakıf bilincini toplumda canlı tutmak, gelecek kuşaklara vakıf medeniyetini aktarabilmeliyiz. (5)
Dikkat! Böyle bir medeniyetin evlatları olduğumuzu vurgulamamız bizlere borçtur..
Rabbimiz âyette: ''Sevdiklerinizden infak etmedikçe hayra, sevaba giremezsiniz.'' (6)
''Dünyada senin elinde kalacak olan, yiyip-tükettiğin, giyip eskittiğin ve Allah yolunda sadaka verib bakileştirdiğinin dışında hiçbir şey yoktur.'' (7)

Güzel Şehrimize içerden ve dışarıdan gelip orta-lise ve fakültede okuyacak olan öğrencilere el kucak açabilsek, imkân, yer ve aş sunabilsek;Midelerini gıdayla gönüllerini de mâneviyatla ar ve edeple doldurabilsek...
Dünya ve ahiretlerini de berâber kazanmalarına yardımcı olabilsek... Bunun için Vakıflar kurabilsek..
Tereddütlerle gelenleri tebessümlerle uğurlayabilsek vatanımızın dört bucağına..Düşünebilsek, konuşabilsek bunları... Evvela fikir sonra da harekette bir olabilsek... Lafda değil; işte, hizmette olsak..
Ve bugün; ''Gün bu gündür'' diyebilsek.. Başlasak bir kenarından..Bu hizmet; yüksek ahlak sahibi, şahsiyetli, azimli ve kendini vakfeden insanların gayretleriyle mümkün olacaktır. Biz azmeder, çalışırsak gelecek nesiller hayat bulacak. Yoksa ecdâdımız mahzûn olacaktır..

Selam ve hürmetlerimle huzurlarınızdan ayrılırken tekrarlayalım Efendim:Eğer o dini hayatımız olursa çok şeylerimiz olacak!..Yolumuz ve yolunuz açık olsun, Hak'ka yürüyenlerin ruhları şad olsun.
--------------------
İstifâde edilen kaynaklardan;
1- Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün Mart 2008'de yayınladığı İlginç Vakıflar kitabından.
2- Yavuz Bahadıroğlu - Biz Osmanlıyız
3- Osmanlı askeri teşkilatını Avrupa'ya tanıtmasıyla meşhurdur.
4- Vakıf İnsanlar ve Din Doç.Dr. Ali AKPINAR. Yeni Ümit¸Sayı : 65 Temmuz - Ağustos - Eylül 2004
5- Zaman gaz. 12. 2. 1990.
6- Al-i İmran. 92.
7- Belgeler gerçekleri konuşuyor. I / 105